14.04.08

Ahmet Emin Dağ

Beş yılda 50 yıllık kayıp

Beş yılı geride bırakarak altıncı yıla giren Irak işgali, başlangıçtaki evresinin aksine artık hukuki meşruiyet tartışmalarından uzak, tamamen siyasi ve stratejik konulara hapsolmuşken, işgalin sebep olduğu maddi manevi kayıplar ölçülemeyecek boyutlara ulaştı.

2,5 milyon insanın mülteci olarak ülkesini terk ettiği Irak, sadece önemli bir nüfus kaybını değil; 400’ü aşkın akademisyenin ölümüyle entelektüel birikiminin büyük bölümünü, sağlık altyapısının çöküşüyle de beşeri zenginliğinin hatırı sayılır kısmını yitirdi.

“Kaos”

Irak’taki süreci tek bir kelime ile ifade etmek gerekirse herhalde durumu özetleyecek en iyi kelime “kaos” olacaktır. Bundan beş yıl önce Saddam Hüseyin yönetiminin devrilip uzun süre yerine istikrarlı bir hükümetin kurulamaması, ardından ülke içi aktörlerin birbirine karşı kışkırtılarak iktidar hesaplaşmasına tutuşmaları ve bunları takip eden süre içinde ülkedeki güvenlik sorununun giderek kötüleşmesi işgalin sonuçlarındandır.

Beş yılı geride bırakarak altıncı yıla giren Irak işgali, başlangıçtaki evresinin aksine artık hukuki meşruiyet tartışmalarından uzak, tamamen siyasi ve stratejik konulara hapsolmuşken, işgalin sebep olduğu maddi manevi kayıplar ölçülemeyecek boyutlara ulaştı. Asılsız gerekçelerle bir ülke işgal edilerek binlerce insanın katledilmesi, tartışma konusu dahi olmaktan çıkarken, bugün, bölünme riski içindeki Irak toprakları üzerinden İran işgali için hazırlıklar çoktan başladı bile. İnşa edilen Amerikan askeri üsleri, bölgedeki varlığını pekiştirmeye çalışan işgal yönetiminin işgal sonrası döneme sıkı biçimde hazırlandığını gösteriyor.

Siyasi manzara

Daha önce baskıcı bir yönetim altında görece istikrarlı bir seyir izleyen siyasi yaşam, muktedir otoritenin yok olması ile birlikte rotasını kaybetti. Ülkede Sünni ve Şii eksenli siyaset, belirleyici bir faktör olmaya başlarken, Kürt-Arap ayrımı da iktidar ve servet paylaşımı konusunda gerilimli bir sürece zemin hazırladı. Bağdat’ı ikiye bölen Dicle Nehri’nin doğusu Sünnilerin kontrolüne girerken, batısı Şiilerin denetimine geçti. Kuzeyde Kürt nüfusun yaşadığı bölgelerde bağımsız bir yapı varlığını sürdürürken, güneyde Basra’da da Şii nüfusun hakim olduğu başka bir siyasi yapı kemikleşti.

Ancak aradan geçen beş yıl içinde Sünnilik, Şiilik, Kürtlük, Türkmenlik ve Araplık gibi kavramların tümü anlamını yitirerek, bölgesel hesaplaşmaların yerel uzantılarına dönüşmeye başladı. Zaman içindeki siyasi değişimler, ne Sünniliği kendisi olarak bıraktı ne de Şiiliği. Türkmenler Şii ve Sünni bloklar arasında siyasi olarak bölünürken, Kürtler İslamcılık ekseninde ayrıştı. Şii partiler, Amerika’ya yakın veya uzak olmanın yanı sıra, dinin devlet üzerindeki rolüne ilişkin olarak laik-İslamcı şeklinde bölündü. Yaşanan ittifak değişimleri, Irak’taki tüm siyasi hareketlerin ilkesel ve genel maslahatlara göre hareket etmelerinden çok, iktidarda daha fazla nüfuz için pragmatik iş birliklerini de gün yüzüne çıkardı.

Herkesin Şii-Sünni çatışmasını tartıştığı bir dönemde, Sünni-Sünni ve Şii-Şii çatışmaları içten içe derinleşmeye başladı. Geçen beş yılın sonunda Şiiler kendi aralarında çatışan farklı gruplara ayrışırken, Sünniler arasında da benzer şekilde birbirlerini hedef alan bölünmelere şahit olunmaktadır. Hiç kimsenin kimseye güvenmediği, ama herkesin bir şekilde rakiplerine karşı ittifak ilişkisi geliştirdiği manzara, Irak’taki kaotik siyasi durumu ortaya koymaktadır. Buna eklenen son halka, Amerika’nın Sünni aşiretlere, “el-Kaide’yi kendi bölgelerinde yok etmek” şartıyla silahlanma izni vermesi olmuştur. Hızla silahlanan Sünni bölgeler, el-Kaide’yi Amerika adına tasfiye ederken, Şii silahlı birimlerine karşı da önemli bir denge unsuru oldu. Ancak birbirinden oldukça farklı yerel gündemleri olan bu “uyanış” (Sahve) hareketleri, uzun vadede silahları birbirlerine doğrultma potansiyeline sahip.

Ekonomik durum

İşgalden bu yana geçen beş yıl sonunda Irak, altyapısı tamamen tahrip olmuş bir ülkeye dönüştü. Petrol zengini ülkede petrol fiyatları beş yılda %2000 artış gösterirken, yakıt almak için insanlar kilometrelerce uzanan kuyruklarda saatlerce bekliyorlar. Aslında Irak’ta gerileme 1991-2003 yılları arasında uygulanan ambargo ile zaten başlamıştı. Ancak işgal, buraya ölümcül darbeyi vuran asıl unsur oldu.

Ambargonun başladığı 1991 yılında 1 dolar 3,3 Irak dinarı iken, aradan geçen süre içinde bin kat değer kaybederek 1 dolar 3000 Irak dinarına kadar geriledi. Şu an 1500-2000 aralığında izleyen dinarın bu değer parametreleri de aslında göreceli.

Siyasal iktidarsızlık bir yana, Irak gibi petrol zengini bir ülkede petrol sıkıntısının halen devam etmesi ekonomik alanda da işlerin istenildiği gibi gitmediğini gösteriyor. Ekonomi tamamen savaşın finansmanı, tazminatlar ve Amerikan işgal güçlerinin masraflarının karşılanması üzerine yapılanıyor. Savaş öncesi günlük iki milyon varile yaklaşan petrol üretimi şimdilerde 500 bin varil düzeyinde.

Gelir düzeyindeki düşüşün yol açtığı yokluk bir yana, Bağdat’taki yiyici takımının ülke servetini cebe indirmesi, halkın devletten beklentilerini tamamen sıfırlamış durumda. Bölgedeki kaynaklar, Irak’tan vanaları 24 saat petrol akıtan ama hiçbir kaydı tutulmayan milyarlarca dolarlık petrolün çalındığını doğruluyor.

Resmi rakamlarla %30 olan işsizlik, bağımsız kaynakların verdiği bilgilere göre %50’ler düzeyinde. Ekonomideki bu çöküşe rağmen açlık krizinin oluşmamasında temel etken, gıda maddelerinin fiyatlarında fazla artış yaşanmaması ve dışarıdan yapılan gıda yardımları. Hemen hiçbir yatırımın olmadığı ve üretimin azaldığı ülkede başkent Bağdat’ta dahi sadece günlük altı saat elektrik verilebiliyor.

Bedeli ödeyenler kadın ve çocuklar

2,5 milyon insanın mülteci olarak ülkesini terk ettiği Irak, sadece önemli bir nüfus kaybını değil; 400’ü aşkın akademisyenin ölümüyle entelektüel birikiminin büyük bölümünü, sağlık altyapısının çöküşüyle de beşeri zenginliğinin hatırı sayılır kısmını yitirdi.

İşgalin en büyük mağduru kuşkusuz çocuklar. Onlar için Irak İşgali’nin beşinci yılı, Saddam’ın despot idaresinden kurtulmanın beşinci yılını kutlamaktan çok, 1,5 milyonunun mülteci, %11’inin işçi ve %33’ünün de eğitimini terk etmesi anlamına geliyor. İşgal sürecinde ülkedeki yetim sayısı beş milyona ulaşırken, dul kalan kadınların sayısı bir milyon sınırına dayandı. Ülkede kadın ölümleri ve intiharlarında gözle görülür bir artış yaşanırken, oluşan kaos ve otoriteden yoksun ortamda, ailelerin “namus cinayeti” adı altındaki infazlarında da büyük bir artış yaşanmakta. Kısacası, oluşan sosyal çöküş Irak’ın önümüzdeki 50 yılda tamir edemeyeceği bir yıkım ve dengesizlik meydana getirdi.

Amerikan cephesinde durum

İşgal başlamadan iki ay önce, savaşın mimarlarından Donald Rumsfeld yaptığı bir açıklama ile savaşın Amerikan ekonomisine faturasının 50 milyar dolar olacağını söylüyor, Dick Cheney ise bölge ziyaretlerinde bu basit masrafın Irak petrol gelirlerinden tazmin edileceğini belirterek Amerikan kamuoyunu ikna etmeye çalışıyordu. Aradan geçen süre içinde Amerika’nın kaybına ilişkin çok sayıda analiz yapıldı. Ancak bunlar içinde en anlamlısı, Nobel ödüllü iktisatçı Joseph E. Stiglitz’in bizzat Amerikan Kongresi önünde yaptığı konuşma oldu. Stiglitz’e göre Amerika’nın Irak işgalinden dolayı doğrudan ve dolaylı ekonomik kaybı 3 ila 5 trilyon dolar arasında değişmekte. Yine Amerikan iç borç tutarı Bush’un iktidara geldiği yılda 5.7 trilyon dolar iken, Irak savaşının da etkisi ile bugün 9.1 trilyon dolara yükselmiş durumda. Savaş sırasında öldürülen Amerikan askerlerinin sayısı 4 bini aşarken, yaralananlara ilişkin rakamlar bunun en az 10 katı. Irak’ın ödediği bedelin maddi hesabını yapmak şu aşamada belki mümkün değil, ama Amerika açısından bakıldığında da işgalcinin ödediği bedel pek az değil.

 

 

Rakamlarla Irak’ın beşinci yılı:

Hayatını kaybeden sivil sayısı: 1.000.000

Sakat kalan insan sayısı: 200.000

Mülteci sayısı: 4.500.000 (2.000.000 iç göçmen)

Yetim sayısı: 5.000.000

Fakir sayısı: 12.000.000

Temiz suya ulaşım: %35

Altyapısı bulunmayan hane: %75

Beslenme yetersizliği çeken insan sayısı: 6.200.000

Acil yardıma ihtiyacı olan insan sayısı: 8.000.000

 



Top
AnasayfaHaberlerİHH HakkındaYayınlarımızGönüllüFoto GaleriİletişimArama