25.09.07

Mesut Şen

İHH gözü ile bir başka dünya: Etiyopya

Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’ya ulaştığımızda oldukça şaşırıyorum. Takside seyir halinde iken gördüğüm her kare bana, bundan yıllar önce yaşanan depremden sonraki Adapazarı’nın halini anımsatıyor. Başkentin bile böyle yıkıntılar içerisinde olması, içimde garip bir burukluk oluşturuyor. Bu mahrum kalmış coğrafyalar için daha çok gayret göstermemiz gerektiğini işte o zaman daha iyi anlıyorum.

Etiyopya seyahatimizin, ülkede kullanılan takvime göre 2000 yılına yeni girilmesi dolayısıyla kutlanan “1000 Yıl Törenleri”ne denk gelmesi dolayısıyla bu yıkıntıların çelik duvarlar misali askerlerle süslendiğini müşahede etmek de bir o kadar ilginç oluyor. Yol boyunca dikkatimi çeken bir diğer husus ise, hafta içi olmasına rağmen kiliselerin tıklım tıklım olması. Hıristiyanlığın belki de en eski mekanlarından birinde olduğumuzu hissettiren bu görüntünün içerisinde, bu denli harap yapılara ve bu denli külüstür araçlara rağmen insanların hoş ve kaliteli giyinme çabası içerisinde olduklarını gözlemlemek de bambaşka bir hayret vesilesi bizler için.

Tören dolayısıyla etrafı dolduran kalabalık asker gruplarından, taksi şoförümüzün usta manevraları sayesinde sıyrılarak nihayet otelimize ulaşıyoruz. Tüm yorgunluğumuza rağmen, vakit kaybetmemek için bölge koordinatörü kardeşimiz ve Etiyopya’daki partner kuruluşumuzun temsilcisi ile bir toplantı yaparak altı günlük çalışma programımızı oluşturuyor ve istirahata çekiliyoruz.

Ertesi gün sabahın erken saatlerinde şehir dışına doğru yola koyuluyoruz. Yol boyu köylere baktığımda köylülerin her birinin sanki yaşayan bir ölü olduğu, önceden durumları iyiymiş de bir felaket sonrası her şeylerini yitirmişler gibi bir hisse kapılıyorum. Acaba nelerini kaybetmişler de bu hallere düşmüşler, diye düşünmeden edemiyor insan. Aslında kaybeden onlar mı yoksa bizler miyiz, diye düşünmeden geçemiyorsunuz bu insanların, bu köylerin yanından.

Umut dolu bir bekleyişin ardından

Addis Ababa’ya 3,5 saat uzaklıkta bulunan Habura’ya gidiyoruz. Saat 07:00 gibi Habura’nın Ogosha bölgesine doğru hareket ediyoruz. Yol üzerinde İHH tarafından yaptırılan Fatih Camii’ni görmek bize büyük bir mutluluk veriyor. Sürekli yağış alması sebebi ile bozuk olan bu şose yolda ancak jeep ile ilerleyebiliyoruz. Saat 11:00 gibi hedef noktamıza ulaştığımızda tüm yetim çocuklarımızı ve annelerini, sağlık taraması için bizi beklerken buluyoruz.

Muayeneler için bize tahsis edilen alan; tüm hijyenik şartlardan uzak, ellerinde doğru dürüst hiçbir tıbbi malzeme bulunmayan bir köy kliniği. Hazırlık aşamasının hemen akabinde iki doktor ve iki hemşire nezaretinde kontrollere başlıyoruz. Bu arada kalabalık da iyice artıyor. Acil müdahale gerektiren hastaları doktorlarımızın yönlendirmesi ile tam teşekküllü hastanelere sevk ediyoruz. Tetkikler esnasında oldukça ilginç bir olayla karşılaşıyoruz: Muayene edilen bazı çocukların, anneleri tarafından ateşle dağlandıklarını öğreniyoruz. Doktorlarımıza sorduğumuzda, bunun eskiden kalma cahilce bir tedavi yöntemi olduğunu ve halen uygulanageldiğini öğreniyoruz.

Akşama kadar süren kontrollerimiz sonunda ilk gün için ancak 100 çocuğumuzu muayene edebiliyor ve ilaçlarının temini için çalışmalarımıza başlıyoruz.

Yağmurla gelen çaresizlik

Akşam geri dönerken çok şiddetli bir yağmur başlıyor. Damlalar, kimsesiz halkın üzerine, tek kimseleri olan Rablerinden gelen bir nimet olarak tüm hızıyla dökülüyor. O kadar çok yağıyor ki; yol boyu, evleri sular içerisinde kalmış, çaresizce evlerinin önünde yağmurun dinmesini bekleyen insanları görüyoruz. Onlar için son derece alışılmış olan fakat bizler için kelimeleri boğazımızda düğümleyen bu manzaranın yanından çaresizce uzaklaşıyoruz.

Öyle güzel insanlar ki; yokluk onlarda hiçbir ümitsizlik oluşturmamış. Ellerinde ne varsa paylaşmaya her an razı, verdiğiniz bir tebessüme onlarca tebessümle karşılık verebilecek kadar mütevazılar…

Yokluk ülkesinde namaz…

Geri dönüş yolunda, namaz kılmak için araçtan indiğimizde insanlar bizleri sanki kendilerinden biriymişiz gibi karşılıyorlar. Abdest almak için gözlerimiz bizim camilerimizdeki şadırvanları arıyor. Hiç olmazsa bir çeşme olsaydı, diyoruz içimizden. Ne yazık ki abdest alacak su bulmak mümkün değil. Tam teyemmüme niyet ederken partner kuruluşumuzdan arkadaşımız, elinde üç küçük pet şişeyle geliyor; her birimize bir şişe… Şimdi bu toplumun yaşadığı susuzluğu çok daha iyi anlıyoruz. Biz abdest alırken Haburalı kardeşlerimiz bizi izliyor; belki onların içmek için bulamadıkları suyu biz abdest için kullanıyoruz… Ama yine de mutlular bizi gördükleri için. Belki de onlar için umudu anımsatıyoruz… Bu duygular içerisinde namazımızı kılmak için boyası olmayan bu camiye girdiğimizde 3-4 tane hasır görüyoruz yerde; gerisi sadece toprak… Çevremize bakıp, buradaki kötü şartları düşünüp tekbir getiriyoruz: “Allah-u Ekber”. Şükürler olsun Rabbim, bize verdiğin nimetlere…

Erzak dağıtımı

Önceki gün başladığımız sağlık taramamızı 250 kişiye tamamlayarak bitiriyoruz. Yetimlerimizin yanı sıra herhangi bir rahatsızlığı olan köy halkının da muayenesini yapıyoruz.

Ve erzak dağıtımı hazırlıklarına geçiyoruz. Erzak dağıtımı sonrasında yetim öğrencilerimize çanta ve kırtasiye malzemelerinden oluşan kırtasiye yardımında bulunuyoruz. Dağıtımlar esnasında kadın erkek, çoluk çocuk herkesin işin bir ucundan tutması gerçekten görülmeye değer bir manzara teşkil ediyor.

Addis Ababa’da bir cuma namazı

Başkent Addis Ababa, Ankara’nın nüfusuna denk ama çok daha geniş bir alana yayılmış bir şehir. Nüfusunun çoğunluğu Hıristiyan olan şehirde bulunan az sayıdaki cami, birbirine oldukça uzakta bulunuyor. Cuma namazı için arabayla camiye doğru ilerlerken çok geniş bir caddenin ortasında uzaktan gördüğümüz bir kalabalık dikkatimizi çekiyor. Öyle ki; trafik kapanmak üzere, ters şeritten akmaya başlamış. Biz bir kaza olduğunu ve insanların yaralılara yardım etmeye çalıştığını düşünürken, kalabalığın aslında bir başka telaşta olduklarını anlıyoruz yaklaştıkça. Ve içimizi tarifi mümkün olmayan bir sevinç kaplıyor. Hıristiyanların yoğunlukta olduğu başkentte, insanların Kayra Mescidi’nin içini hınca hınç doldurduğuna, mescide sığmayıp yola taştıklarına, çevre yolunda hareket eden araçların durduğuna ve aracından inenlerin ellerinde seccadeleriyle insan çağlayanına katıldığına şahit oluyoruz buğulu gözlerimizle. Ve bu manzaraya büyük bir mutlulukla biz de dahil oluyoruz. Namaz esnasında sağanak yağış başlıyor. Fakat hiç kimsenin halinden zerre kadar şikayeti yok. Hep birlikte cuma namazımızı eda edebilmenin sevincine varıp şükrediyoruz.

TİKA ziyareti

Namazın hemen akabinde TİKA’yı ziyarete gidiyoruz. TİKA Etiyopya sorumlusu Abdullah Bey, bize, hayır çalışmalarımıza her konuda destek olmak istediklerini, özellikle katarakt projemize imrendiklerini ve mümkünse bu konuda beraber çalışmak istediklerini söylüyor. Biz de kendisine teşekkür ediyor, ilgili birimdeki arkadaşlarımızın kendisiyle bu konuda irtibat kuracağını söyleyerek müsaadelerini istiyoruz.

Beyaz ama Müslüman’ız

Addis Ababa’daki sosyal hayatın akışını, Ramazan’ın hayata ne denli heyecan kattığını görmek üzere Markato bölgesine gidiyoruz. Bölgenin en büyük camisi olan Anvar Mescidi’ni görünce namazlarımızı eda etmek için içeri girmek istiyoruz. Elimizdeki kamera ve fotoğraf makinelerini gören mescit bekçileri bizi içeri almak istemiyor. Bu arada 70 yaşlarındaki bir amca bizi görüp yanımıza yaklaşıyor; fakat davranışlarından anladığımız kadarıyla, beyaz olduğumuz için olsa gerek, Müslüman olmadığımızı düşünüyor. Ona “Selamün aleykum!” dediğimizde bir anda gözleri doluyor. Gelip, onların adetlerinde olduğu üzere, elimizi öpmek istiyor. Öyle içten ve öyle sıcak ki elimizden tutup bizi mescide götürüyor…

Etiyopya’da Ramazan

Proje koordinatörümüz Dr. <st1:personname productid="İbrahim Bey">İbrahim Bey</st1:personname>’in ailesi bizi iftara davet ediyor. Ezan okununca hurma ile oruçlarımızı açtıktan sonra Etiyopya’daki tüm Müslüman ailelerin yaptığı gibi önce namazımızı kılıyor ve daha sonra sofraya oturuyoruz. Birbirinden çeşitli yemeklerden yedikten sonra mescide gidip teravih namazını çekmek üzere müsaade istiyoruz. Fakat ev sahibi gitmemize müsaade etmiyor. Bize, az önce yediklerimizin açılış mahiyetinde olduğunu, asıl yemeği kısa bir ara verdikten sonra yediklerini söylüyorlar. O kadar çok ısrar ediyorlar ki onları kıramayıp, ana yemek için tekrar sofraya oturuyoruz ve yemeklerin tadına bakıp adeta kaçarcasına bu sıcak insanların evinden teravih namazı için camiye yetişmek üzere yola çıkıyoruz.

Etiyopya’da halk, camilerden görüntü alınmasına hiç hoş bakmadığı için bir köşeye kameramızı konuşlandırıp müsaade isteyerek teravih namazının çekimini gerçekleştiriyoruz. Bu arada tüm Addis Ababa’da teravih namazlarının hatimle kılındığını öğrenerek mutlu oluyoruz.  

Su kuyuları

Saatler süren bir yolculuktan sonra Shashamene’ye varıyor; orada partnerimizin, su kuyularına gidişin çok zor olduğunu ve kimi yerlerde bataklıkların oluştuğunu söylemesi üzerine birer inşaat çizmesi alıp yola devam ediyoruz. Su kuyusuna ulaştığımızda, yol kenarına çektiğimiz aracımızdan yaklaşık <st1:metricconverter productid="50 m">50 m</st1:metricconverter> ilerideki kuyuya gitmemiz bile hayli zor oluyor. Geldiğimizi gören insanlar çevremizde toplanıyorlar. Çekimlerimizi yapıyor ve bir diğer su kuyumuzu görmek için ayrılıyoruz. Yine yol kenarına çektiğimiz aracımızdan bu kez yaklaşık <st1:metricconverter productid="500 m">500 m</st1:metricconverter> ilerideki bir diğer su kuyusuna yürüyoruz. Her taraf yeşillik ama adımımızı attığımız her yer bir anda çamur oluveriyor. Bu şartlarda ve bolca yürüyerek, gün içerisinde ancak altı su kuyumuza ulaşabiliyoruz. Biz birkaç günde bunca sıkıntı çekerken yerli halkın bu iklim ve tabiat şartlarıyla nasıl baş ettiğini düşünüyoruz.  

Yetimlerle iftar etmek…

İftardan yaklaşık iki saat önce, bir iftar yemeği vermek üzere Yetimler Merkezi’ne gidiyoruz. Yetimlerimiz bizi tüm sıcaklıkları ile, ilahiler söyleyerek karşılıyorlar. Üç yaşından 13 yaşına kadar birçok çocuk… Bizleri çok duygulandırıyorlar. Tüm çocuklarımız iftarı beklemekte. İftar vakti yaklaşırken yetimlerden biri, diğer kardeşlerine teker teker hurma ikram ediyor vakit girdiğinde oruçlarını açmaları için. Ve iftar vakti… Namazımızı kıldıktan sonra, hep beraber, 300 yetimin ve ailelerinin hazır bulunduğu iftar sofrasına oturuyoruz. Yetimlerin ettikleri dualar hala kulaklarımızda…



Top
AnasayfaİHH HakkındaYayınlarımızGönüllüFoto GaleriİletişimArama