İnsanını kabileciliğe kurban eden Ruanda’da kurban

İslam güneşi Ruanda’ya Müslüman tüccarların girmesiyle doğuyor 19. yüzyılda. 1961’e kadar, yani Ruanda bağımsızlığını kazanana kadar Müslümanların üzerinde baskılar oluyor. 1994’te Ruanda büyük bir katliama sahne oluyor. Hutu ve Tutsi kabileleri arasında patlak veren iktidar mücadelesi, Hutuların Tutsileri katliama tabi tutmasına dönüşüyor. Müslümanlar mazlumun yanında yer alıyorlar. Hutu kabilesine mensup Müslümanlar, bırakın Tutsileri öldürmeyi,

29.12.2009 - İnsanını kabileciliğe kurban eden Ruanda’da kurban

 

Kaan Hafızoğlu

Aslında Kurban programımız, İHH genel merkezini ziyaretimizle başlıyor. Hizmet alanı olarak kendine tüm dünyayı seçen İnsani Yardım Vakfı’nın hizmetlerini yürüttüğü genel merkez binası, gerçekten bu işin profesyonelce yapıldığını gösteriyor ve güven veriyor.
Gerekli bilgi ve belgeleri aldıktan sonra merkezden ayrılıyoruz. Akşam uçağı ile, önce Müslümanlara gurbette ilk kez kucağını açan Necaşi’nin ülkesine, eski ismi ile Habeşistan, yeni ismi ile Etiyopya’ya gidiyoruz. Havaalanında tanıştığımız hukuk profesörü Tunuslu Ömer Ebubekir, 20. yüzyıla kadar Habeşistan isminin aynen muhafaza edildiğini, ancak Batılıların buraya geldikten sonra ülkenin ismini değiştirdiklerini anlatıyor. Havaalanında on saat süren bekleyişten sonra nihayet Ruanda’ya gitmek üzere uçağa biniyoruz. Uçaktan Afrika ülkelerini seyrediyoruz; gerçekten akarsuları ve verimli topraklarına rağmen bu ülkelerin neden bu kadar fakir kaldıklarını düşünüyoruz.
Ruanda’nın küçük, sevimli havaalanı, “İkaze mu Rwanda! (Ruanda’ya hoş geldiniz!)” diye bizi karşılıyor. Ruanda müftü yardımcısı Yusuf Salih bizi almaya gelmiş; kendisiyle tanıştıktan sonra onunla birlikte, kalacağımız otele gidiyoruz. İkindi namazını kılmak üzere başkent Kigali’nin merkez camiine çıkıyoruz. Camide yaklaşık on saf olduğunu ve cemaatin çoğunun gençlerden oluştuğunu görmemiz bizi sevindiriyor. Otelde biraz dinlendikten sonra akşam yemeğinde müftü yardımcısının bilgisayar öğretmenliğinde okuyan oğlu Ahmet ve yeni Müslüman olmuş Süleyman ile uzun uzun sohbet ediyoruz.

İslam Kültür Merkezi
Arefe günü ilk işimiz, İslam Kültür Merkezi’ne gitmek oluyor. Bizi ikinci müftü yardımcısı Şeyh Yusuf karşılıyor. Kendisiyle, beş günlük programımızla ilgili bir toplantı yapıyoruz. Ardından baş müftü Şeyh Salih ile tanışıyoruz. Kısa bir sohbetten sonra Ruanda’da İslam cemaati görevlilerinin baş müftü, üç yardımcısı, on bir ilde birer müftü, bunlara bağlı dört ayrı bölgede müftüler ve her bölgede müftüye bağlı cami görevlilerinden oluştuğunu öğreniyoruz. Türkiye’deki teşkilatlanma yapısına benziyor. O esnada birinci müftü yardımcısı Şeyh Said içeri giriyor ve onunla bir röportaj yapıyoruz.

Ruanda’da İslam
Şeyh Said bize, Ruanda’ya İslam’ın giriş serüvenini anlatıyor. İslam güneşi Ruanda’ya Müslüman tüccarların girmesiyle doğuyor 19. yüzyılda. 1961’e kadar, yani Ruanda bağımsızlığını kazanana kadar Müslümanların üzerinde baskılar oluyor. Bu tarihte Müslümanlar eskisine nazaran biraz rahatlıyor. 1994’te Ruanda büyük bir katliama sahne oluyor. Hutu ve Tutsi kabileleri arasında patlak veren iktidar mücadelesi, Hutuların Tutsileri katliama tabi tutmasına dönüşüyor. Müslümanlar mazlumun yanında yer alıyorlar. Hutu kabilesine mensup Müslümanlar, bırakın Tutsileri öldürmeyi, onlara evlerini, mescitlerini açıyorlar ve onları öldürülmekten kurtarıyorlar. Sular durulunca Tutsiler iktidara geçiyor ve Müslümanların iyiliklerini unutmuyorlar. Kadirşinaslık örneği göstererek Müslümanlara her türlü kolaylığı sağlıyorlar.

Ülkenin yakın ve acı geçmişi
Biraz daha geriye gidersek, ülkeye önce Almanlar geliyor misyonerleri ile birlikte. İnsanları Protestanlaştırmanın yanı sıra kaynak arıyorlar. Bir şey bulamayınca II. Dünya Savaşı’ndan sonra ülkeyi terk ediyorlar.
Ardından Belçikalılar bölgeye geliyorlar. Bakıyorlar ki iki kabile var ve idare Tutsilerin elinde. Onlarla ortaklaşa çalışıyorlar. Tutsiler sömürüldüklerini fark edince bağımsızlık talep ediyorlar. Buna razı olmayan Belçikalılar, Hutuları Tutsilere karşı kışkırtıyorlar ve Hutular eliyle ihtilal yapıyorlar. Fitne ateşini yakan Belçikalılara Fransızlar da yardım ediyor. Belçikalıların propagandası neticesinde Katoliklerin sayısı artıyor. Önceleri Tutsiler eliyle Hutulara baskı yapan Belçikalılar bu sefer Hutular eliyle Tutsilere, ülkelerinden çıkmaları için baskı yapıyorlar. Tusiler komşu ülkelere sığınıyorlar. Ülkelerine dönmek isteyince Hutular tarafından öldürülmekle tehdit ediliyorlar. Tutsiler dönmeye başlayınca ortalık karışıyor. En büyük katliamın sebebi ise 1994’te Burundi ve Ruanda başkanlarını taşıyan uçağın düşürülmesi oluyor. Bu katliamda çoğunluğu Tutsilerden olmak üzere 800 bin ile 1 milyon arasında insan ölüyor. Şimdi ise Ruandalılar bu elim olaydan utanç duyuyorlar; konuşulmasını bile ayıp karşılıyorlar. Bu olayı unutmaya çalışıyorlar.
Müftü yardımcısı Şeyh Said’e, Türkiye’den ve Türkiyeli Müslümanlardan bir talebinin olup olmadığını soruyoruz. O gayet vakur bir şekilde teşekkür ediyor; maddi imkânsızlıklarına rağmen bizden sadece dua beklediğini ifade ediyor.


Müslümanların sesi
Oradan ayrıldıktan sonra Tanzanya, Uganda, Kongo gibi birkaç ülkeye yayın yapan radyo binasına gidiyoruz. Bizi güler yüzle karşılıyorlar ve hemen programa alıyorlar. Türkiye’den selam getirdiğimizi, kardeşlik bağlarımızı güçlendirmek üzere geldiğimizi ifade imkânı buluyoruz tüm bölge insanına.

İslam Eğitim Merkezi
Radyodan ayrılıp Libya ve Arap Emirliklerinin ortaklığı ile kurulmuş İslam Eğitim Merkezi’ne gidiyoruz. Merkez sorumlusunu makamında ziyaret ediyoruz. Çok geniş bir alan üzerine kurulmuş merkezin arsasını kendilerine Ruanda hükümeti tahsis etmiş. Onlar da üzerine güzel bir külliye inşa etmişler. Külliyenin içinde mescit, okul, konferans salonu, sağlık ocağı ve kütüphane bulunuyor. Merkez sorumlusu bize, okulda 600 öğrencinin okuduğunu, fakat öğrencilerin şu anda ara tatilde olduğunu söylüyor ve bu ara tatilde Müslüman-gayri Müslim ayrımı yapmadan Kur’an dersi ile Arapça dil kursu, tiyatro ve dikiş kursu gibi kurslar verdiklerini anlatıyor. Kucaklaşıp yanlarından ayrılıyoruz.
Ruanda’nın başkenti Kigali’de dolaşırken sokakların, caddelerin temizliği, insanların nezaketi ve nezafeti dikkatimizi çekiyor.


Ve bayram namazı…
Sabahleyin erkenden bayram namazını kılmak üzere Libya İslam Merkezi’nin geniş avlusuna gidiyoruz. Ruandalı Müslümanlar sel gibi bu meydana akıyorlar. Bayram namazını Ruanda baş müftüsü Şeyh Salih kıldırıyor. Ardından da ayet ve hadislerle süslediği konuşmasını dinliyoruz anlamasak da…

Cami olmadığı için cumayı kılamıyoruz
Yoğun bir gün bizi bekliyor. Önce Gitarama bölgesine gidiyoruz. Orada bizi bölge sorumlusu Şeyh İsmail karşılıyor. Kurbanları kesiyor, dağıtıyoruz. Tam cuma namazına hazırlanırken dolu ile karışık yağmur yağıyor. Hemen yere serdikleri halıları kaldırıyorlar. Cami binasını soruyoruz; iki sene önce meydana gelen şiddetli depremde yıkıldığını, külliye tarzında projesinin çizildiğini fakat imkânsızlıklar nedeniyle inşa edilemediğini anlatıyorlar. Cuma namazını kılamadan oradan başka bir bölgeye, Butare’ye geçiyoruz.

Butare’de 700 ailenin bayram sevinci
Butare’de bizi, ismi ile müsemma Şeyh Kiprit Osman, ilahi ekibiyle karşılıyor. Şeyh Osman kıpır kıpır, hiç yerinde duramayan cevval bir kardeşimiz. Bölgesini iyi organize etmiş. Bölgesindeki 700 ailenin ismini çıkartmış, her birine bir numara vermiş, numarasını getiren etini alıp gidiyor. Türkiye’den geldiğimizi duyan bölge insanı kadın-erkek, çoluk çocuk toplanıyorlar; onlara Türkiye’nin selamını iletiyoruz.

Tüm imkânsızlıklara rağmen…
Ve oradan yine Şey Osman’ın sorumluluğundaki iki mescidi daha ziyaret ediyoruz. İnsanlar toplanmışlar, bizi neşeyle, sevinçle karşılıyorlar. Gittiğimiz yerlerde camilerin, Kur’an kurslarının nâmüsait hâli bizi derin düşünceye sevk ediyor. Öğrenciler kerpiçten yapılmış mekânlarda zor şartlarda Kur’an okumayı öğrenmeye çalışıyorlar.
Son olarak oğlu Türkiye’de, İHH organizesiyle Türkiye Diyanet Vakfı’ndan burs alarak okuyan Ebubekir’in evine uğruyoruz akşam namazından sonra. Evde elektrik olmadığı için mum ışığında biraz sohbet ettikten sonra ayrılıyoruz.

Gitarama’da az da olda herkese hisse dağıtıyoruz
Bayramın ikinci gününün sabahında 21 kurban kesmek üzere Gitarama bölgesine doğru hareket ediyoruz. Vardığımızda Şeyh İsmail bizi karşılıyor. Beraberce kurbanlıkların yanına gidiyoruz. Kurbanlıkları alıp mezbahanede veteriner kontrolünde kesimleri yapıyoruz. Oradan etleri kamyonlara yükleyip dağıtım yerine geliyoruz. Büyük bir kalabalıkla karşılaşıyoruz. Et yemek için kimi altı ay, kimi ise bir yıl bekleyen bu insanların hepsine et verebilmek için tartımızı bir kiloya ayarlarken, kendilerine daha fazla miktarda et dağıtamamanın burukluğunu yaşıyoruz.

Hristiyan cumhurbaşkanından Müslümanlara bayram yemeği
Ülkenin cumhurbaşkanı Majaro Kagame’nin Müslümanların Kurban Bayramı’nı tebrik için vereceği yemeğe katılmak üzere bölgeden ayrılıyoruz. Hristiyan cumhurbaşkanı, yaptığı konuşmada en zor zamanlarda bile ayakta durmasını bilen Müslümanlardan çok şey beklediğini ifade ediyor. Afrika’nın bu şirin ülkesinde insanların din ve dindarlık algılarının amaçsal zemine oturduğunu gözlemliyoruz. Müslim, gayri Müslim herkesin dindarlıklarını kindarlıkla, düzenbazlıkla değil, içtenlikle yaşadıklarını görüyoruz.
Halısı bile olmayan bir mescit
Bayramın üçüncü günü Ruanda’nın bir ucuna, kuzeyine, Nyagatare/Gatsibo’ya gitmek üzere yola çıkıyoruz. Yolu yarıladığımızda kurban hayvanlarından birisinin gönderileceği bir mescide uğruyoruz. Caminin genç imamı, suyu depoladıkları tankı bize gösteriyor; su tankı kullanılamayacak halde. Abdest almak için yağmur sularını depolayacakları başka tanklarının olmadığını, bunun kendileri için ciddi bir problem teşkil ettiğini söylüyor. Camiye giriyoruz; halı yok, muşambanın üzerinde namaz kılıyorlar. İmkânsızlıktan dolayı halı alamadıklarından yakınıyorlar. Kendilerine hem su tankı hem de halı alabilecekleri meblağı bırakıyoruz ve oradan ayrılıyoruz.

Nyagatare
Yolda Ruanda’nın mümbit topraklarını doyuran, yeşil ormanlarını besleyen yağmura yakalanıyoruz. Nihayet Nyagatare’deyiz. İnsanlar kurbanlıklarını almışlar, kesmek için bizi bekliyorlar. Bölge imamı, insanları camiye topluyor. Kısa bir program yapıyoruz. İnsanlar kıpırdamadan bizi dinliyorlar. Bölge imamı, bizim şahsımızda kurbanlarını Ruanda’ya bağışlayan herkese teşekkür ve dua ediyor.

Onlar bu ülkenin geleceği
Yatsı namazından sonra, randevulaştığımız yedi üniversite öğrencisiyle çay sohbeti yapmak üzere yola çıkıyoruz. Kimi bilgisayar veya elektronik üzerine okuyor, kimi peyzaj, kimi ise iktisat fakültesinde. Sohbet sonunda öğrencilerden müftü yardımcısının oğlu Ahmet, Türkiye’nin çok büyük ve güçlü bir ülke olduğunu söyleyerek söze başlıyor. Ruanda’nın ise küçük bir ülke olduğunu, fakat herkesin her konuda eşit olduğunu; ne eğitimde ne sağlıkta ne de memuriyette insanlar arasında bir ayrım yapılmadığını vurguluyor. Ancak özellikle üniversite okumanın ailelerinin bütçelerine ağır geldiğini anlatıyor. Müslüman aile çocuklarının gerek Türkiye’de gerekse Ruanda’da eğitimlerini tamamlayabilmeleri için Türkiyeli Müslümanların desteklerini beklediklerini ifade ediyor.

Ruhengeri ve Gisenyi’deki kurban dağıtımlarımız
Bayramın dördüncü günü Ruanda’nın batısına, Ruhengeri ve Gisenyi’ye gideceğiz. Ruanda Müslümanları Cemiyeti muhasibi Şeyh Yusuf bizi otelden alıyor ve yola revan oluyoruz. Ruandalı Müslümanların müftüleri, imamları Arap ülkelerinde eğitim görmüşler. Arapların etkisi, yemek çeşitlerinden yeme biçimlerine, giyim şekillerinden konuşma tarzlarına, unvan kullanımlarına kadar birçok alanda hissediliyor. Üniversite mezunlarına şeyh unvanı, üniversite mezunu olmayanlara muallim unvanı, mescit görevlilerine de imam unvanı kullanılıyor.
Ruhengeri’ye varmak için dağları aşıyoruz. Sağanak yağışlar altında yolumuza devam ediyoruz. Yol boyunca fasulye ve mısır tarlaları bize eşlik ediyor. Ruhengeri’ye vardığımızda Şeyh Salih bizi karşılıyor. Güzel bir organize yapmış; biz varmadan kurbanları kesmiş. Biz de dağıtıyoruz. Fazla vaktimiz olmadığı için oradan Gisenyi’ye geçiyoruz.

Gisenyi müftüsü ve arkadaşları, bölgede birçok derneğin kurulmasına öncülük etmişler. Gençleri Bilinçlendirme Derneği, Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Derneği, yaşlı, dul ve hastalara yardım eden kadın dernekleri gibi toplam 14 dernek kurmuşlar. Her bir derneğe birer tane kurbanlık büyükbaş hayvan bağışlıyoruz.  

Baş müftüyle Ruanda sohbeti
Akşam yemeğinde baş müftü ve iki yardımcısı ile buluşmak üzere bölgeden ayrılıyoruz. Yolda baraka tipi, elektriği, suyu olmayan evler gözümüze çarpıyor. Üç saat süren yolculuktan sonra başkent Kigali’ye varıyoruz. Baş müftü yemekte Ruanda’nın tarihinden, İslam güneşinin orada doğmasından, 1994’te yaşanan acılardan ve Müslümanların devlet nezdindeki itibarından bahsediyor. Katliamda Hristiyanlar kiliseye sığınanları katillere teslim ederken, Müslümanların mescitlere sığınanları teslim etmediklerini anlatıyor. Bu davranışlarından dolayı devlet başkanı Majaro Kagame’nin Müslümanları sevdiğini ve kendilerine her türlü yardımda bulunduğunu, destek verdiğini söylüyor. Baş müftü, Avrupalıların Afrika’ya gelip burasını sömürdüklerini, teknolojinin yanında kan ve gözyaşı da getirdiklerini anlatıyor. Müslümanların ise barış ve kardeşlik getirdiğini, ancak yatırım yapmaktan çekindiklerini ekliyor. Ruanda’nın bir fırsat ülkesi olduğundan, bölgenin en güvenli ülkesi olduğundan, diğer ülkelere oradan daha rahat geçilebileceğinden bahsediyor.

Ruanda’ya vedaAfrika’nın bu şirin ülkesinden ayrılırken hafızamızda yeşilin her tonunun görüldüğü enfes manzaralar; yoksul ama temiz ve düzenli, mülayim, mütebessim ve muti insanlar; tertemiz sokak ve caddeler kalıyor.

Хочу делать пожертвование

Делитесь с этой страницой