27.06.05

admin

Irak'ta Kaos

Ahmet Emin DağHaziran, 2005Habur sınır kapısından girdiğinizde Irak resmi ordusunun üniformalarından farklı kıyafetleri ilk anda dikkat çeken Kürdistan üniformalı ve kaleşnikoflu askerler sizi karşılıyor. Kendi devletlerine sahip olmanın rahatlığı içinde Türkiye'den girenlere kuşkuyla baksalar da, işlemlerinizi 15 dakikada tamamlıyorlar. Sınırdan Erbil kentine kadar Barzani grubunun hakimiyeti ilk bakışta göze çarpıyor. Kuzey Irak'ın ekonomik durumu oldukça iyi. Halk görece bir sükunet yaşasa da, istikrar pamuk ipliğine bağlı imiş görüntüsü taşıyor. Bölge her ne kadar Kürt hakimiyetinde olsa da, ekonomik olarak Kerkük'e kadar uzanan bölgede Türkiye'nin ekonomik hakimiyeti açık. Erbil'e kadar süren 3,5 saatlik bir yolculukta 5-6 kontrol noktasından ve bazen aramadan geçirildikten sonra büyük kentlere ulaşabiliyorsunuz. Kontroller sık olmakla birlikte ciddiyetten yoksun. Bir şeyler bulma amacından çok, siyasi ve askeri otorite gösterisini ispatlama amacıyla yapılan kontroller. 1 milyon 300 bin nüfusu ile Erbil Yerel Kürdistan Parlamentosu'nun merkezi olduğundan Kuzey Irak'taki özerk yapının başkenti sayılıyor. Ama kent ekonomik olarak diğer kentlere göre dezavantajlı bir konumda. Ne Süleymaniye ve Dohuk gibi sınır ticareti ne de Kerkük gibi yer altı zenginliği olduğundan, ekonomik kalkınması yavaş. Bu sebeple yozlaşma da diğer kentlere göre daha az. Kentte kamuya açık yerlerde dahi haremlik selamlık uygulaması bulunuyor. Bu biraz moralimizi düzeltti. Büyük yatırımların önemli bir bölümüne sahip olan Barzani ailesi, kentin savaş ağası durumunda. İttihad-ı İslami Kürdistani Partisi, Erbil'de oldukça güçlü. Ümmetçi bir çizgileri olsa da, Irak'ta bir federasyona sıcak bakıyorlar. Bunun Irak'ın bütünlüğü açısından riskli olup olmadığı yönündeki sorularımıza güven içinde Irak'ın toprak bütünlüğünün bu şekilde daha iyi korunacağını söylüyorlar. İttihad'a göre Federatif bir yapıda herkes kendi iç işlerinde özgür olacağı için tüm etnik yapılar rahatlayacak ve bölünme riski ortadan kalkacak. İttihad, Kürt partisi olmasına, rağmen diğer Kürt partilerinin tersine ABD'den hoşnut değil. Bu, önemli bir avantaj. Erbil toplumsal olarak Kürt ve Tükmenlerin birbirleriyle en sıcak oldukları yer. Diğer kentlerin aksine, birbirlerine karşı etnik düşmanlık yok denecek kadar az. Türkmen ve Kürt gençler arkadaşlık yapabiliyor, birbirlerinden kız alıp veriyorlar. Bunda Erbil'in dindar bir kent olması ve günlük yaşamın sakin olmasının önemli rolü var. Toplumsal olarak ciddi bir kadın nüfusu olduğu belirtiliyor. Uzun yıllar süren savaşlara bağlı olarak erkek nüfusun ölmesi, kadınların sayısında birkaç kat artış yaratmış. Gerek sınırdan Erbil'e, gerekse bu kentten Kerkük'e giderken yol kenarlarında binlerce dönüm tarım arazisi bulunuyor. Orta Irak'taki savaş buralarda çok etkili olmadığından bunlar ekili bir vaziyette. Bölgede tarım, kaçakçılık ve ticaret en önemli geçim kaynakları. Kuzey bölgelerinde tam bir laik uygulama yaşanıyor. 1991 yılından bu yana okullarda müfredat laikleşmiş, camilerde dersler yasaklanmış. 1991 yılından sonra okula başlamış olan nesil tek kelime Arapça bilmiyor. Bu ise İslam kültüründen uzaklaşmayı hızlandırıyor. Saddam'ın Araplaştırma dayatmaları bu kez laik Kürt partilerinin tersi dayatmalarına dönüşmüş durumda. Bölgenin en gergin kenti durumundaki Kerkük'e ulaşmak için Erbil'den 2 saatlik bir yolculuk gerekiyor. Bölge Barzani'nin Kürdistan Demokrat Partisi'nin denetiminde. Nüfusun önemli bir bölümünün Türkmen olması, Erbil'in tersine bu kentte Türkmen partileri de önemli aktörler haline getirmiş. Halen iki önemli Türkmen gücü bulunuyor. Bunlardan laik eğilimli Türkmen Cephesi ile İslami eğilimli Adalet Partisi rekabet halinde. Kerkük, Türkiye'den giden birisinin her hangi bir tercümana ihtiyaç duymadan rahatça dolaşabileceği bir kent. Çünkü çarşıda hemen herkes Türkçe biliyor. Türkmenlerin önemli bir aktör olmaları, KDP ve KYB'ye mensup Kürtlerin açık hedefi haline gelmelerine neden olmuş. Bizim ziyaret ettiğimiz günkü Cuma namazında bir Türkmen albay suikastla öldürülmüştü. Erbil'in tersine Kerkük, güvenlik yönünden çok hassas. Amerikalılara yönelik eylemlerin yanı sıra, Kürt-Türkmen, zii-Sünni gerilimi kentte havayı ısıtıyor. Kerkük'teki gerilimin tek sebebi, bu kentin altındaki petrol denizi. Kürtler, kent dışından başlayarak bir çok bölgede etnik dengeyi değiştirme çalışmalarına ve Kürt yerleşimine devam ediyor. Akşamları 11'de başlayan sokağa çıkma yasağına rağmen silah sesleri geliyor. Petrol kenti olmasına rağmen Kerkük, ciddi bir yoksulluk ve alt yapı sorunu içinde. Erbil'in aksine Irak'a zenginlik veren Kerkük'te alt yapı çok kötü. Kerkük'te mahalleler iç içe geçmiş. Tüm etnik unsurlar bir arada yaşıyor. Ancak yeni kurulan Kürt mahalleleri gözleniyor. 1991-2003 yılları arasındaki ambargoda dükkan rafları boşalan kentte, şimdi her türlü tüketim ürününü bulmak mümkün. Televizyon reklamları ile desteklenen tüketim kültürü kentte insanların yaşam biçimini değiştiriyor. Türk malları oldukça yoğun. Kentin petrol merkezi olması emlak fiyatlarını da etkilemiş. Saddam düşmeden önce 10 bin dolar eden arsalar şimdi 100 dolara kadar çıkmış. Erbil'in aksine, Kerkük'te etnik gerilim had safhada. Dolayısıyla büyük patlamalar için küçük kıvılcımlar yeterli. Türkmenler, Saddam dönemindeki gibi ama bu kez Kürt gruplardan gelecek katliamdan korkuyorlar. Aslında Türkmenler, Osmanlı'nın çekildiği tüm alanlarda kalmış olan diğer etnik unsurların (Boşnak, Arnavut, Batı Trakyalı, Azeri vs. ) yaşadığı dışlanmayı yaşıyor. Osmanlının temsilcileri olarak görülüp potansiyel Türkiye uzantısı kabul ediliyorlar. Kerkük'te dindarlık bariz biçimde hissedilmiyor. Erbil'den daha az dindar bir görünümleri var. Kerkük, misyonerler açısından da münbit bir alan. Hıristiyan nüfusu olan kentte 20 kilise bulunuyor. Saddam tarafından Araplaştırma çalışmları sırasında boşaltılan binlerce köye geri dönüşler halen sürüyor. Kent çevresindeki köylerde büyük bir yeniden inşa çalışması gözleniyor. Yolculuğumuzun en kritik aşaması olan Bağdat'a yaklaşık 4-5 saatlik bir yolculuktan sonra ulaşıyoruz. Kentin merkezine uğramadan varoşlarında bulunan ara yollardan gidilecek yerlere gitmek en garanti ve kestirme yol. Dicle nehrinin ikiye ayırdığı Bağdat Sünnilerin ağırlıkta olduğu güneydeki Kerkh ile ziilerin ağırlıkta olduğu kuzeydeki Rasafa adlı iki bölgeden oluşuyor. Saddam'ın Dicle'ye bakan sarayları halen iyi korunaklı ve Amerikan askerlerine kışla görevi yapıyor. Bağdat kentinin zii kesiminde her yerde zii liderlerin, geçen seçimden kalma posterleri duvarları süslüyor. Sünni kesimin en önemli bölgesi ise İmam Azam camiinin de bulunduğu Azamiye mahallesi. Caminin gönüllü silahlı milislerce korunduğu hemen dikkat çekiyor. Yaşanan tüm savaşa rağmen Bağdat'ta hayat tüm canlılığı ile sürüyor. Bir mahallede çatışma sesleri gelirken, başka bir mahallede hayat sanki hiç etkilenmiyor. Bağdat, bombalı araçların en fazla patladığı yer. Ancak Sünni direnişçilere yakın kaynaklar, sivil halkın yaşadığı bölgedeki patlamaların kesinlikle direnişçilerce yapılmadığını söylüyor. Nitekim, Sünni ulema da gelişigüzel intihar saldırılarının caiz olmadığı yönünde bir fetva vermiş. Iraklı sivillerin zarar gördüğü saldırıların büyük ölçüde yabancı istihbaratlar tarafından yapıldığı kanısı yaygın. Patlamaların bir bölümü uzaktan kumandayla işlenirken, bir bölümü de, infaz edilmek istenen kişilerin araçlarına gizli biçimde bomba yerleştirilmesi sebebiyle oluyormuş. Sünniler arasında direniş büyük bir saygı görüyor. Ancak direniş olan bölgelerdeki her eylem bizzat direnişçilerin inisiyatifinde yaşanan olaylar değil. Bir bölgede 8-10 kişi bir araya gelerek bir örgüt kurmuş ve kendi çapında eylemler yapmaya başlamış. Bu şekilde onlarca grup var. Ancak en önemli gruplar, Zerkaviye bağlı yabancı savaşçılardan olaşan Tevhid ve Cihad, Ebu Abdullah'a bağlı Ensar-ı Sünne ve Hizbi İslami'ye yakın bazı yerel silahlı gruplardır. Direniş içindeki aşırı uçlar ve tekfirci düşünce, bazı bölgelerde Zerkavi ile yerel direniş gruplara arasında da çatışmalara neden oluyormuş. Bağdat'taki Sünni bölgelerde Hizbi İslami'nin hakimiyeti göze çarpıyor. Ancak hizip, boykot sebebiyle, sahip olduğu bu nüfuzu siyasi arenada temsil edemiyor. zimdilerde, seçim boykotunun hatalı bir davranış olduğunu düşünüyorlar. ABD, hizbi siyasete çekmeye çalışıyor. Hizb'in de siyasete katılma eğilimi var. Çünkü, yapılan direnişin bir şekilde siyasi meyvelerinin toplanması gerektiği kanısı herkeste hakim. Hizip siyasete girmediği sürece, direnişçilerin eylemlerinin oluşturduğu siyasi baskı, işlevini kaybetme riskine sahip. Örneğin Diyala'daki yerel meclis seçimlerine katılan Sünniler parlamentonun yarısını kazanmış. Bölgede zii partilere her istediklerini yapma imkanı vermiyorlarmış. Yine Hizip, bölgede 300 direnişçi genci hapisten çıkarmayı başarmış. Bu kazanımlar diğer bölgelerde de seçimlere girilmesinin gerekliliği şeklinde sonuçlar getirmiş. Hizbi İslami'nin durumu oldukça zorlu bir süreçten geçiyor. Bir yanda siyasi sürece katılıp katılmama kararı diğer yanda tamamen marjinalize olma riski. Yine Zerkavi'ye bağlı bazı uç unsurlar ABD'ye yakın durduğu gerekçesiyle Hizbi hedef alıyor. Bedir Tugayları da, teröristlere yakın durduğu gerekçesiyle Hizbin üzerine ABD'yi kışkırtmayı ihmal etmiyormuş. Ancak direniş olgusunun Irak'ta her yerde aynı şekilde anlaşılmadığı bir gerçek. Hatta Sünniler arasında bile direniş tüm kesimleri kuşatacak bir durumda değil. Direniş daha çok Irak dışından gelen gönüllü Arap savaşçıların başatlığından yürüyor. Bunda Iraklıların Saddam döneminde görmedikleri imkanlara kavuşmalarının etkisi var. Saddam döneminde 10-15 dolar olar aylık şimdilerde 400 dolara kadar çıkmış. Dolayısıyla insanlar mevcut durumun kötüleşmesini istemediği için direnişe temkinli yaklaşıyor. Diğer Irak kentlerinde hissettiğiniz Sünniler arasındaki şii nefreti Bağdat'ta daha iyi hissediliyor. Özellikle iç güvenlik ve ordu kademelerinin zii Bedir Tugaylarına üye kişilerce doldurulmuş olması, Irak güvenlik güçlerine olan nefreti körüklüyor. İran devriminin evrensel etkileri ve Sünniler üzerindeki direnişçi büyüsü, Iraklı ziilerin ABD ile işbirlikçi görüntüleri ve İran'ın pragmatist tavrı sebebiyle tamamen yok olmuş durumda. Bağdat'ta ve diğer kentlerde her gün onlarca olay oluyor. Ancak bunların çok küçük bir kısmı basına yansıyor. Bazılarını bizzat yabancı istihbaratların yaptığına inanılması, bölgedeki belirsizliği daha da arttırıyor. Zira hangi eylemin bizzat direnişçiler tarafından yapıldığının cevabını bulmak her zaman kolay olmuyor. Ancak genel kural, direnişçilerin kalabalık kent sokaklarında fazla eylem yapmadığı. Irak'ta her grubun silahlı gücü var. Ahmet Çelebi ile eski Baasçılardan oluşan gruplar çapulculuk dahi yaparken, tekfirci gruplar hedeflerini oldukça geniş tutuyor. Amerikan operasyonlarının yoğunlaştığı yer Suriye sınırına doğru Felluce, Ramadi, Ana ve el-Kaim gibi kentlerin bulunduğu el-Anbar bölgesi. Suriye'den savaşçıların sızdığı bu bölgedeki kasaba ve köyler yoğun bir ABD kuşatması ve bombardımanı altında. Irak ulusal ordusunu kullandığı çatışmalarda ölenlerin tamamına yakını Iraklı. Zarkavi grubu, direnmeyen Iraklıları hedef aldığı gibi, kendi grubunun eylemlerine zarar vereceğini düşündüğü İslami grupları tasfiye etmekten de çekinmiyor. Bazı bölgelerde cihad fetvası vermedikleri için imamları dahi hedef almış. Bağdat'taki ulusal muhafızların büyük bölümü ziilerden oluşuyor. ziilere karşı Sünni nefreti her geçen gün artıyor. Hatta Iraklıların bir bölümü zii Bedir tugaylarının Amerikalılardan daha kötü muamele yaptığını söylüyor. Sadr'ın diğer zii gruplardan farklı olduğu düşüncesi Sünniler tarafından pek ciddiye alınmıyor. Sadr'ın Amerikan karşıtı olduğu gerçeği bir yana, bu karşıtlığın biraz da diğer zii gruplarla rekabetten kaynaklandığı tespitini yapmak gerekiyor. Sadır'ın direnişçiliği biraz İran ekolüne karşı çıkmasından ve kendi ailevi liderlik geleneklerinin görmezden gelinmesinden kaynaklanıyor. Aslında ziilerin Amerikan güdümündeki Bağdat hükümetine haddinden fazla sahiplenmesi problem oluşturuyor. Onlar biraz daha isteksiz görünse Sünnilerin güvenini kazanmaları zor değil. ziiler şu an hükümetteki bakanlıklar, kadrolar, ordu birimleri ve polis birimlerinde büyük bir hırsla kadrolaşıyor. Bu ise ABD işgalinin sağladığı imkanlar sayesinde olduğundan diğer kesimler gözünde “işbirlikçilikle” damgalanmalarını kolaylaştırıyor. Üstüne üstlük, Caferi hükümetinin, Sünnilerin kitleler halinde hapse atıldığı bir dönemde İranlı tüm mahkumları serbest bırakması, Sünnileri oldukça kızdırmış. Bununla birlikte Irak'taki siyasi sürecin ABD'nin tam olarak istediği bir süreç olduğu söylenemez. Zira, ziiler hali hazırda haddinden fazla güçlü. ABD, bunu dengelemek için değişik siyasi projeler hazırlayabilir. Irak'taki etnik dengesiz gelişmeler, Irak'ta iki yeni olgunun yakın dönemde ortaya çıkmasına neden olabilir: 1. İslamcı zii grupların aşırı derecede güçlenmesi nedeniyle, laik zii grupların ayrı bir örgütlenmeye gitmesi ve diğer laik gruplar ve Sünni Basçıları içine alan bir çeşit milliyetçi oluşum kurmaları; 2. ziilerin aşırı güçlenmesinden rahatsız olan Kürtler ile Sünniler arasında (doğrudan olmasa bile) taktik işbirliği sürecinin başlaması. ziiler, Sünniler içinde bile azınlık olan selefilerin tavırlarından yola çıkarak Müslümanlarla ilişkilerini belirleme hatasına düşmemeli. Silahlı direnişin başarısı, halkın desteğini almasına bağlıdır. Bu da direnişçilerin dışlayıcı bir söylemden kaçınmasını gerektiriyor. Mezhebi darlıktan, etnik ayrımcılıktan kaçınmalı. zu an İran'dan Lübnan'a kadar İslam dünyasının tam orta kuşağında zii hat oluşmuş durumda. Bu ise İslam dünyasında iç çatışma potansiyeli oluşturma konusunda ABD'ye iyi bir fırsat sunabilir. Irak'ta herkes ziilerin güçlenmesinden rahatsız. Kürtler rahatsız, Sünniler rahatsız, ABD rahatsız ve Türkmenler rahatsız. Çevre ülkelerden Türkiye ve Suudi Arabistan da rahatsız. Bu nedenle ziilerin güçlenmesi durdurmak için büyük bir koalisyon kurulabilir. 15 Ağustos'a kadar hazırlanması gereken anayasa federatif bir yapıyı öngörürse ortam yeniden gerilecektir.



Top
AnasayfaİHH HakkındaYayınlarımızGönüllüFoto GaleriİletişimArama