05.09.07
|
Yokluk ülkesi Bangladeş
Ziyaret ettiğimiz Arakan Teknaf Mülteci Kampında yaklaşık 11 bin kişi yaşıyor. Bunların yaklaşık 7000’i çocuk ve bu çocukların hiçbiri okula gitmiyor. Ne köyde yaşıyorlar ne de şehirde. Ne tarımdan hayvancılıktan anlıyorlar ne de bir meslekleri var. Zaten çalışmaları da yasak. Bu sebeple gelecekleri çok karanlık. Bir gün özgürlüklerini kazanıp anavatanlarına dönebilseler bile işleri hiç kolay olmayacak.
15 Ağustos günü, bölgede yapmayı planladığımız katarakt projelerini hayata geçirmek ve bunun yanı sıra, ağustos ayının başından beri ülkede etkili olan sel felaketinden dolayı selden etkilenen ailelere gıda dağıtımı yapmak üzere Bangladeş’e hareket ettik.
16 Ağustos’ta uçağımız Dakka’daki Ziya Uluslararası Havaalanı’na indi. Dakka semalarında süzülürken ülkedeki sel felaketinin boyutlarını da havadan müşahede etme fırsatı bulduk. Şehir merkezinin bulunduğu bölgenin dışında kalan yerlerin neredeyse tamamı su altındaydı ve yağmur yağmaya devam ediyordu.
Bangladeş; 144 bin km2 yüzölçümü, 150 milyon nüfusu ve km2’ye düşen 1.055 insan sayısı ile dünyanın nüfus yoğunluğu en fazla olan ülkesi. Aynı zamanda çok fakir olan ülkede bir kişinin aylık geliri ortalama olarak sadece 50 dolar civarında.
Başkent Dakka normal bir Güney Asya şehrine göre çok sıcak ve nemli bir havaya sahip. Nüfusun 30 milyonu bulduğu başkent, ülkenin en büyük ve en gelişmiş şehri durumunda olsa da başkent caddelerinde dolaşırken toplu taşıma araçlarından ülkenin fakirliğini ve geri kalmışlığını çıkarsamak mümkün. Sokaklarda ve cami önlerinde dilenen kadın-erkek her yaştan insanın haddi hesabı yok. İnsan dayanamayıp yardım etmek istiyor fakat bir kişiye para vermeye kalmadan etrafınızda 5-10 kişi daha bitiveriyor ki bu sadece Dakka’ya has bir durum değil. Diğer bütün şehirlerde aynı durumla karşılaşıyorsunuz. Çünkü bu ülkede herkes fakir.
İkinci günümüzün sabahında Dakka şehir merkezinin hemen dışındaki Nur Hastanesi’nde, Bangladeş’te yapacağımız katarakt kampanyasını başlattık. Bangladeş’teki yerel halk ve güneydeki mülteci kamplarında yaşayan Arakanlı mülteciler için iki ayrı proje gerçekleştiriyoruz. Bangladeş halkına yönelik projemiz altı şehirde gerçekleşecek olan toplam 200 ameliyattan oluşuyor. Nur Hastanesi’nde, başvuru yapan hastalardan katarakt ameliyatı gerektiren 40 kişinin seçilmesiyle ertesi gün ameliyatlar gerçekleştirilmek üzere gereken hazırlıklar yapılıyor. Hazırlıkları tamamlanan hastalarımızın ameliyatları ertesi gün Islamia Eye Hospital’da başlıyor.
Nur Hastanesi’ndeki çalışmamızı tamamladıktan sonra Dakka şehir merkezinin yakınındaki, sel felaketinden etkilenen Demra Union bölgesine gidiyoruz. Burada su seviyesi 2-3 metreyi buluyor. Evlerin çoğu su altında. Sel yüzünden ulaşım küçük teknelerle yapılıyor. Bölgedeki nehirlerin taşmasıyla sel sularına karışan balıklar bölge insanı için bir besin kaynağı oluşturmakta. İnsanlar derin sel sularına çektikleri ağlarla, birkaç ay önce tarlaları olan topraklardan bu sefer balık avlayarak karınlarını doyurmaya çalışıyorlar.
Cuma namazını kılmaya, küçük bir tepeciğin üzerine inşa edilmiş ve etrafı sularla çevrili bir camiye gidiyoruz. Cami kapısının 8-10 metre dışında her yer su altında olduğu için camiye 10 metre kalana kadar kayıkla gidiliyor ve sanki bir iskeleye iner gibi kayıktan inilerek camiye geçiliyor. Cuma namazından sonra, geldiğimiz yoldan kayıkla geri dönerken, evlerinin önünde bekleyen kadınlar bizden yardım istiyorlar.
Yaklaşık iki saatlik bir keşif gezisinden sonra şehir merkezine dönüyoruz. Akşama doğru Dakka’nın dışındaki Utara bölgesinde bulunan Islamic Education Society’ye ait bir eğitim kompleksinin içinde yer alan 30 kişilik bir yetimhaneyi ziyaret etmeye karar veriyoruz. Buradaki yetimlerden 15’inin bakımını Bangladeş’teki partner kuruluşumuz Islamic Aid Bangladesh üstlenmiş durumda. Bir alışveriş merkezinden yetim çocuklarımız için çikolata, bisküvi ve meyve suyu ile temizlik malzemeleri alarak yetimhaneye gidiyoruz.
Yetimhaneye vardığımızda akşam namazının vakti yeni girmişti ve bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Burada bizi bekleyen bir sürpriz de İHH’nın düzenlediği III. Çocuk Buluşması’na Bangladeş’ten katılan yetimlerden Ruman Hasan’la tekrardan karşılaşmamızdı. Gerçekten bu yavrularımızdan birini yeniden görmek ve onunla kucaklaşıp başını okşamak ayrı bir mutluluk kaynağıydı bizim için.
Sacdan yapılmış yetimhanenin sahip olduğu imkanlar normal bir yetimhane standartlarının çok altında. Yaklaşık 150 m2 olan bu bina içinde hem öğrencilerin yatmaları için tahtadan sedirlerin olduğu bölüm, hem yemeklerin yapıldığı ve yendiği mutfak bölümü hem de idarecinin kaldığı bölüm bulunmakta. Ayrıca tüm bu kısımlar birbirinden sac bölmelerle ayrılmakta olup aralarında bir kapı bile bulunmamakta. Yine zeminde bazı bölümlerde biriken yağmur suları dikkatimizi çekiyor. Buralardan geçerken ya çıplak ayakla suya basarak geçilmekte ya da bir taş koyup taşa basarak geçilmekte. Yetimhanenin yöneticileri mevcut yetimhanenin yerine betondan ve tam donanımlı bir yetimhane yapmamız için bize ricada bulunuyorlar. Buradaki insanların çoğunun sadece kurbanda et yiyebildiklerini bildiğimizden yetimhaneye büyükçe bir keçi bağışlayıp minik yavrularımızla vedalaşarak ayrılıyoruz. Bizde keçi eti pek yaygın olmasa da orada keçi eti çok sevilmekte üstelik koyun ve sığır etinden daha pahalı durumda.
Yoğun programımız kapsamında ertesi gün ülkenin güneyindeki Cox Bazar kentindeki mülteci kamplarında yaşayan Arakan mültecileri için yapacağımız gıda yardımını gerçekleştirmek üzere, içimizde Dakka’da gözleri açılacak olan kardeşlerimizin mutluluğuna şahitlik edemeyecek olmanın burukluğuyla Cox Bazar şehrine hareket ediyoruz.
Cox Bazar’daki ilk günümüzde, Ramu kasabasında Arakanlı mültecilerin kurdukları 200 kişilik Ibn-i Abbas Islamia School’un geçen Kurban döneminde başlattığımız inşaatının son halini inceliyoruz. Bölgede başlattığımız ve ilerleyen yıllarda daha da geliştirmek istediğimiz projemizin çok ciddi gerekçeleri bulunmaktadır. Şöyle ki; kamplarda çok zor şartlarda ve korunmasız biçimde yaşayan Arakanlı yetim çocukların eğitim ve yaşam standardını yükselterek onları misyonerlik, çocuk suiistimali gibi durumlara karşı koruma altına almak, bu projenin en temel amacıdır. Bangladeş’te Arakan/Burma sınırında kurulu bulunan kamplarda yaşayan 35 bin mültecinin yarısından fazlası hem Bangladeş hükümeti tarafından hem de BM tarafından mülteci olarak kabul edilmemekte ve bu yüzden bu kişiler STK’larca yapılan ve yeterli olmayan yardımlardan başka herhangi bir yerden yardım alamamakta.
Aynı akşam, Ramu yakınlarında yaşayan ve selden etkilenen 200 aileye gıda yardımı yapıyoruz. Bu yaptığımız gıda dağıtımı programıyla bir günü daha bitiriyoruz.
Ertesi gün yine Cox Bazar’da fakat ülkenin en güney ucunda bulunan Teknaf kasabasındaki mülteci kampında yaşayan 2000 aileye gıda dağıtımı yapıyoruz. Burası, bölgedeki kamplar içinde en zor şartlara sahip olan kamp durumunda. Kamp, Burma devleti ve Bangladeş arasında sınır görevi gören Naf nehrinin kıyısında kurulduğundan, gelgitlerde ve sel taşkınlarında sürekli olarak su altında kalıyor. Bu yüzden aslında kamp, bir bataklık üzerine kurulu bulunuyor. Kampta yaklaşık 11 bin kişi yaşıyor. Bunların yaklaşık 7000’i çocuk ve bu çocukların hiçbiri okula gitmiyor. Ne köyde yaşıyorlar ne de şehirde. Ne tarımdan hayvancılıktan anlıyorlar ne de bir meslekleri var. Zaten çalışmaları da yasak. Bu sebeple gelecekleri çok karanlık. Bir gün özgürlüklerini kazanıp anavatanlarına dönebilseler bile işleri hiç kolay olmayacak.
21 Ağustos günü Cox Bazar’da, katarakt hastası olan Arakanlı mültecilere yönelik olarak Allah’ın izniyle yapmayı planladığımız Katarakt Kampanyası’nın açılışını yaptık. Burada Fako tekniği kullanılmamakta. Bunun yerine, Fako tekniğine göre daha sert lenslerin kullanıldığı açık ameliyatla operasyon yapıldığından, 200 kişinin ameliyatı ancak bir ay içinde tamamlanabilecek.
Bölgedeki Katarakt Programı’nı başlatıp yapmamız gerekenleri tamamladıktan sonra Chittagong’a ve oradan da, selden etkilenen 3000 aileye yapacağımız gıda yardımını gerçekleştirmek üzere uçakla Dakka’ya doğru yola çıktık. Dakka’ya indiğimiz sıralarda, üniversite öğrencilerinin iki gündür mevcut hükümete karşı yaptıkları protestolar en şiddetli halini almıştı. Öyle ki; onlarca yaralanma ve bir de ölüm vakası sonucu, saat 20:00 itibariyle süresiz olarak sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Dolayısı ile yapmayı planladığımız gıda dağıtımı için yasağın kalkmasını beklemekten başka çaremiz yoktu. Süresiz başlatılan yasağın orada bulunduğumuz zaman içinde kalkmamasından dolayı gıda malzemelerini, dağıtımı gerçekleştirmek üzere partner kuruluşumuza teslim ederek ülkeden ayrılıyoruz.







