

Abdurrahman Dilipak
Bu seyahatimiz biraz tarihe yolculuk, biraz da uyuyan bir hayali uyandırma çabasının ürünü idi ve tabii bayramlaşmak ve mü’min olmanın gereklerini yerine getirmek için bir yeryüzü yolculuğuydu, Hicaz topraklarına doğru…
Kahvenin ülkesi
Yemen deyince hemen akla kahve gelir; toplumsal hafızamızda yer eden “Kahve Yemen’den gelir.” şekli ile. Ve “Türk kahvesi”, aslında Yemen kahvesinin pişirilmesi ile ilgili bir sanattır…
Ano Yemen’dir, gülü çimendir, giden gelmiyor, acep nedendir
Yemen’e gidenler kolay gelmezler. Yedi yıl süren askerlik hiç bitmeyecekmiş gibi gelir…
Yemen hem Hicaz bölgesi içinde yer aldığı için önemlidir hem de Aden Körfezi, Kızıldeniz’e açılan bir kapı olduğu için. Aden düşerse, Mekke ve Medine tehdit altında kalacaktır. Onun için Yemen müdafaası hep Hicaz müdafaası olarak görülmüştür. Çanakkale harimi ismetimize açılan bir kapı hükmünde idi; denize vurulan bir kilit… Onun için Kilitbahir diye bir yer vardır Çanakkale’de. Babü’l Mendep, güneydeki Çanakkale’dir. Ya da Çanakkale, kuzeydeki Babü’l Mendep!
Babü’l Mendep Boğazı, Arap Yarımadası kıyılarındaki Ras Babü’l Mendep ile Afrika tarafındaki Ras Siyan arasında kalır. Boğaz, Perim Adası tarafından iki kanala bölünür. Afrika kıyıları ile Perim Adası arasındaki geniş kanal, en az 16 km genişliğinde ve 311 metre derinliğindedir ve stratejik açıdan büyük önem taşır.
1869’da Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla Aden’in 300 yıllık tarihî geçmişi yeniden önem kazanmaya başlamıştır. Aden, 1839’dan beri İngiltere için bir kömür istasyonu ve ticaret limanı olarak önem taşımıştır. Aden yönetimi, 1927’ye kadar Hindistan’daki İngiliz karargâhına bağlı olarak faaliyet göstermiş; 1960 sonrasında ise Aden, İngiliz Ortadoğu Komutanlığı’nın ana karargâhı hâline gelmiştir. Aden, daha sonra ayrı bir İngiliz Kraliyet Kolonisi olmuştur. İngilizler Aden’i ancak 1967’de boşaltmışlardır; arkalarında kocaman bir yoksulluk ve kavga bırakarak…
İHH heyeti ile Yemen’e yolculuk
İHH’nın Kurban kampanyası çerçevesinde İHH görevlisi arkadaşlarla beraber Yemen’e doğru yola çıkıyoruz.
Nüfusun %60’ı Şia’nın Zeydi kolundan olan Yemen’de Sünnilerin büyük çoğunlu ise Şafi mezhebine mensup. Zeydiler genel olarak Şafilere, Caferilerden daha yakın bir topluluk. Ancak son zamanlarda, İran etkisi ile ve önderlerinin isminden yola çıkılarak kendilerine “Husi” denilen toplulukla hem yerel yönetim hem de Suudi Arabistan arasında sıcak çatışmalar yaşanıyor.
Yönetim büyük çoğunlukla Zeydilerden oluşsa da Husiler, İmam Hasan ve Hüseyin’in soyundan gelmeyen bir emirin yönetimine karşı çıkıyorlar. Yani din eksenli siyasi bir sorun yaşanıyor. Sorunun adı, emaretin ehlibeyte ait olması meselesi ve Mehdiyyet.
Daha önce Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrılan Yemen, bugün tek parça gibi görünse de, ülkede bulunan petrol ve altın kaynaklarından sonra dörde bölünme tehlikesi ile karşı karşıya.
Ülke hâlen büyük bir yoksulluğun pençesinde. Kuzeyde devam eden bir iç savaş var. Ve daha kötüsü; ülke nüfusunun %70’ten fazlası, gat denilen bir uyuşturucu otun bağımlısı hâline gelmiş durumda. Kahve bahçeleri sökülmüş ve her yere gat ekilmiş. Başkent Sanaa’daki hemen hemen tüm yeşil alanlar gattan ibaret. Bütün meyve ve kahve bahçeleri sökülmüş. Gat, ülke tarımının en önemli ürünü hâline gelmiş ve giderek Somali, Cibuti, Eritre ve Etiyopya’ya doğru yayılıyor. Suudi hükümeti, bu bağımlılığın kendi topraklarına yayılmasından kaygı duyuyor.
Hûd Aleyhisselam ve İrem Bağları
Yemen deyince ilk akla gelen isim, Hûd Aleyhisselam. Onun kavmi, yüksek kayaların üzerinde taştan çok katlı evler yaparak gururlanıyorlardı. Hûd Aleyhisselam’ın uyarılarına kulak vermeyen bu halk, sonunda helâk oldu.
Yemen’de Âd kavmine gönderilen Hz. Hud, Nûh Aleyhisselam’ın oğlu Sâm’ın neslindendir. Hz. Hûd, Âd kavmi helâk olduktan sonra, kendisine inananlarla birlikte Mekke-i Mükerreme’ye, Kabe’ye gitti. Orada vefat etti. Kabrinin Harem-i Şerîf’te, Hicr’de bulunduğu rivayet edilir.
Hûd Aleyhisselam’ın bir başka adı da Âbir’dir. Kur’an-ı Kerim’de ismi zikredilmiş olan Hûd Peygamber, Aden ile Umman arasındaki Ahkâf’ta doğdu. Ticaretle uğraşırdı. Yaşadığı vadi, İrem Bağları diye meşhur olmuştu. Buranın halkı zengin bir halktı. Ellerindeki maddî imkânlarla etrafa zulmediyorlardı. Bir rivayete göre Âd kavmi, Hûd Aleyhisselam’a, “Mucize getirmeden putlarımızı terk etmeyiz.” dediler. Mucize olarak da “Rüzgârı istediğin tarafa çevir!” dediler. Bu gerçek oldu. “Büyük kayaların toprak olmasını” istediler. O da oldu. “Koyunların yünlerinin de ipek olmasını” istediler. Mucizelere rağmen inanmadılar. “Sen bizi putlarımızdan ayırmak için mi geldin? Doğru söylüyorsan, haydi bizi tehdit ettiğin azabı getir de görelim!” dediler.
Ardından kuraklık ve kıtlık geldi. Üç sene susuzluk oldu. İrem Bağları kurudu. Bunaltıcı kuru bir rüzgâr esiyordu. Tozdan göz gözü göremiyordu. Bu kavurucu rüzgâr onların sonlarını getirdi. Yüksek kayalara yaptıkları evlerin içi toprakla doldu. Fussilet sûresi 16’da bu rüzgârdan “sarsar” (kavurucu rüzgâr) diye bahsedilmektedir. Tevbe etmeleri için tanınan azap günlerinden ise “eyyâm-ı nahisât” olarak söz edilmektedir. Hz. Hûd’a karşı öfke doluydular. Başlarına gelen felaketten sorumlu tuttukları için onu öldürmeye karar verdiler. Artık onlara azabın gelmekte olduğu, Hz. Hûd’a bildirildi. Bir sabah Hûd Peygamber inananları yanına çağırdı. Ufukta siyah bir bulut belirmişti. Âd kavmi, bunu yağmur zannetti. Ama gelen “o can yakıcı, azap veren ve her şeyi yok eden bir rüzgâr”dı. Rüzgârın sesi vadiyi kapladığında Âd kavmi için artık çok geçti. Âd kavmi kasırgadan kurtulmak için tutundukları ağaç ve taşlarla birlikte havaya fırlayarak paramparça oldular. Mal ve mülklerinden hiçbir eser kalmadı, helâk olup gittiler.
Kur’an kıssalarının yaşandığı yer
Kur’an-ı Kerim, Yemen’den ayrıca Fil Ordusu sebebiyle de bahseder. Ebrehe’nin ordusu, Yemen’den yola çıkmıştı. Bugün Ebrehe’nin sarayının bulunduğu yerde kanalizasyon borularının kesiştiği büyük bir logar bulunuyor.
Âd kavmiyle ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’in A’râf, Hûd, Mü’minûn, Fussilet, Ahkâf, Zâriyât, Kamer, Hâkka, Şuarâ ve Fecr sûrelerinde bilgiler yer almaktadır.
Yine Kur’an-ı Kerim’de sözü edilen Seba melikesi de Yemen’den yola çıkıp Hz. Süleyman’ın sarayına konuk olmuştu ve cinler Belkıs’ın tahtını o gelmeden Kudüs’e getirmişlerdi. Belkıs da Yemenli idi.
Kıyamete yakın, yerden büyük bir ateşin yükseleceğinden söz edilen Hadramud da Yemen’de bulunuyor.
Ayrıca meşhur Veysel Karani de Yemenli.
Bugünkü Yemen, Suudi sınırlarında kalan Necran’ın devamı gibi. Suudi Arabistan, Necran’daki Şii toplulukla uzan zamandır sorun yaşıyor ve bu bölgede sürekli çatışmalar oluyor. Yemen’deki Husi ayaklanmasından sonra bu bölgedeki çatışmaların daha da yoğunlaştığı söyleniyor. Bölgede adeta örtülü bir İran-Suudi savaşı yaşanıyor. Bu savaşın diğer iki kanadı ise Yemen hükümeti ve Husilerden oluşuyor.
Necran halkına Resulullah’ın iki mektubu
Hazreti Muhammed (sav), Neml sûresi nâzil olmadan önce, karışıklıkların yaşandığı Necran halkına şöyle bir mektup gönderdi: “İbrahim, İshak ve Yakub’un ilahı olan Allah’ın ismiyle… Bu mektup, Peygamber ve Allah’ın Resûlü Muhammed’den Necran halkı ile onların piskoposunadır! Siz barış ehlisiniz. Ben sizin katınızda, yani şehadetiniz altında İbrahim, İshak ve Yakub’un ilahına hamd ediyorum. Bundan sonra ben sizi, kulların ibadetini bırakıp Allah’ın ibadetine ve yine kulların velâyetini bırakıp Allah’ın velâyetine dönmeye davet ediyorum. Eğer bunu yapmazsanız o zaman haraç veriniz. Yok, bunu da yapmazsanız, size harp ilan ediyorum. Selam.”
Bu mektup üzerine piskopos Ebu’l-Hâris, beraberinde kavminin ileri gelenleri olduğu hâlde Hz. Peygamber’e geldi. Karşılıklı bir yemin teklifi söz konusu idi. Sonra bundan vazgeçerek bir kısmı iman etti. Hz. Peygamber bu piskoposa ve bundan sonra gelecek Necran piskoposlarına şu mektubu yazdı: “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla! Bu peygamber olan Muhammed’den Ebu’l-Hâris isimli Necranlı piskoposa, Necran’ın keşişlerine, kâhinlerine, ihvanlarına, ellerinin altında bulunan kişilere Allah’ın ve Resûlü’nün teminâtıdır: Onların keşişlerinden, ruhbanlarından ve kâhinlerinden hiçbiri değiştirilmeyecektir (Onlar kendi işlerini kendileri göreceklerdir). Haklarından bir hak değiştirilmeyeceği gibi, saltanatlarına da karışılmayacaktır. Ve bu saltanat üzerinde dayandıkları noktalara da dokunulmayacaktır. Onlar ıslah edip nasihatte bulundukları müddetçe Allah ve Resûlü’nün teminâtı ebediyen onlar için geçerlidir ki onlar ne bir zulme mâruz kalacaklardır ve ne de bir zâlime.”
Ve Hz. Muahmmed Necran’a bir vali atadı. İlk vali ataması ve sulh anlaşması bu şekilde Necran halkı ile yapılmış oldu.
İHH’nın Kurban kampanyası
Yemen’de İHH’nın güvenilir ve güçlü bir müttefiki bulunuyor: İhsan Vakfı. Vakfa bağlı üniversiteler, öğrenci yurtları, hastaneler, işletmeler bulunuyor. Mültecilere, yoksullara yardım ediyorlar. Tanınan ve saygı gören bir kurum.
Yemen’de kampanyayı onlarla birlikte yönetiyoruz. İslam dünyasından gelen birçok diğer insani yardım kuruluşu da aynı örgütle işbirliği yapıyor. Hatta çatışma bölgesindeki mülteci kamplarına yardım ulaştırmak konusunda BM de bu vakıfla işbirliği içerisinde.
Aynı şekilde Yemen’in başşehri Sanaa’daki İman Üniversitesi de İHH’nın oradaki yakın ilişki içinde olduğu kuruluşlardan biri. Burada 30 kadar Türk öğrenci de öğrenim görüyor. Üniversite rektörü Zindani ile uzun ve verimli bir görüşme yapıyoruz. Türkiye’yi yakından izliyorlar ve Türkiye’deki Müslümanların başarısından ve gündem oluşturan çabalarından büyük mutluluk duyduklarını belirtiyorlar.
Yazımın başında söylediğim gibi, Yemen’in %60’ı Zeydilerden oluşuyor. Sünniler ise Şafi. Bu her iki dinî akıma göre de kurban, sünnet hükmünde. Onun için şehirde bize benzer bir kurban kesme coşkusu yok. Ama bayram namazı, açık alanda kadın-erkek, çoluk-çocuk on binlerin katılımı ile büyük cemaatler hâlinde kılınıyor.
Son birkaç söz
Irmak yatağını arıyor. Tarih yeniden uyanıyor bu topraklarda. Kardeşleriniz sizleri bekliyor. Yardımlarınızı ve dualarınızı… “Hiçbir Müslüman dünyada olup biten şeyleri görmezlikten, duymazlıktan, bilmezlikten gelme hakkına sahip değildir.” Bizler Hakkın gören gözü, işiten kulağı, tutan eli ve haykıran sesi olmak durumundayız. Unutmayalım ki “Allah bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek istemektedir.” Bizler yaptığımız, yapmamız gerekirken yapmadığımız, söylediğimiz ve söylememiz gerekirken söylemediğimiz her şeyden hesaba çekileceğiz.
Selam ve dua ile…
