03.01.08
|
Açlıkla özdeşleşen Etiyopya’da umut kapıyı çalıyor!
Oxford İngilizce-İngilizce sözlükte “famine” kelimesini tanımlarken örnek olarak gösterilen Etiyopya, gerçekten de açlık, kuraklık ve salgın hastalıkların kol gezdiği bir ülke. Ancak tüm aksaklıklara rağmen, Müslüman gençlerin eğitime dâhil olmaya başlamaları ve Türkiye’den ülkeye taşınan bilinçli yardım projeleri gelecek için umut vaad ediyor.
Etiyopya… Evsizlerin, kimsesizlerin, dilencilerin ve masum bakışlı çocukların başkent sokaklarında, köşe başlarında sizi karşıladığı ülke… Modern şehir mimarisine uygun tarzda yapılanmış geniş caddelerin ve büyük binaların hemen dibinde başlayan çamurlu yollar, sizleri üzerleri alüminyum tenekelerle kaplı barakalardan oluşan mahallelere sürüklüyor.
Bayram sabahı başkentte bu mahallelerden ana caddelere yönelen insan seli, omuzlarında seccadeleri ile kadınlı erkekli gruplar halinde tekbirler getirerek şehrin en büyük alanına, yani stadyuma doğru akıyor. Sosyal hayatta Hıristiyanlık dinine ait sembollerin her daim göze çarptığı Etiyopya’da, bayram namazı, belki de ülke Müslümanlarının kendilerini ifade edip varlık gösterebildikleri en önemli sosyal aktivite.
Türkiye’den yola çıkan bir hayır kervanının nasıl bir gerçekliğe işaret ettiğini, nasıl bir boşluğu doldurduğunu, o kervanda yerimizi a
ldıktan sonra anlayabiliyoruz. Yerel dilde adı “yeni çiçek” anlamına gelen başkent Adis Ababa’da kılınan bayram namazının ardından gerek başkentte gerek Etiyopya’nın muhtelif bölgelerinde geçireceğimiz bir hafta, zaman zaman beyin tutulmasına, kimi zaman gördüklerimiz karşısında kelimelerimizi kaybetmemize neden olacak ama sonuçta tüm imkansızlıklara rağmen atılan adımların Etiyopya’da bir gelecek inşa etmek için ne derece isabetli olduğuna kani olacak ve yeni projelerin heyecanıyla ülkemize döneceğiz.
Yoksul, yiyecek ekmeği olmayan kişidir
Bir istatistik dolaşıyordu zihinlerimizde: “Günlük geliri bir doların altında olan kişiler yoksuldur.” Ancak bu istatistikler Etiyopya için bir anlam ifade etmiyor. Nitekim Adis’te görüştüğümüz BM Dünya Gıda Programı’nda çalışan bir yetkili, “Burada yoksul, incura (yöresel ekmek) yapacak unu dahi olmayan kişidir.” diyerek ülkedeki yoksulluk sınırı ile ilgili bir tanımlama yapıyordu. Bizim dünyamızda karşılık bulan tüm değerlerin sıfırlandığı bir nokta. Ekmeğin varsa, ekmek yapacak unun varsa gayet iyi durumdasın, gerisi boş.
Ancak, ülkede içinde bulundukları gün dahi ne yiyeceklerini bilmeyen, incura yapacak unu olmayan kişilerin sayısı azımsanacak gibi değil. Nitekim ülke nüfusunun %46’sı yani neredeyse ülkede yaşayan her iki kişiden biri yetersiz besleniyor. Yetersiz beslenmeye ve tıbbi imkânsızlıklara bağlı olarak kolaylıkla tedavi edilebilecek birçok hastalık da kronik hal alıyor. Ülke insanının belini büken bir diğer önemli vaka ise AIDS. Başkent nüfusunun %15’i, yani her 100 kişiden 15’i AIDS virüsü taşıyor. Etiyopya’da bulunduğumuz süre içerisinde gazetelere yansıyan haberler de zinanın toplumda yaygın olduğunu gösteriyor.
BM Kalkınma Programı 2006 yılı endeksine göre Etiyopya, 177 ülke arasında gelişmişlik düzeyi açısından 170. sırada yer alıyor. Etiyopya’da en yüksek memur maaşı 2000 Birr yaklaşık 270–300 dolar civarında.
Çat, zihinleri uyuşturuyor
Etiyopya’da en çok üretilen tarım ürünleri kahve, mısır ve çat. Kahve, ülke gelirlerinin %40’ını oluşturuyor. Ancak kahveyi üreten köylüler değil, kahveyi büyük şirketlere satan aracılar bu işin kaymağını yemekte. Çat üretimi de ülkede oldukça yaygın. Yol kenarlarında, misafir olduğumuz evlerde, çarşıda, sosyal hayatın hemen her karesinde, çat çiğneyen, ağzı çatın yeşiline boyanmış, zihinleri uyuşmuş insanları görüyoruz. İnsanlar; yoksulluk, açlık ve diğer sosyo-ekonomik sorunlarla baş edemeyince kendilerini “çat”a vermişler. Çat çiğneyip moral buluyor, sıkıntılarını unutuyorlar. Geniş bir halk kitlesinin zihinlerini uyuşturan bu bitkinin üretimi, satışı ve kullanımı da belki bu yüzden, muhtemel muhalif hareketleri bastırmak için bilinçli olarak serbest bırakılıyor.
Tarım ve hayvancılık, açlıkla mücadelede birincil çözüm
Etiyopya, tarıma elverişli geniş arazilerin bulunduğu bir ülkedir. Üç aylık yağmur mevsimi dışında yağış almasa da derinlerde açılacak su kuyuları ile zirai faaliyetlerin rahatlıkla sürdürülebileceği bir yer. En azından toprağı, verimli kullanmayı öğrendikleri takdirde, kırsalda yaşayan halk hem ailesini hem de hayvanlarını rahatlıkla geçindirebilir. Ülkede halkın geçimini kolaylaştıracak bir diğer alan da hayvancılık. Hayvancılık çok yaygın ancak süt ürünleri hiç bilinmiyor. TİKA Etiyopya temsilcisi Abdullah Sarı’nın da belirttiği gibi Etiyopya için yapılacak en faydalı işlerden birisi, Türkiye’den Etiyopya’ya köylülere basit ziraat ve hayvancılık tekniklerini öğretecek uzmanları taşımak, bir diğer şey de Etiyopyalı gençleri Türkiye’ye ziraat ve hayvancılık eğitimi almaya göndermek. İşte tam bu noktada İHH İnsani Yardım Vakfı’nın İstanbul’da tohumlarını attığı Sosyal Araştırmalar ve Kültür Derneği (SADER)’nin insanlık adına nasıl bir hizmet verdiğini anlıyoruz.
Ezilen Müslümanların umudu: Eğitimli gençler
2006 yılı nüfus sayımına göre, Etiyopya’nın nüfusu 76,5 milyon. Bu nüfusun %60’ını Müslümanlar oluşturuyor. Ancak, Etiyopya’da göze çarpan en belirgin şey, uzun yıllardır ülke yönetiminde Hıristiyanların etkin olmasının bir uzantısı olarak, toplumsal yaşamda Hıristiyanlık dinine ait sembollerin fazlasıyla kullanılıyor olması. Üzerlerinde haç işareti bulunan dükkanların, İsa posterleri satan seyyar satıcıların, boyunlarında haç taşıyan genç ve çocukların, şehrin en merkezi yerlerine inşa edilen görkemli kiliselerin ve Pazar sabahları tüm şehri saran kilise ilahilerinin insanda bıraktığı izlenim, ülke Müslümanlarının sosyal, ekonomik ve siyasi olarak içinde bulunduğu zayıf durumun bir işareti oluyor. Ancak son 10 yılda üniversitelerdeki Müslüman gençlerin sayısının artması ülkenin geleceği için umut verici.
Müslümanlara özgüven aşılayan bir kurum: IRCC
Başkent Adis’te 2003 yılında kurulan İslam Araştırmaları Kültür Merkezi (IRCC), Müslüman üniversite öğrencilerine araştırma desteği veren bir kurum. Müslüman gençler arasında yetişmiş insan unsurunu artırmak için uğraş veriyor. İktidardaki seküler hükümetin öncekilere kıyasla daha ılımlı olduğunu belirten IRCC yetkilileri, Etiyopya’da geleceği inşa edecek pırıl pırıl gençler olarak duruyor karşımızda. Hükümetin “terörizm”, “çok eşlilik” gibi İslamiyet hakkında önyargılara neden olacak suistimale açık konuları kullanarak, Müslümanlar aleyhine politikalar uyguladığını belirten kurum yetkilileri, öncelikli hedeflerini sıralıyorlar: “Araştırma desteği ile İslam’a karşı oluşan ön yargıları, Müslümanlar hakkındaki yanlış anlaşılmaları düzeltmek. Köklü İslami geçmişine rağmen Hıristiyan adası olarak bilinen Etiyopya’da İslam tarih ve kültür mirasını öne çıkarmak. Birçok farklı din ve kabilenin birleşiminden oluşan Etiyopya’da “Farklı kabile ve dinlerin bir arada yaşaması nasıl mümkün olur?” sorusuna cevap aramak.
IRCC, her yıl gerçekleştirilen büyük bir merasimle derece alan araştırmaları kamuoyuna açıklıyor. İslamiyet ve Müslümanlarla ilgili önyargıların yıkılması için çabalarken, bir yandan da ülke Müslümanlarına özgüven aşılıyor.
Medrese, yardım bekliyor
Etiyopya için öncelikli çözülmesi gereken sorun nedir diye düşünüldüğünde, her kapının arkasında eğitim sorunu sizi bekliyor. Tabii “Cism-i selim, akl-ı selim”den hareketle, insanların eğitime dâhil olabilmeleri için öncelikle temel ihtiyaçlarının karşılanması ve sağlık sorunlarının çözülmesi gerektiğini not ettikten sonra eğitim meselesine odaklanıyoruz.
Tarım ve hayvancılıkla ilgili teknik bilgi ve donanıma sahip olduklarında, halk kendini geçindirebilecek duruma gelebilir. Bunun ötesinde Etiyopyalı Müslüman gençlerin yetişmesi, yıllardır yardımlara bağımlı halde yaşayan ülke insanının özellikle de Müslümanların üretime katılması ve ülke geleceğinde söz sahibi olması demek. IRCC’den yetkili arkadaşların belirttiğine göre, Müslüman nüfusun önemli bir kesimi kırsalda, devlet hizmetlerinin yetersiz olduğu bölgelerde yoğunlaşmış durumda. Müslüman gençlerin eğitiminin desteklenmesinin en önemli sonucu adeta azınlık muamelesi gören Müslümanların özgüvenlerinin tazelenmesi olacak. Kurban Bayramı’nın ilk gününde kurban programı esnasında görüştüğümüz Bulbula Belediye Başkanı Tuna Murki’nin söyledikleri de eğitim alanında görülen eksikliğe işaret ediyor:
“Çok fazla eksiğimiz var. Okul eksiğimiz var. Hem dini hem de resmi eğitim verecek kurumlara ihtiyacımız var. Aynı zamanda sağlık kurumlarına ihtiyacımız var. Temiz içme suyumuz yok. Şu anda köye içme suyu getirmek için bir proje üzerinde çalışıyoruz. Burada dini eğitim alınabilecek hiç medrese yok. Camilerde, mescitlerde yürüyor din eğitimi. Ama biz daha nezih ortamlarda ve sağlıklı biçimde olsun istiyoruz. Çocuklarımız dinlerini, Kur’an dilini öğrensin istiyoruz. O yüzden Bulbula’da inşa edilecek olan medrese için desteğinizi bekliyoruz.”
Bu yetimler hiç aç yatmadılar
Başkent Adis’te sahipsiz Müslümanların defin işlemlerini yapan Cemiyet’üs-Selam, yine bir gün vefat eden birinin yaşadığı bir kulübeye mevtanın defin işlemleri ile ilgilenmek üzere gitmiş. Yetkililer, vefat eden babanın başucunda iki çocuğun, olanlardan habersiz bir şekilde oynadığını görmüş. Babanın defin işlemlerini gerçekleştirdikten sonra, sahipsiz bırakmamak için bu çocukları koruma altına almışlar. Sonra birer birer çocukların sayısı artmaya başlamış. Şu an gecekondu benzeri iki evin birinde 22 erkek, diğerinde 10 kız çocuğu bakıyorlar. Bu yetim evinde bulunan çocukların tamamının hem annesi hem de babası hayatta değil. Cemiyet yetkilisinin sözleri kulaklara küpe olacak cinsten: “Elhamdülillah buradaki yetimler hiçbir gece yatağa aç girmediler. Dışarıda olsalardı aç olacaklardı. Ancak bizim hedefimiz karınlarını doyurmak değil. Biz bu yetimlerin iyi eğitim almasını, ülkelerine faydalı gençler olarak yetişmelerini istiyoruz.” Cemiyet’üs-Selam, himayeleri altındaki yetimleri iyi okullarda okutmak, bir yetim evi oluşturarak 100 civarında yetime hizmet vermek istiyor. Cemiyet’us-Selam’a emanet edilen ümmetin yetimleri destek bekliyor.
Dr. İbrahim ve Fennan emsal teşkil ediyor
Etiyopya’da özellikle kalkınma ve insani yardım alanında görülen sorunlar nasıl çözülür sorusuna sıklıkla, “Etiyopya içinden, Etiyopyalı gençlerin yetişmesi ile çözülür” yanıtını alıyoruz. İşte bu noktada İstanbul’da tıp eğitimi olan Dr. İbrahim ve mühendislik eğitimi alan Fennan, biricik emsaller olarak duruyor karşımızda. Bir haftalık ziyaretimiz boyunca bize eşlik eden Fennan ve İbrahim, ülke sorunlarına birebir ilgililer. Ve ülkeleri için bir şeyler yapmak adına can atıyorlar. Birçok yaşıtları gibi eğitim için gittikleri “müreffeh” ülkelerde kalıp hayatlarını kurtarmayı değil, ülkelerine dönerek kendi insanları için çaba göstermeyi tercih ediyorlar. Dr. İbrahim, üç ay sonra katarakt ameliyatları için tekrar Etiyopya’ya gidecek. Mezun olunca da İHH desteğiyle kendi yaşadığı bölgede bir diyaliz hastanesi açmayı planlıyor. Ülke sorunlarını dert eden, ülkelerinden sanki incinecek bir kişiden söz ediyormuş gibi bahseden bu gençler Etiyopya’nın geleceğe gülümseyen yüzü… İHH İnsani Yardım Vakfı’nın yan kuruluşu SADER’in İbrahim ve Fenan gibi onlarca gence daha destek verdiğini hatırlayınca, umutlarımız artıyor.
Müslüman gençliğe yönelik yasaklar
Şu an iktidarda olan seküler hükümetin, önceki hükümetlere kıyaslandığında daha olumlu adımlara imza attığı belirtiliyor. Ancak, son yıllarda ülke Müslümanlarının eğitime ve yönetime katılmaları bir muhalefet zemini olarak görülüyor olacak ki, 2007 eğitim yılı başlangıcında Mekele bölgesinde, Mekele Üniversitesi’nde bir takım yasaklar uygulamaya konmuş. Müslüman öğrencilerin cemaatle namaz kılması, toplantılar yapması, kız öğrencilerin büyük başörtüleri ile okula girmesi yasaklanmış. Hükümet, Mekele’de uyguladığı yasakta ciddi bir direnişle karşılaşmazsa bu ve benzeri yasakları ülke geneline yaymayı düşünüyor.
Necaşi’yi karşımızda görüyoruz sanki
Nazret-Dire Dawa arasındaki yolculuğumuz esnasında, Valenchiti bölgesinde mola vermişken, karşımızda yerel Kerayu kabilesi mensuplarını görünce, bir an Necaşi’yi gördüğümüzü sanıyoruz. Ömer Akkad’ın “Çağrı” filminde Hz. Hamza nasıl Anthony Quinn’le eşleşiyorsa, adil kral Necaşi de o filmdeki aktör ve kostümleri ile zihnimizde hayat buluyor. İşte Necaşi karşımızda… Mola verdiğimiz yerde ikişer üçerli gruplar halinde yürürken gördüğümüz Kerayular, fotoğraf çekmemize müsaade etmiyorlar. İhrama benzeyen iki parçalı beyaz kıyafetleri, bellerinde hançerleri, asaları ve yüzlerinin her iki tarafında kulaklarının üstünde kümelenen özel saç stilleri ile yerel-kültürel öğelerini birebir muhafaza eden bir kabile karşımızdaki.
Görünüşlerindeki farklılığa ek olarak, fotoğraf çektirmek istememeleri, ürkek tavırları, bir iki kelime dahi olsa İngilizce konuşmuyor olmaları, zamanın durduğu bir noktada olduğumuz hissini uyandırıyor. Kerayular, nüfusunun %90’ından fazlası Müslüman olan ve göçebe olarak yaşayan bir kabile. Bizim karşılaştığımız kabile mensupları, Valenchiti’ye yürüme yoluyla bir saatlik mesafede yaşıyorlarmış. Kerayular ile ilgilendiğimizi gören 15 yaşlarında genç bir çocuk, hemen yanımıza gelip bizleri Kerayuların yaşadıkları yere götürebileceğini, orada kendileri ile konuşma ve fotoğraf çekme imkânımız olabileceğini söylüyor. Bu düşünce bizleri oldukça heyecanlandırıyor ancak, vaktimizin müsait olmaması ve birkaç faktör daha bir araya gelince Kerayu köyüne yapılacak olan ziyaret gerçekleşemiyor.
Birkaç günü hafızamızda Kerayular’ı düşünerek geçirirken, Etiyopya’da yayımlanan The Guardian gazetesinin manşetine takılıyor gözlerim: “Pastoralists demand compensation from sugar factory.” Bundan 40 yıl önce arazileri hükümet tarafından bir şeker fabrikasına verilen Kerayular, şu an devam eden bir dava ile şeker fabrikasından 25 milyon birr tazminat istiyorlar. Gazetede Kerayular ile ilgili bir haber görmek, tanıştığımız ve zamanın ötesinden geldikleri hissine kapıldığımız Kerayuların bir hayal değil hayatın içinde yer bulan bir gerçeklik olduğunu gösteriyor adeta.
Ülkede bulunduğumuz süreç içerisinde görüştüğümüz kişiler, Kerayuların Müslüman bir kabile olduğunu ancak, hem göçebelik hem de İslami pratiklerin kabilenin kültürel yaşantısı içerisinde emilmesi dolayısıyla, İslami yaşayış ve dini duyarlılık konusunda oldukça zayıf olduklarını belirtiyor. Nitekim selam verdiğimiz bir iki Kerayu’nun selam almadığını hatırlıyoruz.
Türkiye Müslümanları hayırda öncü
Afrika Birliği’nin merkezi konumunda olan Etiyopya, Afrika Boynuzu’ndaki stratejik konumuyla sivriliyor. Şu an ülkenin komşuları Somali ve Eritre ile devam eden sorunlar var. Somali’de İslam Mahkemeleri Birliği’nin istikrarı sağlamasından rahatsız olan ABD’nin, Etiyopya’yı Somali’ye karşı kışkırttığı belirtiliyor. Onlarca farklı kabilenin bulunduğu, 80 kadar yerel dilin konuşulduğu, ortalama insan ömrünün 45’lerde olduğu Etiyopya, yıllardır kendilerini yardımlara bağımlı kılan zihniyete inat, şimdilerde kendini keşfetmeye, kendinden olanlarla geleceği inşa etmeye hazırlanıyor.
Osmanlı, Afrika’da sömürge kolonileri kurmadığı hatta sömürgeye karşı kalkan vazifesi gördüğü için Etiyopya’da da Osmanlı’ya sempati ile bakılıyor. Türkiyeli Müslümanlar örnek alınıyor. Camide bizleri gören bayanların, tesettürlü oluşumuza ve namaz kılışımıza sevinerek bakmaları, namaz sonrasında oluşan halkalarda ortak dilimiz Kur’an ayetlerinin yankılanması, yıllardır birbirini görmeyen aile fertlerinin bir bayram sabahında kavuşmasını andırıyor.
Etiyopya’da İHH’nın neler yaptığına gelince, İHH’nın bölgede yaptığı en önemli şey, kanaatimizce, bölge Müslümanlarına umut aşılaması. Batılı yardım kuruluşlarından farklı olarak, sadece gıda dağıtıp dönmeyen, bölge öğrencilerinin eğitimine destek olan, yetimin elinden tutan ve kalkınma merkezli projeleri önceleyen İHH, diğer Afrika ülkelerinde olduğu gibi Etiyopya’da da, bölge insanına moral desteği oluyor ve bölgenin içeriden kalkınmasını destekliyor.
Adil kral Necaşi ile, Bilal-i Habeşi ile tanıdığımız, yol kenarlarındaki uğrak yerlerinden ev misafirliklerine kadar her yerde kahve seromonileri ile ağırlandığımız Habeşistan’ı, başlarında su bidonları ile hayatları su yolunda geçen Etiyopyalı kardeşlerimizi unutmayacağız. Allemegen Etiyopya!





