23.01.07

Murat Yılmaz

Bin dağlı ülkede bir nefes Ruanda

Kurban çalışmamıza başkent Kigali’de başladık. zehrin en büyük mezbahanesinde ilk günde 15 adet büyükbaş hayvan keserek bunların farklı camilerden dağıtımlarını gerçekleştirdik.

Biz bayram için geldik, gülen çocuklar istiyoruz

Ruanda’dayız; bin dağlı ülkede. Bir dönem acıların, ayrılıkların, gözyaşının ve vahşetin başkentinde. 1880’li yıllar boyunca sırasıyla Alman, Belçika ve Fransız sömürgesi olmuş ve tüm bu dönemler boyunca sömürünün ve katliamın her çeşidini tatmış olan Ruanda’dayız; Tutsilerin ve Hutuların diyarındayız.

O günleri hiç kimsenin anmak istemediğine şüphemiz yok. Sokak sokak, cadde cadde dolaştığımızda, ülkeyi baştan aşağı arşınladığımızda soykırımın izleri peşimizi bırakmasa da biz bayram için geldik. Bayramda sevinmek ve sevindirmek var. Binlerce kilometre öteden kardeşlerimizin konuğu olduğumuzda da zihnimizde her şeye rağmen gülen kadınlar, erkekler ve çocuklar var.

 

“Bu kadar acele olacağını tahmin etmemiştim”

Sislerin arasından kurtulup başkent Kigali’yi uçağımızdan görmeye başladığımızda yanılmadık diyoruz. İşte yeşil yemyeşil bir ülke Ruanda. Bizi Ruanda müftüsü Salih Bey tüm sıcaklık ve nezaketiyle karşılıyor. “Bu kadar acele olacağını tahmin etmemiştim.” diyor Salih Bey. Daha bir ay önce Türkiye’deki Afrika Dini Liderler toplantısında tanışmamızın hemen ardından Türkiye’den bir kurumu hem de bayram günlerinde ülkelerinde görmekten duyduğu memnuniyeti ifade ederken gözlerinin içi gülüyor Salih Bey’in. Ruanda İslam Cemaati 1964 yılında kurulmuş. Eyalet imamlarından oluşan 92 kişilik yüksek meclisi var. Eyaletin büyüklüğüne göre sandalye sayısı değişiyor. Bu meclise müftü başkanlık ediyor ve yine müftü bu meclis tarafından seçiliyor.

 

Ruandalılar fevc fevc İslam’a koşuyor

İslam Ruanda’da bir çığ gibi büyüyor. 200 senede %5-6’lara ancak varabilen Müslümanların nüfusu şimdilerde %15’lere varmış. Ruandalılar fevc fevc İslam’a koşuyor. Savaş sırasında Müslümanların göstermiş olduğu dik duruş ve kendilerine sığınanları katillere teslim etmeyişleri hala Ruanda devletinin en üst kademelerinde karşılık bulmakta. Ruanda’da herkes İslam toplumundan memnuniyet duyuyor. Katliama karışan Hutular arınmak, katledilen Tutsiler de korunmak için İslam’la tanışmışlar. 8 milyonluk bu ülkede eli kana bulanmamış yegane topluluk İslam toplumu olmuş.

 

“İslam hak dindir ve memleketin her köşesine yayılmalıdır.”

Savaş öncesi dönemde kendi yurtlarında izole bir halde olan, kendi okullarını kurmalarına, İslami kıyafetlerle dolaşmalarına, hiçbir devlet kademesinde görev almalarına müsaade edilmeyen, hatta hatta eğer okula gitmek ya da devlet kademelerinde iş bulmak isteniyorsa Hıristiyan bir isim almaya zorlanan Müslümanların kaderleri savaş sonrasında inanılmaz bir biçimde değişmiş. İslam cemaatine geniş araziler tahsis edilmiş, İslam’ın tüm ülkede yayılması için teşvikçi olunmuş. Hatta Müslüman kadın parlamenter Seyide Mukanehiri başörtüsüyle meclise girebiliyor. Önceki hükümetin deklare ettiği ve yeni yönetimin de altına imza attığı “İslam hak dindir ve memleketin her köşesine yayılmalıdır. İslam’ın bu hoşgörülü öğretisinin her köşeye yayılmasını istiyoruz.” İfadeleri Müslümanların bıraktığı olumlu izlenimlerden ileri geliyor. Bu anlamda Ruanda’nın birçok ülkeye nispeten daha özgürlükçü bir ortam sunduğunu gözlemleyebiliyoruz. Yakın bir zaman önce bir milyondan fazla insanın katledildiğini düşündüğümüzde mevcut yönetimin ırkçılığı ayaklar altına alan İslam anlayışını desteklemesi anlamlı gözüküyor.

 

Vatikan tüm misyoner çabaları destekliyor

Katolik ve Protestan toplulukları ise savaş dönemlerindeki kötü imajı silme telaşındalar. Onlar da Ruanda’daki hemen her alandaki çalışmalarını sıklaştırmış durumdalar ve bu grupların hemen hemen tüm faaliyetleri Batı dünyasından finanse edilmekte. Müftü bey özellikle Vatikan’ın tüm faaliyetleri desteklediğini bunun dışında Catolik Relief Service, World Wision, Caritas ve Gidenos İnternational gibi kilise merkezli kurumların da yoğun faaliyet içerisinde olduğunu söylüyor.

 

İHH Kurban bayramında 5000 Ruandalı aile ile buluştu

İHH İnsani Yardım Vakfı olarak bu sene Afrika’nın 53 ülkesinden 39’unda kurban çalışması gerçekleştirildi ve şüphesiz bunların en ilginç ve renkli olanlarından birisi Ruanda’da gerçekleşti. Bir haftalık Ruanda programımız boyunca ülkenin Kongo, Burundi, Tanzanya ve Uganda sınırlarına varıncaya kadar yedi ayrı bölgesini baştan başa dolaştık. Başta kurban çalışması olmak üzere farklı sosyal ve kültürel faaliyetler gerçekleştirildi. İHH İnsani Yardım Vakfı’nın ülkedeki programı başta başkent Kigali olmak üzere Byumba, Umutara, Gitarama, Butare, Kibungo ve Gikongoro şehirlerinde gerçekleşti. Toplamda 661’i yetimlerin aileleri olmak üzere 5000 Ruandalı Müslüman ailenin faydalandığı kurban programı çerçevesinde ülke genelinde 506 hisse kurban kesimi ve dağıtımı yapıldı.

 

Gülen bir çocuk dünyanın tüm kasvetini alır

Kurban çalışmamıza başkent Kigali’de başladık. zehrin en büyük mezbahanesinde ilk günde 15 adet büyükbaş hayvan keserek bunların farklı camilerden dağıtımlarını gerçekleştirdik. İnsanlar adını bile ilk defa duymuş oldukları, haritada asla yerini gösteremeyecekleri bir ülkedeki kardeşlerinden almış oldukları kurban hediyeleri için oldukça heyecanlı ve sevinçli görünüyorlardı. Bu sevinç ve heyecanın özellikle Ruandalı çocuklar nezdindeki karşılığı ise bambaşkaydı. Çocuklar “muzungu muzungu” diye çağırdıkları beyaz insanlardan almış oldukları balonlarla bayramı gerçek bir bayrama dönüştürüyorlar ve balonların peşinde bir sağa bir sola koşuşturup duruyorlardı. Balonları şişiremeyecek kadar küçük olanlarıysa çevremizi sarıyor ve tek tek balonlarını şişirttiriyorlardı. Bir gülen çocuğun dünyanın tüm keder ve kasvetini aldığını söylersek abartmış olmayız.

 

Biz muzungu değiliz!

Bu arada çocukların “muzungu” nidaları hemen her yerde karşımıza çıkmaya devam ediyor. Benzer şeylerle Sudan ve Nijer’de de karşılaşmıştık. Sudan’da havace, Nijer’de “yuyu” diyorlardı bizlere. Muzungunun tarifi şöyle; elinde İncil, yani Hıristiyan, belinde silah ve cebinde para olan beyaz Avrupalı ya da Batılı insan. Program boyunca kırmaya çalıştığımız önyargılardan biri de bu oluyor. O nedenle her gittiğimiz yerde öncelikle Allah’ın selamını vermeyi ve çocuklarla birlikte Kuran okumayı, ilahiler söylemeyi ihmal etmiyoruz. İşte zihinleri allak bullak eden bir şey bu. Beyaz ve fakat muzungu olmayan adamlar. Acaba nasıl oluyor da oluyor?

 

İHH’dan 55 yetime destek

Yetim çocuklar dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Ruanda’da da devasa sorunlarla karşı karşıya. Müftü yardımcısı Yusuf Ahmed Bey’e yetimleri sorduğumuzda ülkenin en büyük sorunlarından birinin savaş sonrası ortada kalan anasız babasız çocuklar olduğunu öğreniyoruz. Ülkede çocuklar çok uzun yıllar devlet destekli olarak açılan evlerde yalnız başlarına bırakılmışlar. Bu çocuklar kendi yağlarıyla kavrulmaya çalışmış ve fakat başta sevgi ve şefkat eksikliği olmak üzere geçim sıkıntısı ve bulaşıcı hastalıkların kıskacına düşmüşler. Bunun dışında çeşitli suç örgütlerinin ve misyoner çabaların da başlıca hedeflerinden olmuşlar. Maalesef müftülük çok uzun dönem bu anlamda biraz da maddi imkansızlıklar nedeniyle geniş çaplı bir çalışma içerisine girememiş. Müftülüğe İHH olarak bu çocuklar için de bir şeyler yapmak istediğimizi ifade ettiğimizde 55 yetim çocuktan bahsediliyor. Biz de bu çocukları sadece balon ve kurban etleriyle mutlu etmenin ilerisine geçerek 55 tanesinin altı aylık tüm eğitim, sağlık, giyim ve yeme içme masraflarını karşılamaya karar veriyoruz. Bu hareketimiz müftülük nezdinde de bir doping etkisi yapıyor. zimdi yeni yıla dair planlarında yetim çocukların daha farklı bir yeri var.

 

“Kongo’da da kurban kesmişsiniz!”

Byumba, Umutara, Gitarama ve Gikongoro. İşte Ruanda’da Müslümanların yoğun olduğu şehirlerden bir kaçı. Sanırım İHH’nın Ruanda çalışmasında yaklaşık bir milyona varan nüfuslarıyla ülkenin bütün İslam toplumu Türkiye’den gelen bu insanların varlıklarından haberdar oldu. “Bizimle bayramlaşmaya gelmişler!” nidaları her taraftan kulaklarımıza gelmeye başlamıştı. Hatta bir tanesi “Dün akşam Kongo radyosunu dinledim orada da kurban kesmişsiniz.” dediğinde bizimle ne kadar ilgili olduklarını da anlamıştık.

 

Camilerin durumu içler acısı

İşte kurbanlar vesilesiyle kardeşlerimize yakınlaşmış onların sıkıntı ve dertleriyle hemhal olmaya başlamıştık bile. Yetimlerimizi sevindirdikten sonra camilerle ilgileniyoruz. Tüm ülkede 351 adet cami bulunuyor ve tamamına yakınının tamire ihtiyacı var. Kurbanlarımızı dağıtırken camilerin durumlarının içler acısı olduğuna biz de şahitlik ediyoruz. İşte onlardan biri Cikobo Nur Mescidi. Cami oldukça bakımsız. İmam Habibu Aziz’in anlattığına göre ise burada savaş öncesinde hiç Müslüman yokmuş. Fakat katliama uğrayan bu köyde daha sonra inanılmaz bir Müslüman nüfus oluşmuş. Bu camiye de yardım edeceğimize söz veriyoruz.

 

İlk gördükleri beyaz Müslümanlar bizleriz

Cikoba’nın bir özelliği daha var. Buradaki insanlar ilk defa beyaz bir Müslüman görüyorlar. Evet ilk gördükleri beyaz Müslümanlar bizleriz. Bizi baştan aşağı süzdüklerinin, çocukların biraz çekingen ama yanımızdan ayrılmadan çevremizde döndüklerinin farkındayız. Sonra Umutara’da çamurdan yapılmış bir camiye giriyoruz. Yüreklerimiz dayanmıyor. Yoğun Müslüman nüfusa rağmen insanların bu camide nasıl ibadet edebildiklerini düşünüyoruz. Sonra gözümüz yırtık fakat titizce korunmaya çalışıldığı anlaşılan Kuran-ı Kerim sahifelerine takılıyor. Anlıyoruz ki bu camide ve daha birçok camide insanların Kuran-ı Kerimleri bile bulunmuyor. Yoklar ve yokluklar ülkesinde bu ilk mahrumiyet değil ve sonuncusu da olmuyor. Nitekim biraz ötede Zigge bölgesinin camisinin yoğun yağış nedeniyle yıkılmış olduğunu öğreniyoruz. Bu ve sonrasına 20 camide de insanların tekbirlerle karşıladığı yardımlarımız gerçekleşiyor. Camilerini artık İHH’nın yardımlarıyla daha güzel bir hale getirebilecekler.

 

Ezan okudukları için sürgün edildiler

Yeni hedefimiz Gikongoro bölgesi. zehir merkezinde yoğun bir Müslüman nüfus olmasına rağmen maalesef bir cami bulunmuyor. Mugondomuri bölgesine gidiyoruz. Mugondomuri, 1948 yılında kurulan Mugondomuri Camisi çevresinde halkalanan 3000 civarı Müslüman’ın yaşadığı bir bölge. Dünyanın en iyi kalitedeki çay ve kahvesinin bu bölgede yetiştiğini söylüyor İmam zeyh Kebritu Osman. Camiye giriyor ve Anadolu Müslümanlarının hediyesi olan kurbanları getirdiğimizi ve bir bütünün parçası olduğumuzu ifade ediyoruz. Buradan ayrılıp Yenza’ya doğru hareket ediyoruz. Yenza, Müslümanların 1940’lı yıllarda Belçikalı sömürgeciler tarafından sürgün edildikleri bölgenin adı. Sürgün sebebi de oldukça manidar. Eski yerleşkelerinde Müslümanlar camilerinden ezan okudukları için Yenza’ya sürgün edilmişler.

 

Dünyanın en güzel ilahileri

İkindi namazımızı Yenza Camii’nde eda ettikten sonra program başlıyor. İlk konuşmayı müftü bey yapıyor. Ardından biz konuşuyoruz. Son olarak bölge imamı konuşurken uzaktan def sesleri duymaya başlıyoruz. Ve 12 kişiden oluşan bir kız ilahi grubu ellerinde deflerle camiinin avlusuna doğru ilahiler söyleyerek geliyorlar. Ne kadar da şirin ve güzeller. İşte sözün bittiği, zamanın durduğu an bu an oluyor. Bunlar bu zamana kadar duyduğumuz en güzel ilahiler. İşte sevginin nefrete galip geldiği ülke: Ruanda’dayız. Burada da ilk defa beyaz Müslüman gören bu insanlar inanılmaz bir gösteri ve misafirperverlik sergiliyorlar. Yenza ilahi grubunun birbirinden enfes ilahileriyle biz de coşup onlara katılıyoruz.

 

Kız yurdunu İHH tamamlayacak

Sonrasında zeyh Kebritu Osman’ın inanılmaz gayretli çalışmalarına, dişlerinden tırnaklarından artırarak kurdukları medreseye ve bilgisayar kursuna şahit oluyoruz. Buradaki yatılı kız yurduyla ilgili hummalı bir çalışma gözümüze ilişiyor. Fakat Ruanda’da eğitim, tahmin edilebileceği gibi çok kötü şartlar altında yapılıyor ya da yapılamıyor. Çocukların hatırı sayılır bir kısmı incilin zorunlu olarak okutulduğu Katolik okullarında eğitimlerini devam ettirmek zorundalar. Sonrasında Yenza halkını ve İmam Kebritu zeyh Osman’ı mutluluktan havlara uçuracak bağışımızı gerçekleştiriyoruz. Parasızlıktan inşası devam edemeyecek noktaya gelmiş olan yurdun bundan sonraki kısmını İHH İnsani Yardım Vakfı tamamlayacak.

 

Mama İbrahim Ruanda için büyük şans

Kigali’deki sosyal içerikli çalışmalarımız da diğer bölgelerden eksik kalmıyor. Mama İbrahim, ya da Zehra hanım 50’li yaşlarında mübarek bir kadın. Onun zaaka Kadın Derneği Ruanda şartlarının çok ötesinde inanılmaz çalışmalar gerçekleştiriyor. zaaka Kadın Derneği’nin altı ay önce gerçekleşen hizmet binalarının açılışına Cumhurbaşkanı Paul Kagame’nin eşi katılmış ve çevre düzenlemesinin tamamını üzerine almış. AIDS mağduru kadınların tedavi ve rehabilitasyonlarından, kadınlara meslek edindirmeye ve eğitim çalışmalarına kadar onlarca çalışmayı Mama İbrahim ve ekibi yürütüyor. Onlara bu çalışmalar, tesislerin eksik kalan kanalizasyon tertibatı, mutfak ve su tesisatının tamamının kurulması gibi çalışmalar ve diğer acil ihtiyaçlar için kullanmaları üzere hatırı sayılır bir meblağ bırakıyoruz. Mama İbrahim ve bizlere refakat eden müftü bey oldukça duygulanıyorlar. Diğer kadınlar yine bu bağışı tekbirlerle karşılıyorlar. Ayrıca kadın doğum hastanesi projeleri için de destek sözü veriyoruz. Bu proje de Ruanda’da ilk defa gerçekleştirilecek bir çalışma olacak. zaakalı kadınlar Türkiyeli hayırseverlerin kurban hediyeleri için de müteşekkir oluyorlar ve dualar ediyorlar. Ayrıca Türkiye’deki kadın dernekleriyle de irtibat kurmak için bizden aracı olmamızı talep ediyorlar.

 

“Bundan sonra bizim elçilerimizsiniz”

Ruanda’daki kısa fakat anlamlı, dolu dolu geçen programımız ardından ülkemizin yolunu tutuyoruz. Bizi tanıyan tanımayan gören görmeyen tüm Ruandalı Müslümanların hayır duaları ve destekleriyle ülkemize doğru yola çıktığımızda Müftü Salih Bey’in “Artık bizim de Türkiyeli dostlarımız var, bundan sonra sizler bizim elçilerimizsiniz. Bizleri asla unutmayın.” sözleri kulaklarımızda yankılanıyor. Bin dağında bin dert olsa da, ismi bilinmeyen köylerinde Türkiye’yi tanıyan ve muhabbetle dualar eden dostlarımız var Ruanda’da.



Top
AnasayfaİHH HakkındaYayınlarımızGönüllüFoto GaleriİletişimArama