18.12.06

Mustafa Özcan

Filistin’de yeni dönem: Kadınlar intifadası

İsrail-Filistin mücadelesinde ve intifada bağlamında yeni bir süreç başladı. O da kadınların intifadası. İlk defa Beyt Hanun’da görülen bu direniş gittikçe yayılıyor.

İsrail’in saldırılarıyla gündeme gelen “Beyt Hanun” kelime olarak “şefkat evi” manasına geliyor. zefkat de hilkaten kadını çağrıştırır. Ona mahsustur. Kaderin bir remzi olarak İsrail de Beyt Hanun’da yani şefkat evinde, şefkat timsali olan kadınlara yönelik bir katliam gerçekleştirdi. İsrail topçusu ve askerleri tarafından kıstırılan erkeklere müzaheret etmek ve onlara destek olmak için olayı haber alan bir grup Filistinli kadın olay mahalline geldi; fakat İsrail’in üzerlerine ateş açması sonucu bu kadınlardan ikisi hayatını kaybetti. İsrail Beyt Hanun’dan çekildiğini ilan ettikten sonra da açtığı topçu ateşiyle çoğunluğunu aynı aileye mensup kadın ve çocukların oluşturduğu 19 kişiyi öldürdü. Olmert’in bu katliam hakkında yaptığı açıklama ise teknik bir yanlışlık olduğu şeklindeydi.

Birkaç ay önce de Gazze plajında bir aileyi katleden İsrail, bu yanlışları sürekli tekrarlıyor. Zaten, İsrail’in mazereti hazır. Ya Beyt Hanun olayında olduğu gibi yanlış yaptığını ileri sürerek sorumluluğu üzerinden atmayı deniyor ya da Lübnan’da Almanya ve Fransa ile çatışmanın eşiğine geldikten sonra karşı tarafı tekzip etmesi gibi, herhangi bir kaza ve çatışma ihtimali yaşanmadığını ileri sürüyor. Diğer bir tutumu ise, Hamas veya Filistinli militanların canlı kalkanların, kadın veya çocukların arkasına sığındığını iddia etmek. Hamas taraftarlarının veya Filistinli direnişçilerin gerçekten de Lübnan’daki Hizbullahçılar gibi arkasına sığınacakları tankları, topları veya uçakları yok. Bundan dolayı, yüksek ateş gücü karşısında evlerini kendilerine siper ediyorlar. İsrail ise ayrım gözetmeden evleri Filistinlilerin başlarına yıkıyor ve ardından da Hamas gibi direnişçilerin kadınların arkasına gizlendiklerini ileri sürüyor. İsrail eğer gerçekten mertlik istiyorsa o zaman eşit şartlarda Filistinlilerle çarpışır ve bunun adı da katliam olmaktan çıkar, savaş olur. İsrail sakarlıklarının göze batmasından ve uluslararası tepkilerden sonra daha dikkatli olmaya başladı. zimdi evlere saldırmadan önce evdeki sivillere haber veriyor.

İsrail-Filistin mücadelesinde ve intifada bağlamında yeni bir süreç başladı. O da kadınların intifadası. İlk defa Beyt Hanun’da görülen bu direniş gittikçe yayılıyor. Geçtiğimiz günlerde İsrail askerlerinin Filistinli erkekleri sıkıştırması üzerine, galeyana gelen Beyt Hanunlu şefkat abidesi kadınlar, eşlerine, çocuklarına ve daha ötesinde Filistinlilere destek olabilmek için toplu halde olay mahalline akın etmişti. Bunun üzerine İsrail askerleri erkekler yerine kadınları hedef alarak içlerinden ikisini öldürmüştü. Fakat ölüm korkusunu ve duvarını aşmış olan kadınlar gerilemiyorlar ve böylece Filistin’de kadınlar intifadası adı verilen yeni bir intifada çeşidi veya yeni bir dönem başlıyor. Artık Filistinliler kimin evi hedef alınırsa orasını canlı kalkanlarla korumaya alıyorlar. Bu uğurda fani varlıklarını çoktan gözden çıkarmışlar. Rachel gibi kendilerini İsrail buldozerlerine veya tanklarına siper ediyorlar. Beyt Hanunlu kadınlar aslında hem Amerikalı hem de Yahudi bir aileye mensup Rachel Corrie’nin geleneğini sürdürüyorlar.

Rachel hadisesi de apaçık bir şekilde ortaya koyuyor ki, Filistinli direnişçilerin kadınların arkasına sığınması mevzubahis değil, İsrail propagandasından ibaret. Asıl İsrail, zırhlar, buldozerler ve zırhlı birliklerin arkasına sığınıyor. Bu şekilde savunmasız insanları telef ediyor. Bilindiği gibi, 16 Mart 2003’te 23 yaşındaki Amerikalı insan hakları fedaisi Rachel Corrie, İsrail ordusunun Gazze zeridi’nde bir doktorun evini ve ailesini yok etmesini engellemeye çalışırken, bir askeri buldozer tarafından ezilerek katledilmişti. İntifada kadınlarının veya Beyt Hanunlu kadınların öncüsü ve sembolü Rachel’dir.

Beyt Hanunlu kadınlar bizlere tarihi bir gerçeği daha hatırlatmış oldular. O da özelde Müslüman kadının genelde ise bütün kadınların masumiyeti. Vatan, bayrak gibi kadın da Müslümanların namusudur. Abbasi Halifesi Mutasım Billah döneminde Bizanslılar bir Müslüman kadına sataşırlar. Onun çığlığı yankılanır ve Bağdat’a ulaşır. Halife kulağının üstüne yatmamakta ve buyruğunu geçirmektedir. Mutasım, mihne ile anılan halifelerden birisi olsa bile hamiyet ve şehamet timsalidir. Müslüman kadının namusuna dokundurtmaz. “Vamutasımah / Yetiş Mutasım” diyen kadının çığlığı üzerine bir ordu tertip eder, bu ordunun önü Bizans sınırında gerisi Bağdat kapılarındadır. Çığlığı sahipsiz bırakmaz. Bizans’ı titretir. Beyt Hanunlu kadınlar da Bizans’ın eline esir düşen kadın gibi Araplara ve Müslümanlara çığlıklarını duyurmaya çalışıyorlar. Bu çığlık günlerce mesafeden ve yoldan değil, ekranlardan canlı yayınlarla anında seyircilere yansıtılmaktadır. Mutasım’a haber yollayan ve “Vamutasımah / Yetiş Mutasım” diyen kadın örneğinde olduğu gibi, Beyt Hanunlu kadınlar da “Eyne entüm eyyühe’l Arab? / Araplar nerdesiniz, üzerinize ölü toprağı mı serpildi?” demektedirler. Çığlık yankılanır ama karşıdan ses gelmez. Halbuki, sadece ölüler ses vermez. Nizar Kabbani’nin dediği gibi demek ki bizim veya Arap liderlerinin mermerden şatoları veya kaşaneleri mezaristandan ibarettir. Beyt Hanun’daki toplu çığlıktan önce de bir Filistinli kızın yürek yakan ve halen kulaklarımızda yankılanan çığlığını duymuştuk: “Eyne ebi? Babam nerede? Babamı bulun!”. Gırnata’nın düşmesinden sonra Endülüs’te de böyle feryatlar duyulmuştu. Elbette Filistin Endülüs olmayacaktır. O kayıp Firdevs değil, yaşayan Adn’dir. Arap Birliği, belki de bu çığlıklardan sonra Filistin’e yönelik ortak olduğu ambargoyu delmeye cesaret edebilmiştir. Bir başlangıç temennisiyle ama kat edilecek daha çok yol var…



Top
AnasayfaİHH HakkındaYayınlarımızGönüllüFoto GaleriİletişimArama