09.11.05

ahmedemin

Afganistan’dan Irak’a işgal hattında bir yolculuk

Geçen yaz ayında her ikisi de Amerikan işgali altında bulunan iki İslam ülkesine, Afganistan ve Irak’a yakın sürelerde ziyaretler düzenledik. Ziyaretlerimizin amacı İHH İnsani Yardım Vakfı’nın savaş mağduru Müslümanlara gönderdiği yardımların dağıtımında bulunmak ve yerinde gözlemler yapmak idi.

Ahmet Emin Dağ

İki ülkeye yakın zaman aralıkları ile gidince ister istemez, aynı işgalin, aynı işgalcinin farklı mağdurlarını karşılaştırmadan edemiyorsunuz. Biz de bu yazımızda Afganistan ve Irak’taki işgal sonrası siyasi ve sosyal durumu karşılaştırmalı olarak ortaya koyalım istedik.

Afganistan işgali hepimizin bildiği üzere 2001 yılı sonlarında gerçekleşti. Irak işgali ise 2003 yılı baharında oldu. İki işgalin başlama süreleri arasında yaklaşık bir buçuk yıllık bir süre var. Afganistan’daki işgal sonrası yeniden yapılanma çalışmaları bu nedenle Irak’takinden daha önce başladı. Bir anlamda Afganistan’da elde edilen siyasal sonuçlar, Irak’taki uygulamalarda da yol gösterici oldu.

İki işgal arasındaki en önemli fark, Afganistan operasyonunun uluslar arası bir desteğe sahip olması. Bu ülkede güvenliği NATO sağlamaya çalışıyor ve yeniden yapılanma çalışmalarında başta Avrupa Birliği olmak üzere Japonya, Rusya ve Çin gibi bölgesel güçler de ciddi roller oynuyor. Irak’ta ise işgalin niteliği biraz daha farklı. Irak işgali tamamen ABD’nin tek başına başlattığı ve yürüttüğü, dolayısıyla yeniden yapılanma çalışmalarında uluslar arası toplumu yanına çekemediği bir ortamda ilerliyor.

Mevcut siyaset

Afganistan’da halen 3 Kasım 2004 tarihinde seçilen Hamit Karzai başkanlığında 30 bakandan oluşan bir yönetim bulunmakta. İki meclisli ülkede, 249 sandalyeli halk meclisi 5 yıllık bir süre için görev yaparken, Akil Adamlar Meclisi olarak görev yapan ikinci meclis ise her vilayet meclisinin birer temsilcisi (34 vilayet bulunmaktadır) ile, yerel meclis temsilcilerinden alınan 102 üyeden oluşmaktadır. Mevcut siyasal yapı itibariyle Afganistan’da etnik gruplar arasındaki gerilim varlığını korumakla birlikte çatışmalar şimdilik yok. Tek çatışma yabancı güçlerle Taliban ve ona destek veren Peştun güçler arasında. ABD’nin siyasetteki temel hedefi kendi adına ülkenin başında bulunan Karzai’nin elini güçlendirmek.

Irak’ta ise halen devletin tüm kurumları geçici sıfatla iş yapmakta. Irak’ta seçilen meclisin görevi yeni anayasayı hazırladıktan sonra bitecektir. Eğer siyasal takvim yolunda giderse 2005 yılı Aralık ayı ortalarında yapılacak seçimlerle Irak’ta asıl parlamento görev başı yapabilecek. Siyasi pazarlıklar açısından ABD’nin Afganistan’dakinden farklı olarak elini güçlendireceği tek bir şahıs ya da grup yok. Kürtler dışında ABD’yle yüzde yüz beraber hareket edecek grup bulunmuyor. Bu ise farklı çıkar gruplarının beklentilerini optimum noktada buluşturacak bir tavizler politikasını beraberinde getiriyor.

Uluslar arası destek

Afganistan’da Taliban ve el-Kaide unsurlarının devamı ile mücadele amacıyla Uluslar arası destek gücü (ISAF) yerleştirilmişti. Söz konusu güç başlarda sadece başkent Kabil’de iken şimdi ülkenin birçok vilayetine yayılmaya başlamış. ISAF’ta yaklaşık 30 ülkeden, 10 bin civarında asker bulunuyor. ISAF’ın halen en önemli görevi başkent Kabil’i korumak. Ülkede Amerikalılar tarafından eğitilen yaklaşık 7 bin kişilik bir resmi ordu bulunuyor. Ancak yerel savaş ağaları ve kabile liderleri, uyuşturucu ticaretinden elde ettikleri büyük servet sayesinde binlerce silahlı milisten oluşan mini orduları barındırıyor. Halen 11 bin Amerikalı asker de, Pakistan sınırına yakın bölgelerde Taliban’la savaşıyor. Ülkede halen yaklaşık 14 Amerikan askeri üssü bulunduğu tahmin ediliyor.

Irak’ta ise Amerikan işgal yönetimi sembolik olarak asker gönderen birkaç ülkeyi saymazsanız, İngiltere ve Avustralya dışında yoğun bir asker sevkiyatına şahit olmadı. Afganistan’dakinin tersine, ABD tüm kentlerde güvenliği kendisi üstlenmek zorunda görünmektedir. Bu nedenle de 120 bin askere ilave olarak yeni asker ihtiyacı bulunmaktadır. Ancak son aylarda bu zaafı aşmak amacıyla, Irak ordusunun yeniden yapılanması çalışmalarını hızlandıran işgalci yönetim, birçok bölgede direnişçi gruplar ile Irak ordu mensuplarını karşı karşıya getirmeyi başarmıştır.

Eski yönetimlere bakış

Eski yönetime bakış konusunda iki ülkenin çok benzerlikleri var. Afganistan’da Taliban dönemi konusunda farklı etnik unsurlar değişik görüşlere sahip olsa da, hareketin tabanı halen önemli bir faktör olmaya devam ediyor. Halen Karzai yönetimi ile (dolaylı yoldan ABD ile) Taliban arasında görüşmeler yapıldığı bilinmektedir. Taliban’a af kapsamında Ocak 2005’te 100’e yakın Taliban mensubu affedilmiştir. Ancak halkın Tacik ve Özbek kesimleri Taliban döneminin geri dönme ihtimalinden büyük bir rahatsızlık duymaktadır.

Küçük ve hareketli gruplar halinde gerilla taktikleri uygulayarak ilerleyen Taliban savaşçıları, Peştunlar’ın çoğunlukta olduğu Kandahar, Helmand, Orusgan ve Zabul gibi bölgelerde özellikle de kendilerine destek veren aşiretlerin yaşadığı köyleri ele geçirdiler. Karzai’nin ılımlı Taliban ile barışa olumlu bakması, bölgede Taliban’ın yeniden etkinliğini kazanmasıyla sonuçlanabilir. Ancak, Taliban içinde ılımlı bir kanat çıkarıp hareketi parçalamaya çalışan Amerikan yönetiminin bu tehlikeli oyunu Afganistan’daki diğer grupları yeniden cepheye döndürebilir.

Irak’ta ise Saddam dönemi güçlerini bölmek gibi bir derdi olmayan işgalciler, daha çok dindar ziilerin güçlenmesini önlemek için Sünnileri meydana çekmeye çalışıyor. Sünnileri siyasi sürece dahil etmek için büyük çaba harcayan işgal yönetimi gerek el altında gerekse açıktan görüşmelerini yürütmekte. Eski Baasçılar ve Cumhuriyet muhafızlarının dahil olduğu gizli pazarlıklarda eski rejimi geri getirmek için değil ama, dindarların önünü kesmek için Kürtler, işgal yönetimi ve eski Baasçılar arasında doğal bir çıkar birlikteliği bulunuyor.

Başkentlerde durum:

Afganistan’ın güneyinde tam bir savaş atmosferi hakim iken, başkent Kabil ve kuzey bölgelerinde görece bir sükunet bulunuyor. Ancak, kabile liderleri ve siyasi liderlerin tavrına göre merkezi hükümete karşı harekete geçme ihtimali her an var. Merkezi hükümetin uygulamalarından ve Peştunları kayırmasından rahatsızlık duyuluyor. Hükümet de yerel otoritelerin üzerine fazla gitmiyor. Her hangi bir huzursuzluk yeni bir iç savaşı başlatabilir.

Diğer işgal başkenti Bağdat ise bombalı araçların en fazla patladığı yer. Sünniler arasında direniş büyük bir saygı görüyor. Ancak direniş olan bölgelerdeki her eylem bizzat direnişçilerin inisiyatifinde yaşanan olaylar değil. Bir bölgede 8-10 kişi bir araya gelerek bir örgüt kurmuş ve kendi çapında eylemler yapmaya başlamış. Bu şekilde onlarca grup var. Ancak en önemli gruplar, Zerkaviye bağlı yabancı savaşçılardan olaşan Tevhid ve Cihad, Ebu Abdullah’a bağlı Ensar-ı Sünne ve Hizbi İslami’ye yakın bazı yerel silahlı gruplar. Direniş içindeki aşırı uçlar ve tekfirci düşünce, bazı bölgelerde Zerkavi ile yerel direniş gruplara arasında da çatışmalara neden oluyor.

Ancak Sünni direnişçilere yakın kaynaklar, sivil halkın yaşadığı bölgedeki patlamaların kesinlikle direnişçilerce yapılmadığını söylüyor. Nitekim, Sünni ulema da gelişigüzel intihar saldırılarının caiz olmadığı yönünde bir fetva vermiş. Iraklı sivillerin zarar gördüğü saldırıların büyük ölçüde yabancı istihbaratlar tarafından yapıldığı kanısı yaygın. Patlamaların bir bölümü uzaktan kumandayla gerçekleştirilirken, bir bölümü de, infaz edilmek istenen kişilerin araçlarına gizli biçimde bomba yerleştirilmesi sebebiyle oluyormuş.

Halklar ne düşünüyor

30 yıla yakın bir süredir Afganistan’da İnsanlar savaşlardan öylesine yorgun düşmüş ki, Amerikalılara karşı gelmeyi şu aşamada düşünmüyorlar. Bu çok hoşnut oldukları anlamına gelmiyor. İnsanlarda altan alta bir huzursuzluk var ama, kitleyi harekete geçirecek liderler ABD ile problemsiz olduğu sürece yeni bir savaş imkansız gibi. İnsanlarla konuştuğunuzda hiç kimse Amerikan memnun değil ama hiç kimse şu aşamada çekilmesini de istemiyor. Çünkü Pakistan’ın Taliban’ı yeniden güçlendirmesinden korkuyorlar.

Irak’ta da genel olarak benzer bir hava hakim. İnsanların önemli bir bölümü ve özellikle de Saddam döneminin mağdurları için Amerikan işgali, kötünün iyisi. Dolayısı ile geçici olduğu sürece katlanılabilir. Onun ülkeden şu aşamada çıkması demek iç savaşla eş anlamlı.

Kanat önderleri

Afganistan’da Amerikan işgali sonrası yaşanan dönüşüm süreci Kabil’de siyaset yapan tüm aktörleri etkilemiş görünüyor. Görüşülen siyasi figürler, Amerika’nın projelerine hizmet etmek kastı ile değil ama, Taliban tecrübesinden edindikleri dersler ışığında ılımlı İslami bir modelin hakim olması gerektiğini düşünüyorlar. Afganistan, ABD’nin de istediği “demokrat-İslam”ın uygulanması konusunda önemli laboratuarlardan biri olmaya aday görünüyor.

Irak’ta ise ılımlı-radikal ayırımından daha çok zii ya da Sünni İslam tartışması ağır basıyor.

Yozlaşma

Amerikan işgali sonrası büyük bir değişim geçiren Afgan toplumu, içten içe geleneksel değerlerini korumaya çalışsa da, büyük kentlerden başlayarak dönüşüm özellikle gençlerde kendini hissettiriyor. Televizyon kanalları ve Batıcı eğitimin yaygınlaştırılması ile kendini gösteren bu çabalar, tüketim alışkanlıklarının değişmesini de beraberinde getiriyor. Televizyonlarda gördüğü dünyaya ulaşma özentisi ile kendi maddi imkansızları arasına sıkışıp kalmış olan kentli gençler, ölçüsüz biçimde zihinsel dönüşüme hazır hale getiriliyor. Batı terbiyesini benimsemeye müsait bir yeni nesil yetiştiriliyor. İnternet kafeler yayılıyor.

Taliban’a duyulan öfke ve onların yeniden gelmesinden duyulan endişe insanları ister istemez Amerikan işgal güçlerinin varlığını benimsemeye itiyor. O günlere hiç kimse yeniden dönmek istemiyor. Bu ise, Taliban düşüncesinden uzak bir İslami yaşamın nasıl olacağı konusunda atlan alta tartışmalar yaratıyor.

Erkek egemen bir toplum olan Afganistan’da kadınlara zoraki siyasi makamlar verilmesi, toplumsal gerçekliği değiştirmeye yetmiyor. Kadınlara tanınan bu ayrıcalık Kabil’deki küçük bir grup burjuva sınıfından öte geçemiyor. Bu nedenle İslamla hiç alakası olmayan yoz gelenekler peçe arkasına hapsettiği kadınları sosyal yaşantıdan koparıp cahil bırakmayı sürdürüyor.

Irak’ta ise farklı bir yozlaştırma süreci uygulanıyor. Irak’taki süreç özellikle Kürt bölgelerinden başlayarak eğitimin laikleştirilmesi biçiminde ve gelecek nesillerin zihinlerine doğrudan enjekte edilerek uygulanıyor.

Irak, öteden beri Batılı kültür ajanlarına açık bir ülke olduğu için kendi değerlerini korumayı becermiş bir ülke. Ama yeniden yapılanma içinde eğitim müfredatının tamamen değiştirilmesi Irak halkının savunma mekanizmalarını yok edebilir.

Beklentiler

Bugün Afganistan’ın genel anlamda 3 temel ihtiyacı var; Barış, kalkınma, adil bir yönetim. Afganistan’da etnik unsurlar, bölgeler ve gruplar arasında barış olmadan sorunların hiç biri çözülmeyecektir. Kalkınma olmadan ve ekonomik anlamda kendi kendine yetmeden ülkede işlerin yoluna girmesi mümkün görünmemektedir. Son olarak da bunların hepsinin olabilmesi ülkede adaletle hükmedecek, halkın güvenini kazanacak güçlü bir liderliğe ihtiyaç bulunmaktadır.

Irak’ın temel ihtiyaçları da etnik barış, kalkınma ve işbirlikçi olmayan bir yönetim.

Ekonomi

Aylık kişi başı ortalama gelirin 60 dolar gibi dünyanın en düşük seviyelerinde olduğu Afganistan’da insanların en temel sorunu geçinme problemini aşmaktır. İşsizlik oranının yüzde 60’ların üzerinde olduğu ülkede çoğu kişi beslenme yetersizliğinin yol açtığı hastalıklar sebebiyle yaşamını yitirmektedir. Bununla bağlantılı olarak Afganlılar için hayatta kalabilmek büyük bir sorundur. Çocukların beşte birinin 5 yaşını göremeden öldüğü ülkede ortalama yaşam beklentisi 43 gibi dünyanın en düşük seviyelerindedir. Halkın yüzde 80’i sağlık ve eğitim gibi temel hizmetlerden yararlanamamaktadır. Bugüne kadar gelen tüm rejimler tarafından ezilmiş olan halk artık kendilerine değer verecek bir siyasal ve sosyal beklentisi içindedir. Amerikan işgal yönetiminin sağladığı görece istikrar bile onlar için 25 yıllık savaş ortamından kurtuluş anlamı taşıdığından tepki görmemektedir.

Irak ise, son 20 yıl öncesine kadar yaşadığı zenginliğin yakınında bile bulunmamaktadır. Buna rağmen yine de Afganistan ile karşılaştırıldığında Iraklıların oldukça iyi bir seviye olduğu söylenebilir. Irak ambargolarla yok edilen alt yapının acılarından müzdarip olsa da, işgalin olmadığı bir ülkede yıllık 70 milyar dolara yakın petrol geliri ile ekonomik sorunların aşılması hiç zor değildir.



Top
AnasayfaİHH HakkındaYayınlarımızGönüllüFoto GaleriİletişimArama