
Birkaç ay önce Pakistan ve Keşmir’de çok büyük bir deprem olmuş, biz de İHH olarak felaketin ilk saatlerinde yardım çalışmalarına başlamıştık. Çok yoğun olan çalışmalarımız içerisinde, Kurban Bayramı’nın son günü, üç yıl önce açtığımız yetimhanemizdeki yetimlerimizi ihmal ettiğimizi hatırladık. Yetimhanemizdeki çocuklarımızın çoğunluğu şimdi et dağıttığımız Afgan kamplarından gelmişlerdi. Şerife’nin adını da, ilk kez burada, Pakistan’daki partner kuruluşumuzun başkanı Nedim’den duydum.
Şerife, 2001 yılı Ekim ayındaki, Amerika’nın Afganistan’a saldırıları sonrası hayatını kaybeden bir babanın geriye kalan dört yetim çocuğundan birisi. Babasının ölümüyle, annesiyle beraber yokluk içerisinde kalmış; sığınacak tek yer olarak da Haripur’da bulunan amcasının yanına gelmişler. Kendinden iki yaş büyük bir ablası, bir yaş büyük bir ağabeyi ve de bir yaş küçük bir erkek kardeşi var. Ablasının adı Meryem, ağabeyinin Hamid, kardeşinin ise Feyzullah.
Şerife ve kardeşleri, anneleriyle beraber amcalarının yanına yerleştikten kısa bir süre sonra Şerife’nin annesi evlenmiş. Evlendiği kişi çocuklarını kabul etmeyince, dört yetimini amcalarının yanında bırakarak gitmiş anneleri. Zaten yetim olan çocuklar şimdi annelerini de kaybetmişler. Henüz bir şoku atlatamadan daha büyük bir darbeyle sarsılmışlar. Devamlı bir işi olmayan ve çocukları sürekli döven bir amcanın yanında, yaşlı ninelerine ve amcalarının küçük çocuklarına bakarak çok zor günler geçirmişler. Düzenli bir yeme içmeleri olmamış; okula gitmek, bir çocuk gibi oyun oynayabilmek hep uzak olmuş onlara.
Onların bu zorlu hayatlarını İHH’nın bölgede bir yetimhane açma kararı değiştirmiş. Bölgedeki arkadaşlar, açılacak yetimhane için araştırma yaparken bu çocukları bulmuşlar. Çocuklar kurtulacakları için sevinmişler ama sevinçleri yarım kalmış. Amca, erkek çocukları vermeyi kabul etmiş ama kızları kesinlikle vermeyeceğini söylemiş. Çok ısrar edilmiş, bölgenin ileri gelenleri araya girmişler ama amca kabul etmemiş.
Hamid ve Feyzullah için yeni bir hayat başlarken, Şerife ve Meryem için çok daha zor bir dönem başlamış. İki kardeş MSAL yetimhanemizin ilk talebeleri olmuşlar, arkadaşlarımız da onlarla özel olarak ilgilenmiş; onları kendi çocuklarından ayırt etmemişler. Çok zeki olan bu iki kardeş özel okula gönderilmişler. Üç yıl içinde eski içine kapanık kardeşler gitmiş; yerlerine kendine güvenen, okullarının en başarılı öğrencileri olan, geleceğe umutla bakan iki delikanlı gelmiş.
Yetimhanemizde kalan çocuklarımızın aileleriyle sürekli görüşmeleri, geride kalan akrabalarının onları düzenli olarak ziyaret etmeleri ve bu çocukların, tatillerini akrabalarının yanlarında geçirmeleri sağlanıyor. Fakat tatilde bütün çocuklar akrabalarının yanına giderken Hamid ve Feyzullah ise yurtta kalmak istiyorlar; amcalarının yanına gitmek istemiyorlar. Ancak Nedim de yanlarında gelirse oraya gitmeyi kabul ediyorlar ve birkaç saat kaldıktan sonra da gene Nedim’le birlikte geri dönüyorlar. Nedim de mutlaka her bayramda çocukları götürüyor; kardeşleriyle, nineleriyle ve diğer akrabalarıyla görüştürüyor. İşte bu yıl bunu unutmuştuk. Hamid ve Feyzullah’ın, bu bayramı 700 yetim arkadaşlarıyla birlikte Aşiyana yurdunda geçirmelerinde ve bizim onları amcalarına götürmeyi ihmal edişimizde, yurtta son derece mutlu olmaları da etkiliydi.
Haripur’da çocukların amcasının evininin önünden geçerken hatırladık Hamid ile Feyzullah’ı. Hemen telefon ettik Aşiyana’ya; çocukları bir arabaya bindirip gönderdiler. Çocuklar gelinceye kadar biz etrafı dolaştık, hediyeler aldık. Afgan kampı artık kalıcı köyler haline gelmiş; dar sokaklar, açıktan akan pis sular, topraktan yapılmış basık damlı evler… Etrafta koşturan çocuklar, üzerlerindeki çok eski ve kirli giysilere rağmen güle oynaya bayramı yaşıyorlar. Her şeye rağmen onlar çocuk; çoğunun da bir ailesi var. Çocuk kalabalığı içerisinde Şerife ve Meryem’i arıyoruz, ama bulamıyoruz. Hamid ve Feyzullah gelmeden de amca evine girmek istemiyoruz.
Çocukların arasında bir saat hızla geçiyor; Aşiyana’nın aracı önümüzde duruyor. Hamid çok mutlu, elinde paketlerle arabadan iniyor; ama Feyzullah inmek istemiyor. Korku dolu bakışlarla, konuşmadan gözlerime bakıyor. Bilmem ki aklından neler geçiyor. Belki babasını, annesini hatırlıyor; onları özlüyor. Amcasıyla geçen kötü günler geçiyor gözlerinin önünden belki de. Yetimhaneye geldiği ilk günkü gibi konuşmadan, kafası önde bekliyor; kendini tüm dünyaya kapatıyor. Hamid öyle değil. Ondan sadece bir yaş büyük ama o büyük ağabey; sorumlulukları var, kardeşleriyle ilgilenmek zorunda.
Feyzullah’ı zor da olsa ikna ediyoruz. Evin içerisine girdiğimizde karşılaştığımız durum, dışarıdakinden farklı değil. Yoksulluğu her şeyiyle gösteren bu küçük evde amcalarının beş çocuğuyla birlikte yaşıyor Şerife ve Meryem. Aynı kaderi paylaşan dört yetimden ikisi çok iyi şartlara kavuşmuşken, diğer ikisi belki de günden güne daha da zorlaşan bir hayata devam ediyorlar.
Şerife içeri girdi. Gözleri doldu, ama ağlamadı. Hepimizin yüzüne şaşkınlıkla donuk bir şekilde bakıyor, sevinemiyor, kardeşlerinin yanına gelemiyor. Kapının aralığında üzerindeki yırtık ve kir içindeki elbiseyle öylece duruyor. Feyzullah biraz daha bana sokuldu. Ama Hamid öyle değil; o büyük kardeş sorumluluğuyla kalkıyor, kız kardeşini karşılıyor. Hamid ve Feyzullah, harçlıklarından biriktirdikleriyle kız kardeşlerine elbise ve ayakkabı almışlar. Hamid onları kardeşlerine veriyor ama Şerife hala şaşkınlık içerisinde amcasına bakıyor; sonra bize dönüyor ve birden bire hıçkırıklarla ağlamaya başlıyor. Hamid onu sakinleştirmeye çalışıyor ama ne mümkün. Yetim olmayı belki de şimdi yeni anlıyorum. Bir müddet sonra Şerife ortama alışıyor; kendisi için getirilen elbiseyi ve ayakkabıyı giyiyor. Yüzünde artık az da olsa bir mutluluk var. Getirdiğimiz hediyelerden amcasının çocuklarına da dağıtıyor.
Amcasına Şerife’yi de bizim yetimhaneye vermesini istiyorum, biraz da baskı yapıyorum; kabul etmiyor. Şerife’nin halinden Meryem’i sormayı unutmuşuz. Amcası onun birkaç günlüğüne annesinin yanına gittiğini söylediğinde onu göremeyeceğime üzülüyorum.
Artık geri dönüş zamanı. Çocuklara birkaç gün orada kalmalarını teklif ediyoruz; istemiyorlar. Hamid ve Feyzullah’ı alıp arabaya biniyoruz. Sokağın başından Şerife bizi gözlüyor; erkek kardeşler de arabada arkalarına dönerek ona bakıyorlar. Ne yazık ki onlar için her görüşmenin böyle acı bir ayrılığı var. Aklımız ve gönlümüz Şerife’de kalarak yola devam ediyoruz. Feyzullah hala konuşmuyor; tek kelime dahi etmedi sabahtan beri. Hamid’le İngilizce konuşuyoruz; anlaşacak kadar öğrenmiş İngilizceyi. Sohbet sırasında ciddileşiyor ve Urduca bir şeyler anlatıyor. Nedim’in gözleri doluyor; merakla tercüme etmesini bekliyorum.
Hamid demiş ki: “Bugün çok mutluyum ama aynı zamanda da çok üzüntülüyüm. Kardeşimi ve ninemi gördüm; bu beni çok mutlu etti. Ama çok üzüntülüyüm, çünkü amcam sürekli kardeşimi dövüyormuş. Ben çok küçüğüm, ona bir şey yapamıyorum. Ama en sonunda bir gün bütün kardeşlerimi yanıma alacağım, onları bu sıkıntılardan kurtaracağım.”