Gazze Konvoyu’ndan notlar
İnsanlığın ortak vicdanıydı Gazze’de bombalar altında kalan. Bundan tam bir yıl önce, yaklaşık 1500 can verildi savaş makinesinin acımasız dişlileri arasına. Ve maalesef ne ilkti bu canlar ne de son oldu…
Ümit Sönmez
İnsanlığın ortak vicdanıydı Gazze’de bombalar altında kalan. Bundan tam bir yıl önce, yaklaşık 1500 can verildi savaş makinesinin acımasız dişlileri arasına. Ve maalesef ne ilkti bu canlar ne de son oldu…
Aynı ortak vicdan ayaklandı bir yıl sonra. Yüreğinde insanlık sevgisi besleyen 17 farklı milletten 506 kişi düştü yollara. İnsanlık adına, barış adına… Bir yıl önce hayatını kaybeden 1500 kişi sadece istatistiksel bir rakam olarak kalmasın diye… Tam bir yıl önce bomba sesleriyle inleyen Gazze’yi özgürlük ve zafer sloganlarıyla inletmek için…
Konvoy Türkiye’de
6 Aralık’ta Londra’dan çıkan konvoy, tüm Avrupa’yı karayolu ile katettikten sonra feribotla İtalya’dan Yunanistan’a geçti. 15 Aralık tarihi geldiğinde konvoy İpsala Sınır Kapısı’nda Türkiye’ye giriş yaptı. O gün İpsala Sınır Kapısı, tarihî günlerinden birini yaşadı. Barış elçileri olarak binlerce kilometre yol yapan Viva Palestina Konvoyu katılımcılarını, sınır kapısına gelen birçok Türkiyeli tam anlamıyla bağrına bastı.
16 Aralık’tan 19 Aralık’a kadar konvoy Türkiye içinde ayaklı reklam panosu gibi çalıştı. Türkiye’nin alabildiğine dolu olan gündemine Gazze ve Filistin bir kez daha girdi. Konvoy Türkiye’den çıkmadan, konvoya bağışlanan araç sayısı 198’e ulaştı. İstanbul, Adapazarı, Ankara, Konya, Adana ve Gaziantep rotasını izleyen konvoy, 19 Aralık günü Öncüpınar kapısından çıkarken sadece bağış malzemelerini ve araçları değil, Türkiye halkının sevgisini ve selamlarını da taşıyordu Gazze’ye doğru…
Suriye ayağı
Suriye neredeyse devlet protokolü ile karşıladı konvoyu. Öğrenciler, öğretmenler okullarını boşaltıp yollara düşmüş; hastane çalışanları hastanelerinin önünde toplanmış; halk ise büyük küçük tüm yerleşim yerlerinde ellerinde Filistin, Suriye ve Türkiye bayrakları ile yollardaki yerini almıştı. Şam’a kadar iki kez yolu kesilen konvoy katılımcıları, hazırlanan karşılama programlarına iştirak ettiler. Şam’da iki gece dinlenen katılımcılar, Ortadoğu’nun bu gizemli başkentini de yakından tanıma şansına eriştiler. Hamidiye Kapalı Çarşısı, Emevi Camisi, Suriye’nin dar ve karmaşık sokakları, konvoy katılımcıları için yüksek cazibe içeren yerler oldu.
Gün geçtikçe birbirini tanıyan konvoy katılımcıları, aralarındaki farklılıkların aslında zenginlik olduğunu da idrak ediyorlardı. Müslümanlar, Hristiyanlar, ateistler ve hatta Yahudiler dahi zulme uğrayan, mağdur olan Gazze halkının yanına koşuyorlardı. İngiliz Parlamenter George Galloway, çok enteresan bir noktaya şöyle parmak basıyordu: “Çok eskiden değil, daha 20. yüzyılın başında bu topraklarda Araplar, Türkler ve İngilizler birbirine karşı savaş veriyordu. Bugün ise hep birlikte aynı topraklarda haksızlığa uğrayan Filistinlilere hep birlikte destek olmaya gidiyoruz.”
Ürdün’de sıkıntılar baş gösteriyor
Suriye’deki iki günlük aradan sonra ekip Ürdün’e doğru yola çıktı. Ürdün gümrüğünde altı saate yaklaşan bekleyiş, orada yaşayacaklarımızın da bir göstergesi gibiydi. Suriye gümrüğünden iki saat gibi bir sürede çıkan tüm konvoy, Ürdün gümrüğünde ince detaylarına kadar aranıyor ve altı saat boyunca gümrük bölgesinde beklemek zorunda kalıyordu. Ancak asıl sürpriz Amman’a 15 km kala yaşandı. Konvoya eskortluk yapan polis ekipleri, konvoyu şehir içine sokmadan direk Akabe’ye götürmek istedi. Bunu fark eden konvoy katılımcıları, ilk andan itibaren tüm kararlılığını ortaya koyarak Amman’a giden anayolu trafiğe kapattı. Başlangıçta oldukça sert davranan Ürdün polisi de konvoydakilerin bu kararlı tavrı sonucunda geri adım atmak zorunda kaldı ve konvoy eskort eşliğinde Amman merkeze girdi.
Ürdün’de konvoyu Sendikalar Birliği misafir etmekteydi. Bu tür eylemlere ve aktivistlere alışık olmayan Ürdün yöneticileri, Amman’da vukuat çıkmadan konvoyu uğurlamak için tüm hünerlerini sergilediler. Bu tarz durumlara alışık olmayanlar sadece polisler değildi. Sıradan Ürdün vatandaşları da hayatlarının en hareketli dönemlerini yaşamaktaydı. Korka korka araçlarından zafer işareti yapanlar, konvoya çekinerek de olsa selam verenler, buradaki yaşam koşullarını olanca çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu.
Ve Akabe
Amman’dan sonraki durağımız Akabe sahil kentiydi. Bir nevi tatil kenti olan Akabe, sezonunda değildi; ancak konvoy orayı da sezonunun en kalabalık dönemini yaşar hâle getirmeye yetti. Akabe’deki konaklama sadece bir gün olarak hesaplanmasına rağmen evdeki hesap çarşıya uymadı ve konvoy tam beş gün orada beklemek durumunda kaldı.
Sendikalar Birliği’nin bölge binasının bahçesine yerleşen konvoy katılımcıları, araçlarından da uzakta kaldılar. Çünkü araçlar Akabe polisi tarafından şehrin girişinde bir otoparka çektirilmişti. Akabe kampı, konvoyun aktivistleri için bir anlamda eğitim yeri de oldu. Çünkü konaklanan yerin bir mülteci kampından farkı yoktu. İnsanların bir kısmı çadırlarda kalırken bir kısmı çadır da bulamamıştı ve açıkta serdikleri uyku tulumlarında uyumaktaydı. Gece geç saatlere kadar kamp ateşi başındaki sohbetler, yetmeyen sular, konvoy katılımcılarını sürekli ziyaret eden iyiliksever Akabelilerin getirdiği yemekler, tam bir mülteci hayatı ortamı oluşturuyordu.
Akabe valisi, içinde bulunduğumuz bahçeyi “özgürlük bahçesi” olarak isimlendiriyor; bahçe içinde istediğinizi yapabilirsiniz ama lütfen kentimde başka yerde nümayiş çıkarmayın, diyordu. Buna rağmen 25 Aralık günü Hristiyanlar Christmas ayini için gittikleri kilise çıkışında, Müslümanlar ise Cuma namazı sonrası cami çıkışında protesto gösterileri düzenlediler. Akabe halkı tüm ürkekliğine ve polisin tehditlerine rağmen eylemcilere destek verdi. Ardından sahile geçen aktivistler, hemen karşı kıyıda bulunan İsrail’i sembolik olarak taşladılar. Daha sonra İngiliz katılımcıların bir tekne ile denize açılması İsraillileri kızdırmış olacak ki Akabe sahiline doğru altı kez taciz ateşi açtılar.
Yeni tanışıklıklar
Bir yandan bunlar yaşanırken bir yandan da katılımcılar ile tanışıyorduk. Amerika’dan katılanlar arasında bulunan 78 yaşındaki Larry Hampshire, “Bir 78 yıl daha beklemem de gerekse bu yardımları Gazze’ye ulaştırmadan evime dönmeyeceğim.” diyordu. Genç Ahmet ise Kuveyt’te doğduğunu, Amerika’da büyüdüğünü ve yaşadığını, ancak anavatanı olan Filistin’i hiç göremediğini söylüyor, bu konvoyun kendisi için büyük bir fırsat olduğunu ifade ediyordu. Yine 60 yaşlarındaki Die Murphy, çocuklarını ve torunlarını yılbaşı zamanı yalnız bırakıp Gazzeli çocukların derdine derman olmayı tercih ettiğini söylüyor; Mısır’ın inadını bırakıp konvoya izin vermesi için açlık grevine başlıyordu. Aynı yaşlardaki Marry Edwards ise kendisi Hristiyan olmasına rağmen Müslümanlığı tercih eden oğlunu daha iyi anlayabilmek için konvoya katıldığını söylüyor, yaşadığı duygular sebebiyle gözleri buğulanıyordu.
Lazkiye’ye zorunlu dönüş
Mısır’ın Akabe konsolosuyla yapılan görüşmeler netice vermemiş ve konvoyun Suriye’nin Lazkiye kentine geri dönerek oradan gemiler aracılığıyla Mısır’ın El-Ariş limanına gelmesi, eldeki tek seçenek olarak kalmıştı. Beş günün sonunda konvoy yeniden yollara düşerek aynı gün yeniden Şam’a, ardından bir gün sonra da Suriye’nin liman kenti Lazkiye’ye ulaştı.
Lazkiye, yaklaşık bir milyon nüfusa sahip bir liman kenti. Konvoyun konaklaması için organize edilen yaz kampının bulunduğu yer ise 7000 Filistinli mültecinin yaşadığı bir mahalleydi. Buradaki Filistinliler, mahalleyi neredeyse bayram yerine çevirdi. Yılbaşından hemen bir gün önce varılan Lazkiye’de o akşam havai fişekler yılbaşı için mi yoksa konvoy için mi patlıyordu, bilemedik.
Gündüz ısınan hava, geceleri oldukça soğuyor ve yaz kampının koşulları bu soğuğu izole etmek için yeterli olmuyordu. Yine kamp ateşleri, battaniyeler, çadırlar ve bungalov tipi küçük kulübeler, konvoy katılımcıları için kurtarıcı oldu. Hemen her gün kampı ziyarete gelen Filistinli mülteciler, aynı Akabe’de olduğu gibi evlerinde hazırladıkları yemekleri konvoy aktivistlerine ikram ediyor, dualarını istiyor, sohbet ediyorlardı. Meryem Teyze tam da o günlerde, Cuma Namazı çıkışında buldu bizi. Yedi yaşındayken Filistin’den ayrılan Meryem Teyze, bu mahalleye ilk gelenin ve mahalleyi kuranın kendileri olduğunu anlatıyor. “İlk defa memleketime giden birini görüyorum.” diyor, ağlıyor, ağlıyor ve bizi de gözyaşlarına boğuyordu.
Ariş limanına doğru
Öylesine bir korku imparatorluğu kurulmuş ki; arabaları Lazkiye’den El-Ariş limanına götürmek üzere anlaşılan feribotlar, yaptıkları anlaşmadan caydılar. Sebep ise İsrail’in muhtemel müdahalesi idi. Kısa bir süre sonra Türkiye bandıralı bir gemi ile arabalar El-Ariş limanına doğru yola çıkarıldı. Limanda düzenlenen törende Suriye ulaştırma bakanı dahi bulunmakta, tam bir uğurlama seremonisi yaşanmaktaydı.
Konvoy yolcularından sadece 16 kişi feribota binebilmiş; geri kalanları kaptan, hava koşulları uygun olmadığı için feribota almamıştı. Feribot yola koyulurken geride kalanları El-Ariş’e taşımak üzere uçaklar kiralandı. Ertesi gün akşam saatlerinde ilk uçak Lazkiye’den El-Ariş’e doğru havalandı. İkinci uçak havada arızalanınca El-Ariş yerine Şam’a zorunlu iniş yapıyor, yaklaşık 10 saatlik gecikme ile yolcular El-Ariş havalimanına doğru yola çıkıyordu. Bu arada El-Ariş havalimanında Mısırlı yetkililer yine yapacağını yapıyor, pasaportlara el koyuyor, konvoy aktivistlerini geç saatlere kadar bekletiyor; tam anlamıyla konvoydakileri bu yola çıktıklarına pişman etmeye çalışıyordu. İlk kafile, uçak indikten 10 saat sonra havaalanından otellerine gitmek koşuluyla ayrılabiliyordu. İnsanlığın ortak vicdanı olan konvoy, Mısır yetkilileri tarafından alabildiğine hırpalanmaya çalışılıyordu.
Ertesi gün öğleye doğru El-Ariş’te yeniden bir araya gelen konvoy katılımcıları, hep birlikte araçları teslim almak üzere El-Ariş limanına geçtiler. Her aşamada çabalamak durumunda kalan aktivistler, yine mücadele ederek limana girebildiler. Asıl fırtınanın ise El-Ariş limanında kopacağından konvoydaki hiç kimsenin haberi yoktu.
Limanda taşlı saldırı
Araçların 60 kadarına el koymak isteyen Mısır yetkilileri, görüşmelerde ortamı gerdikçe gerdiler. Öyle ki yer yer Türkiye’den gelen parlamenterler dahi sabırlarının sınırlarına geldiler. Gece 23:00 civarında canlı yayında TBMM Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Murat Mercan gelişmelerle ilgili bilgi verirken ilk taşlar liman bahçesine düşmeye başladı. Kapının önünde toplanıp Kur’an-ı Kerim okuyan aktivistlerin üzerine biber gazı, göz yaşartıcı bomba ve tazyikli su ile saldıran Mısır polisleri bir yana; onların arkasında yer alan sivil giyimli insanlar da kocaman kaldırım taşlarıyla ilk anda yaklaşık 40 kişinin yaralanmasına sebep oldular. Sonuçta limandaki insanlar da kendilerini savunmak durumunda kaldı ve yaklaşık yarım saatlik bir çatışmanın fitili ateşlenmiş oldu.
Yarım saat sonunda 11’i ağır, 80 civarında konvoy katılımcısı yaralanmıştı. Müdahalesi limanda yapılabilenler, konvoyda bulunan gönüllü doktorlar ve ambulanslardaki ekipmanla yetinirken 11 kişi yeterli ekipman olmadığı için hastanelere götürüldü. İki saat boyunca onların alınması için Mısır tarafından ambulans beklendi. Yedi kişi de Mısır güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınmıştı. Atık birinci öncelik, araçların çıkarılması değil, yaralıların sağ salim bir şekilde geri getirilmesi ve gözaltına alınanların da en kısa sürede serbest bırakılmasıydı.
Konvoydaki herkes, bu zamanda Arap dünyasının lideri olduğunu iddia eden bir ülkede polis tarafından taşlanmış olmanın hayreti içerisindeydi. Ama ortada bir gerçek daha vardı ki; bir yıl önceki İsrail saldırısında hayatını kaybedenlerin kanları sadece onları vuran İsrail askerlerinin ellerine değil, Mısırlı yetkililerin de alınlarına bulaşmıştı. Artık tüm dünya Gazze’nin son üç yıldır sadece İsrail değil, aynı zamanda Mısır’ın da ambargosu altında olduğunu biliyordu.
Nihayet Gazze…
Tüm yaşananlardan sonra 43 aracın Türkiye garantörlüğünde El-Ariş limanında kalmasına ve sonradan geri alınmasına, gözaltında olanların da serbest bırakılmasına dayanan bir mutabakata varıldı ve akşam geç saatlerde araçlar gruplar halinde El-Ariş limanından çıkarılmaya başlandı. Sadece bir saat sonra ilk grup Refah sınır kapısından sevinç gösterileri içinde Gazze’ye girmişti. Mısır’ın anlamsız bekletmeleri nedeniyle son aracın Gazze’ye girişi gece yarısını buldu.
Karşılama en üst düzeyde yapıldı. Galloway, omuzların üstünde Filistin bölgesine alındı. Hemen ardından büyük koşturmaca başladı. Sabah erken saatlere kadar görüşmeler devam etti. Öğleden önce de araçların devir teslim töreni yapıldı. Törenin yapıldığı saatlerde İsrail de durmaksızın ses bombaları ile sahili dövmekteydi. Bizler için tedirginlik yaratan bu gürültüler, Gazzelilerin alıştıkları bir durumdu.
Aynı gün Filistin Parlamentosu önünde bir basın açıklaması yapıldı ve bu açıklamanın hemen ardından konvoy katılımcıları için hazırlanan program sebebiyle kültür merkezine geçildi. Filistin halkı tarafından seçilmiş meşru başbakan İsmail Heniye, sürpriz yaparak toplantıya geldi ve katılımcılara bir konuşma yaptı. Katılımcılara temsili cesaret ödülü sunan Heniye, konvoyun Gazze halkı için ne ifade ettiğinden bahsetti.
Problemler dönüşte de devam etti
Ertesi gün dönüş vakti gelmişti. Konvoya Gazze’de 24 saat süre veren Mısır, akşam Refah sınır kapısını kapattığı için kendi koyduğu zamanı aşmış oldu. Ancak sonuçta yaklaşık 40 saatlik bir Gazze misafirliğinden sonra Refah sınır kapısından tekrar Mısır’a giren konvoyu bir sürpriz beklemekteydi.
Mısır basınında, El-Ariş’te yaşanan arbedede gözaltına alınan yedi kişi ve konvoyun dört lideri hakkında tutuklama kararı çıkartıldığı haberleri yer almıştı. Refah’ta çıkış sırasında beklediğimiz sıkıntı, bizi saatler sonra Kahire Havaalanı’nda buldu. Mısır, tutuklamak istediği yedi kişinin pasaportuna el koymuştu ve onları alıkoymak istiyordu. Konvoyun kararlı bir şekilde herkesin çıkmasına izin verilmeden Mısır’ı terk etmemesi, beş saatlik bir mücadele sonrasında Mısır yönetimine geri adım attırdı. Sabah 7:00 gibi kalkması gereken uçak, 322 yolcusuyla birlikte 13:00 civarında Kahire Havaalanı’ndan ayrıldı.
Türkiye Yeşilköy havalimanında, yolcuları sevgi ve gururla karşılayan yakınları ve barış sevdalıları vardı. Zaman, artık bir sonraki konvoyu planlama zamanıydı…
























Facebook
Twitter
Delicious
Google


_60x60.jpg)


