05.03.08
|
Filistin diasporası Hindistan’a kadar uzanıyor
Yaklaşık 500 Filistinli mülteci, şimdilerde Güney Delhi yerleşim yerlerinde yaşıyor fakat Filistin büyük elçisi biraz bile ilgilenemedi.
İnanın ya da inanmayın, Filistin diasporası Hindistan’a kadar uzanıyor. Güney Delhi’nin Kishangarh ve Vasant Kunj gibi bazı fakir yerleşim bölgelerinde, şimdilerde yerlerinden edilmiş yaklaşık 500 Filistinli yaşıyor. Aşağı yukarı 20sini engelli kadın, çocuk ve erkekler oluşturuyor. Pek çoğu Amerika’nın Irak işgalinden kaçmış. Günden güne artan gerginlikle amaçsız ve umutsuzca burada yaşıyorlar. Her sabah BMMYK ofisinden belirlenen ülkenin kendilerini mülteci olarak kabul ettiğini bildiren mektubun geleceği ümidiyle uyanıyorlar.
Avustralya ve Yeni Zelanda’yı da kapsayan batı ülkeleri Iraklılar gibi Hindistan’dan diğer mültecileri kabul ederlerken, bugüne kadar hiçbir ülke hiçbir Filistinli mülteciyi kabul etmedi. Pek çoğu 2006’nın başlarından itibaren Hindistan’a geldi fakat uzun zaman önce Hindistan’a gelmiş evlenmiş ve ev kurmuş olanlarda bulunmaktadır. Yeni gelenlerin çoğu Irak’tan. Konuştuğumuz mültecilere göre; Şii milisler Filistinlileri Suni olduklarından ve kimlik kartlarında kendilerince onları katil olarak adlandırdıklarından dolayı kolayca öldürmeye başladıklarında, Filistinliler de kaçmaya başladı. Diğer bir ifadeyle, Filistinliler Filistinli oldukları için kolayca öldürülüyorlardı. Delhi’deki birçok Filistinli mülteci şimdilerde Başkan Ahmed Hasan El-Bekir tarafından 1973’de Filistinli mültecileri yerleştirmek için inşa edilen Bağdat Baladiyat makamından sesleniyor. Bu yerleşim yerine Amerikan istilasının başlangıcında on bin mülteci yerleştirildi ama bugün, bu mültecilere göre, buranın nüfusu 5000in daha da altına düşmüştür. Irak’tan kaçacak kadar yeterli parası olmayan Filistinliler günlük tehditlere ve her an öldürülme riskiyle karşı karşıya olmalarına rağmen, hala El Baladiyat’da yaşıyorlar. Buradaki mültecilere göre, yurt dışına çıkmalarına izin veren sahte bir Irak pasaportu en az iki bin dolar. Bir mültecinin söylediklerine bakılırsa bu engele rağmen, Irakta yaşayan aşağı yukarı 3500 Filistinli her gün farklı yöne kaçıyor.
Delhi’deki Vasant Kunj yerleşim bölgesinde Ahmed Mahmud Yunus ile karşılaşıyoruz. 1952’de Bağdat’ta doğmuş, yaşından oldukça yaşlı gösteriyor. Babası 1948’de bir kaç hafta içinde vatanına dönme umuduyla Filistin’den Bağdat’a kaçmış fakat hayallerini gerçekleştiremeden birkaç Filistin’e bir daha ayak basamadan Irak’da son nefesini verdi. Ahmed Irak bayındırlık hizmetleri bölümünde çalıştı. 2006 yılının sonlarında Bağdat’a kaçtığı zaman 30 yıllık hizmetin ardından, su boruları bakım departmanı başkanıydı.
Ahmed, Amerikan işgalinden bir sene sonra Mehdi Ordusu güçlendiğinde problemin başladığını söyledi. Ordu Filistinlileri tehdit etmeye başladı ve eğer ölümden kaçmak istiyorlarsa Irak’ı terk etmelerini söylüyorlardı. 2006’nın başlarında bir sabah, bilgisayar çıktılı bir mektup duvardan doğru gizlice verildi. Patlamamış bir mermiyle birlikte verilen mektupta eğer Irak’tan gitmezlerse hepsinin öldürüleceği yazıyordu. Şimdilerde Ahmed 27 yaşındaki en büyük oğlu Alaa’yı uzak bir ülkeye yollamaya karar verdi. 700 Amerikan dolarının arkasındaki güçle Alaa’yı Yeni Zelanda’ya yollamak için Iraklı bir Kürt ile anlaştı. Kaçakçı sahte bir Irak pasaportu, diğer gerekli evrakları ayarladı ve Alaa’nın da içinde bulunduğu Yeni Zelanda’ya giden küçük bir grupla dolambaçlı yolculuğa koyuldu. Kısa süre sonra kendilerini Hindistan’ın başkentinde buldular. Kaçakçı burada sahte pasaportları ve tahsilâtları topladı ardından onlar için vize ayarlayacağını söyleyerek gözden kayboldu. Adamı bir daha hiç görmediler. Gurup bilmedikleri bu memlekette çapa çaresiz terk edildiler. 2006’nın Mart ayındaydı. Sonra onları “mülteci” olarak kabul eden ve Hint otoritesinin ellerindeki tacizden korumak için onlara evrak çıkartan BMMYK’ya başvurdular.
Bu arada, Irak’ta durum daha da çok kötüleşti, böylece Ahmed 2006 Aralık’ta beraberinde karısı, kızı ve iki oğluyla Alaa’ya katıldıkları Hindistan’a gitmeye karar verdi. BMMYK’ya mülteci olarak tanınmak için çok defa müracaatlarda bulundular. Birsürü formaliteden sonra hepsi mülteci olarak kabul edildi ve temel şartları tamamlayamayan ödeneklerin yetersizliği başladı. Mülteci olarak kabul edilmiş bir ailenin her bir bağımlı üyesi her ay 750 rupi (18,75$) alırken mülteci olarak kabul edilmiş bir aile reisi her ay 2245 rupi (56$) teslim alıyordu. Bu düşük aylığa rağmen ilk altı bu miktarlar ödenmiş, ondan sonra bağımlı aile üyeleri 600 rupi alırlarken aile reisi ödeneği de 1400 rupiye düşürülmüştü. Verilen ödeneğin bu pahalı şehirdeki haftalık harcamaları zar zor karşılayacağı söylenmeksizin bu devam etti.
Bu azıcık ödeneğe dahi sahip olmak için, her aday baş vurusu devam eder, mülakatı yapılır ve sonuç daha üst yetkililerce vergilendirilirken, 6-8 ay beklenmesi gerekmektedir. Her aday başlangıçta bir başvuru formu doldurur ve Hindistan ve BM hukukuna uyacağına dair iki sayfalık uzun taahhütnameyi imzalar. Birkaç ay sonra BM yetkililerince derinlemesine bir soruşturma yapılmak üzere çağrılır. Eğer kişinin hakikaten bir mülteci olduğu kanaatine varırlarsa, beyaz bir evrakın üzerinde kişinin adının ve resminin bulunduğu geçici bir sertifika verilir. Birkaç ay sonra mavi bir evrakta kendisiyle ilgili ayrıntıların ve resmin bulunduğu kalıcı bir sertifika verilir. Artık o BM tarafından tanınmış bir mülteci. Bu aşamadan sonra BMMYK ilk altı aydan sonra düşmeye başlayan ve bir yıl sonra enflasyona tabi olan düşük aylık ödeneğini ödemeye başlar.
Ahmed Mahmud Yunus ailesinin diğer parçasının şimdilerde Irak’tan kaçan Filistinlilerin yerleştirildikleri Suriye sınırında yardıma muhtaç durumda olduklarını söyledi. Irak hükümetince kendilerine verilmiş seyahat belgelerini ellerinde bulunduruyorlar fakat Hindistan’a sahte Irak pasaportları ve Hindistan turist vizeleriyle geldiler. Bir BMMYK yetkilisi bu sene 31 Temmuz’a kadar 153 Filistinlinin resmi olarak mülteci kabul edilmiş olduğunu söyledi.
Ahmed Mahmud Yunus, fakir Güney Delhi varoşlarında yaşayan ailesinin oturduğu apartman dairesi için ödediği 5000 rupi hariç, aylık 5800 rupi (145$) alıyor. Yeni evi bir cep telefonu ve elektrik haricinde tüm modern eşya ve olanaklardan yoksun. Oğlu Alaa, şişe suyu alamadıklarını ve çeşme suyu içtiklerini bu yüzden de ailedeki herkesin mide probleminin olduğunu söyledi.
Iraklılar gibi, Irak tabanlı Filistinliler de iki sene önce Suriye üzerinden Hindistan’a geçmeye başladılar. BMMYK rakamlarına göre, geçen Mart ayından beri gelenlerin sayısı artış gösterdi. Bu mülteciler sadece yabancılık ve sefaletten değil ayrıca Hint dili ve kültürünü bilmediklerinden dolayı da çok sıkıntı çekiyorlar. Mülteciler Hint toplumunun kendilerini hiç hoş beş karşılamadıklarını söylüyorlar. Sebebi et, hatta soğan yemenin dahi hoş karşılanmadığı Hindu yerleşim bölgelerinde yaşıyor olmaları olabilir.
Hindistan’da bir Filistin elçiliği var. Bu mülteciler elçiliğin herhangi bir yönde kendilerine yardım ve iletişimde bulunmadıklarını, Elçilikteki yetkililerin mültecilere “siz Filistinli değilsiniz” dediklerini iddia etmekteler. İçlerinden biri elçilik binasının kapısını çaldığında, bir Hintli ya da Filistinli bir çalışan dışarı çıktı ve “ burada yapacak işiniz yok; BM ofisine gidin” dediğini anlattı.
Temmuz 2006’da Mısır’dan Hindistan’a gelmiş olan 47 yaşında Filistinli bir mülteci olan Ebu Ali, elçilik yetkililerinin vurdumduymaz davranışlarıyla karşılaştıklarını söyledi. Ebu Ali’nin anlattıklarına göre sonrasında büyükelçinin birinci katındaki ofisinden indiğini ve “sizin gibilerle karşılaşmak istemiyoruz” dediğini ve ardından kendisine orayı terk etmesini emrettiğini söyledi. Ebu Ali emrine itaat etmeyince de elçilik yetkilileri ona vurdular, gömleğini yırttılar ve elçilik binasının dışına attılar.
Ebu Ali’nin hikayesi de kısaca bugünkü her Filistinlinin hikayesi gibi. Her nereye gittiyse dışlandı ve terslendi. Ebu Ali aslen Gazzeli. On yedi yaşlarındayken eğitim için Mısır’a gitti ve bir daha geri dönemedi. Taksi şoförü olarak çalışmaya başladı ve Mısır’da evlendi. 1997’de ailesiyle birlikte Gazze’yi ziyaret etme olanağı elde etti. Aklının derinliklerinde, Gazze’de yasa dışı kalacağını ve bir daha asla Mısır’a dönmeyeceğini kurgulamıştı. Refah’daki Mısır kapısını geçtikten sonra İsrail kontrolündeki Filistin kontrol noktasına ulaştığında aynı giriş şartlarına sahip olmasına rağmen İsraillilerin sadece ailesini Gazze’ye kabul etmesi onu şaşkına çevirdi. Feryat etti, ağladı, İsraillilere kendisine merhamet etmeleri için yalvardı. Hiçbir şey olmadı, Mısır kapısına geri dönmüştü ve geri dönüş vizesi olmadığı için Mısır’a giremedi. Bir Mısır polisi ona merhamet edip Kahire’ye kaçmasına izin verene kadar birkaç günlüğüne denetim noktasının tutuk evine atıldı. Mısır’da kalmak için güçbela bir turist vizesi aldı. Kısa zaman sonra vize, Mısır’daki bir banka aracılığıyla her yıl 1800 dolarlık tahsilâtla edinilen yıllık turist vizesine çevrildi. 2001 yılında Mısır göçmen yetkilileri turist vizesinin zamanını daha fazla uzatamayacaklarını söyledikleri ana kadar bu böyle devam etti. Bir başka ifadeyle, Mısır’dan çıkmak zorundaydı. Tüm bunlar olurken Ebu Ali’nin eşi Gazze’de yaşıyordu. Gazze’ye girdiği zaman hamileydi ve ardından şimdilerde on yaşını geçmiş olan oğlu Ali Gazze’de dünyaya geldi. Baba oğul bugüne kadar birbirlerini hiç görmedi. 2001’den bu yana Ebu Ali birkaç kez Mısır hapishanesine girdi ve İsrail Gazze’den çekildiği ve Hamas’ın Mısır-Gazze sınırındaki dikenli telleri yaktığı 15 Eylül 2005’e kadar değişik dönemlerde hapse girdi. Ebu Ali ikinci defa gizlice Gazze’ye girmeye çalıştı ve ikinci kez Mısır devriyelerine yakalanarak tekrar Sinai’ye gönderildi. Sonuçta aynı yıl 9 Ekim’de tekrar Refah’a ulaşmaya ve Gazze’ye gizlice girmeye çalıştı. Bir mısır sınır devriyesi onu fark etti ve açılan ateşte bacağından yaralandı. Derhal tutuklandı ve 200 Mısır poundu para cezası ile bir ay hapis cezasına çarptırıldığı askeri mahkemeye gönderildi. Ebu Ali bu cezanın bu tarz durumlar için çok hafif bir karar olduğunu söylüyor. Hapis döneminin ardından, Kahire’nin Lazoghly yerleşim bölgesindeki iç işleri bakanlığı tutuk evindeki yetkililerce ülkeden kovulmasına hükmedildi.
Akrabaları halen onun için bir vize sağlayabilmek adına Kahire’deki yabancı elçiliklere başvuruyorlardı. Fakat hiçbiri pozitif sonuçlanmıyordu. Sonunda Sudan elçiliği ona bir aylık turist vizesi verdi. Sudana gönderilme işlemleri şimdi doğru işliyor. Bir polis ekibi ellerini kelepçeleyerek trenle Asvan’a oradan da Nil üzerinden bir botla Sudan sınırındaki Vadi Halfa’ya getirdi. Fakat Sudanlı yetkililer kontrol noktasında vize kontrolünü yaparlarken Mısır’a ya da başka bir ülkeye dönüş vizesinin olmadığını bir aylık turist vizesi sona erdiği zaman Sudan’daki izin süresinin aşılacağı sorunuyla Sudan’a girişini reddetti.
Şimdi elleri kelepçeli Ebu Ali tekrar yattığı Kanatel ceza evinin bulunduğu Kahire’ye geri getirildi. Burada John isminde bir Hindistanlıyla karşılaştı. Hintli ona bir Hindistan turist vizesi ayarlamaya çalışması konusunda tavsiyede bulundu. Akrabaları tekrar Hindistan elçiliğine koşturarak üç haftalık bir Hindistan vizesi ayarladılar. 18 Temmuz 2006’da onu Bombay’a ulaştıran Emirates havayolları uçağının kapısına kadar elleri kelepçeli bir şekilde getirildi.
Ebu Ali kimseyi tanımadığı, dilini ve kültürünü dahi bilmediği bir ülkede buldu kendini. Bombay caddelerinde avare bir şekilde yürümeye başladı. Sonra birileri ona Filistin elçiliğinin bulunduğu başkente gitmesini önerdi. Böylece Ebu Ali bir sonraki trenle 5 Temmuz 2006’da Delhi’ye gitti. Kendisine yabancı bir ülkede yardım edilir umuduyla direk Filistin büyük elçiliğine gitti. Fakat bütün yardım istekleri reddedildi ve Birleşmiş Milletler mülteci organizasyonuna gitmesini söylendi. Ebu Ali kulaklarına inanamadı. Kısa zaman sonra kendini topladı ve forum doldurmak istediği BMMYK’ya gitti. Aylar sonra BM yetkililerince mülakata alındı. Resmiyette mülteci olarak kabul edilmeden ve Hindistan’da yaşamasına izin veren gerekli sertifika verilmeden önce aylar geçti.
Bugün Ebu Ali hiç kimsenin onu tanımadığı bir muhitteki bir apartmanın en üst katında tek odalı bir dairede yaşıyor. BMMYK’dan aldığı az miktarda gelir bir haftalık bir ihtiyacını karşılamazken, Hindistan da çalışmasına izin verilmiyor. Çaresizliği onu defalarca bir teselli bulma, başka ülkelere vize ya da yardım bulma umuduyla Filistin elçiliğine götürdü. Bütün yardım istekleri geri çevrildi ve bugün elçilik binasına dahi girmesine izni olmadığını söylüyor.
Mülteciler birkaç ay önce yardım almak için Arap elçiliklerine başvurdular. Fakat elçiliklerin bireylere yardım etmediklerini söylüyorlar. Mülteciler, 20-30 bin dolar civarında para toplanmış olduğunu, Filistin elçiliğinin bu paraların mülteci çocukların eğitiminde harcanacağını söyleyerek dağıtılması reddettiğini söylüyor. Onlara göre muhtemelen çok az çocuk bu fondan yararlanabiliyordur çünkü burada birçok mülteci çocuk okula gitmiyor. Bir veli burada sadece hayat mücadelesi vermeye çalışırken, çocuklarının aidat parası, kitap, üniforma, otobüs haciratı vb. harcamaları gerektiren okula gönderilmesine izin verilmediği kötü psikolojili bir yerde olduklarını söyledi.
Mültecilerden biri Emirates elçiliğinin mülteciler için ramazan ayına mahsus yiyecek paketleri gönderdiğini anlattı.
Hindistan’daki Filistinli mülteciler, şimdilerde Hindistan’da kendi evlerini kurmuş mülteci toplumunun büyük bir çoğunluğunu teşkil ediyor. BMMYK’nın rakamlarına göre, 9212 Afgan, 1800 Birman, 154 Somalili, 34 Iraklı ve diğer ülkelerden 72 mülteci BMMYK tarafından tanınıyor. Diğer milletleri kabul eden Kanada Avustralya, Yeni Zelanda, gibi batı ülkeleri beğenilirken, hiç kimsenin Filistinli bir mülteciyle ilgilenmediği bize anlatıldı.







