16.10.07

Osman Atalay

Merhametliler ülkesinden dürüstler ülkesi Burkina Faso’ya

Dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Burkina Faso’ya doğru yol alıyoruz. Burkina Faso’nun başkenti Vagadugu’ya indiğimizde sıcak ve nemli bir hava ile karşılaşıyoruz.

İlk izlenimlerimiz

Dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Burkina Faso’ya doğru yol alıyoruz. Burkina Faso’nun başkenti Vagadugu’ya indiğimizde sıcak ve nemli bir hava ile karşılaşıyoruz. Daha havalimanındayken bile ülkenin genel durumunu tahmin etmek güç değil. Havalimanı binası; betonarme, tek katlı, sıvası dökülmüş, Anadolu kasabalarındaki eski okullara benzer bir bina. Pasaport kontrolü görevlileri bizi birer metre yüksekliğinde tahtadan kulübe şeklindeki bankolarda karşılıyor. Henüz bilgisayara geçilmediği için ülkeye girişimiz deftere kaydediliyor. Vizemizi orada, ayaküstü alıyoruz.

Havaalanından çıktığımızda yol boyunca marketler, benzin istasyonları, betonarme sade binalar, tek katlı ve bahçeli evler ve sokak satıcılarıyla karşılaşıyoruz. Sokak satıcıları bilhassa telefon kartı satıyorlar. Bizdeki kağıt mendil satıcıları gibi, burada da araçlar durur durmaz telefon kartı satmak için yoğun bir faaliyete geçiliyor.

Kuraklık ve salgın hastalıklarla koyun koyuna

1960 yılında bağımsızlığına kavuşan ve bugün cumhuriyetle yönetilen Burkina Faso, “dürüst insanların ülkesi” anlamına geliyor. Batı Afrika’da bulunan Burkina Faso, 13 milyon nüfuslu ve 274.000 km2 yüzölçümüne sahip; Mali, Nijer, Fildişi Sahili, Togo ve Gana ile komşu olan bir ülke. 1960 yılında bağımsızlığını elde etmiş bir Fransız sömürgesi olan Burkina Faso, birçok Afrika ülkesi gibi maalesef açlık, kuraklık ve salgın hastalıklar ile boğuşuyor. Ülkenin anadili Fransızca olmakla beraber ülkede birçok etnik dil de konuşulmakta.

Senede iki mevsimin yaşandığı ülke yağmur mevsimini geride bırakırken sel baskınları kasaba ve köylere, tarlalardaki ekinlere çok büyük zarar vermekte. İnsanların tek geçim kaynağı hayvancılık. Tarım ise kuraklıktan en çok etkilenen alan. Toprakların sadece %10’u ekilebiliyor; sulama ise maalesef yağmur suyu ile gerçekleşiyor. Kuraklık, çiftçilerin korkulu rüyası haline gelmiş durumda.

İnsanlar, yağmur mevsiminin oluşturduğu gölet ve su birikintilerinden ne yazık ki geçici olarak su ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor. Ve ne yazık ki bu yağmur suları aynı zamanda çocukların ve gençlerin oyun ve eğlence aracı oluyor. Kirli ve hastalık saçan yağmur sularına aldırış etmeden bu suyla sabah akşam yıkanan, suda yüzüp oynayan çocukların; ve çamaşır olsun bulaşık olsun, yıkanacak neleri varsa hepsini bu toprak rengindeki bulanık yağmur suyunda yıkayan kadınların ülkesi Burkina Faso…

30 bin kişiye sadece bir doktor

Bütün bunlara üzülerek şahit olurken, Burkina Faso’da ortalama insan ömrünün sadece 46 yıl olduğunu öğreniyoruz… O zaman kendi kendime, “Bu şartlar altında bu süre çok bile…” diyorum. Bu sağlıksız koşullara rağmen ülkedeki doktor sayısının yok denecek kadar az olması; ülkede sadece bir üniversitenin ve sadece bir hastanenin bulunması, durumu hepten vahim bir hale sokuyor. Ülkenin kimi bölgelerinde 30 bin kişiye sadece bir doktor düşüyor…

Burkina Faso’nun sokakları

Elektrik köylerde pek yaygın olmasa da şehirlerde mevcut. Lübnan ve Fransız vatandaşlarının otel ve restoran işletmeciliği yaptığı bu ülkeye gelen turistler kalacak temiz otel bulma problemi ile karşılaşmıyorlar. Sokaklar güvenilir, insanlar yabancıları seviyor. Özellikle de sabah ve akşamları insanların birbirlerine “İyi sabahlar!”, “İyi akşamlar!” deme alışkanlıkları dikkatimizden kaçmıyor.

Caddelerde çok nadir olarak araba görüyoruz. Onlar da eski model BMW, Mercedes veya Alman malı arabalarından oluşuyor. Ulaşım daha çok bisiklet ve motosikletler ile sağlanıyor. Yaşlı genç herkes bunları, özellikle de bisikletleri kullanıyor. Şehirlerarası ulaşımda ise eski model otobüsler kullanılıyor.

Öğlene kadar sessiz ve sakin olan şehir, ikindi civarı biraz hareketlenirken akşam iyiden iyiye canlanmaya başlıyor. Havanın serinlemesi ve güneşin yakıcı etkisini kaybetmesiyle insanlar kendilerini sokağa atıyorlar.

Müslüman ve Hıristiyanlar iç içe

Nüfusun %50’si Müslüman, % 50’si ise Hıristiyan olarak ifade edilse de bu oran genelde kendilerine nüfus oranını sorduğunuz kesime göre değişiyor. Müslümanlar da Hıristiyanlar da kendilerini % 70’lerdeki nüfus oranıyla çoğunluk olarak gösteriyor. Her şeye rağmen Müslüman ve Hıristiyan aileler iç içeler; aynı mahallelerde oturuyor, aynı ortamları paylaşıyor, sıcak komşuluk ilişkileri geliştiriyorlar. Hıristiyan ve Müslümanların birbirleriyle evlenmesi ise son derece yaygın görülüyor.

Bir dilim karpuz ya da bir poşet su

Köylerde geçim tamamen tarım ve hayvancılıkla sağlanırken; şehirlerde yaşayanlar ise yurt dışından, özellikle de Çin, Fransa ve Fas gibi ülkelerden gelen ucuz giyim ve gıda malzemelerini satarak geçimlerini temin ediyorlar. Gençler genellikle radyo, ayakkabı, telefon kartı gibi, ellerinde satılacak ne varsa çevrede dolaşarak bunları satmaya çalışıyorlar. Çocukların, ellerindeki tepsilerde ev yapımı hamur işi, bisküvi satarak evlerine katkı sağladığı ülkenin pazarlarında tane ile mevsim portakalı, dilimle karpuz ya da naylon poşetlerde su satın almak mümkün. Ayrıca insanların büyük bölümü her yıl komşu ülkelerden Fildişi Sahili’ne ve Gana’ya çalışmaya giderek para kazanmaya çalışıyor ve ailelerine gönderdikleri para ile evlerinin eksiklerini gideriyorlar.

Futbol ve müzik her yerde

Dikkatlerimizden kaçmayan bir diğer şey, ülkede futbola ve müziğe aşırı düşkünlük oluyor. Çok yüksek volümde çalınan müzikler, her yerde duyabileceğiniz Afrika müzikleri, sürekli futbol oynayan küçüklü büyüklü guruplar adeta en büyük eğlencesi buranın.

Bitmeyen sömürgecilik

Okuma-yazma oranının çok düşük, sadece %18’lerde olduğu ülkenin bu iç karartıcı durumundan istifade eden misyoner Fransız ve Amerikalı kuruluşlar, burada dil okulları açarak başarılı öğrencileri kendi ülkelerine götürüp okutmak için yoğun projeler geliştiriyorlar. Bu durum, sömürgeciliğin kesintisiz bir biçimde halen devam ettiğinin bir göstergesi…

Daima mütebessim suratlar

Hayatın sakin, sessiz ve sıcak geçtiği Burkina Faso’da insanlarda sinir, stres, telaş, panik gibi durumlardan eser bile bulmak mümkün değil. Ne olursa olsun her şeye tebessümle karşılık veren, son derece sıcakkanlı ve sempatik olan Burkina Fasoluların bu özelliği bizi hayrete düşürüyor.

Ulusal parkta bile yoksulluğun izleri

Ülkenin tek ulusal parkına gezmeye gittiğimizde maalesef buranın da genel fakirlikten nasibini aldığını görüyoruz. Çok geniş bir alana sahip olan parkta aslanlar, kaplanlar, yılanlar, zebralar, maymunlar, kaplumbağalar, develer, devekuşları ve daha birçok değişik hayvan türü bulunmasına rağmen idari zayıflık ve yoksul ülke olmanın getirdiği olumsuz yapı dolayısıyla burada da içimiz burkuluyor.

Afrika için el ele vermek…

İyi niyetli, saf ve temiz insanların ülkesi olarak adlandırılan Burkina Faso, kuraklık, yönetim zayıflığı ve yoksulluğun getirdiği sıkıntıları maalesef tek başına aşacak gibi görünmüyor. Oysa yeraltı kaynakları açısından oldukça zengin olan Burkina Faso küçük altın madenleri, manganez, mermer, kireçtaşı, bakır, nikel, gümüş, çinko, fosfat gibi kaynaklarını maalesef yeterince kullanamamakta…

Ekim ve kasım aylarıyla beraber iyice ısınan ve kuraklık sonucu insanların hareketli yaşamının yavaşladığı ülkenin kaderini, tıpkı Afrika’nın diğer birçok ülkesinde olduğu gibi, yeni okullar, klinik ve sağlık hizmetleri ve tarım desteği değiştirecek ancak.

“Türkiye deyince aklınıza ne geliyor” diye sorduğumuz rehberimiz bize tek cümle ile şu cevabı veriyor: “Ben hayatımda Türkler kadar merhametli insanlar görmedim.” İHH İnsani Yardım Vakfı’nın, Türkiyeli hayırseverlerin desteğiyle Burkina Faso’da açtığı su kuyuları, klinikler, okullar ve yetim öğrencilere yapılan yardımlar bu merhametin birer nişanesi durumunda Burkina Fasolu kardeşlerimiz için. Bu yardımları devam ettirebilmek ve bu sözü sürekli haklı çıkarabilmek ise bizlerin elinde…



Top
AnasayfaİHH HakkındaYayınlarımızGönüllüFoto GaleriİletişimArama