Kurban, Kurbanla İyiliğe Ortak Ol

27.02.07

 

Lahey Adalet Divanı Sırpları korudu

Boşnakların BM’nin en üst mahkemesi sayılan Lahey Adalet Divanı’na ilk başvuruları Srebrenitsa Katliamı’ndan çok önce 1993 yılında yapılmıştı. Mahkemenin başvuru karşısındaki tek tavrı soykırımın önlenmesi noktasındaki basit bir açıklama olmuştu. Boşnakların ikinci başvurusu ise 2003 tarihinde olmuş ve başvuru Lahey yargıçlarının önüne ancak 2006 zubatında gelmişti. Bir senelik bir sürecin ardından 26 zubatta beklenen açıklama gelmişti.

Murat Yılmaz


Bundan tam 12 yıl önce Bosna Savaşı bitti denilen bir dönemde, çizilen haritaları yeniden değiştiren ve bölgedeki Boşnak Müslümanların acılarına bir yenisini etkileyen büyük bir katliam yaşandı: Srebrenitsa Katliamı. Bu Bosna’da 3,5 sene boyunca işlenen yüzlerce katliamdan bir tanesiydi. Zira Omarska gibi Foça gibi yüzün üzerindeki toplama kampında Boşnaklar her gün işkenceye, tecavüze ve akıl mantık sınırlarını zorlayan katliamlara tanıklık etmişler ve böylesi zulüm sahnelerini Avrupa’nın ortasında yaşamışlardı. Srebrenitsa Katliamı’nın bir döneme damgasını vurmuş bir vakadan çok, uzun Osmanlı dönemi boyunca sessiz kalan ve devletin düşmeye başlamasıyla birlikte yarım kalan hesapların yeniden görülmeye başlandığı seri katliamların son halkası olarak görülmesi daha uygun olacak. Zira Boşnaklar her vesileyle bölgede ezilmeye ve İslam kültürüne ait ne varsa her şey de yok edilmeye çalışılmıştı. Bu geleneğin 19. yüzyılın ortalarındaki temsilcisi İliya Graşanin olurken 20. yüzyılın ortalarında Draya Mihailoviç ve yine aynı yüzyılın sonlarında Slobodan Miloşeviç ve Radovan Karadziç gibi azılı katiller olmuştur.

 

Srebrenitsa’yı kısaca hatırlayacak olursak bölge, Bosna’nın en doğusunda katliam öncesinde nüfusunun %75’ini Boşnakların oluşturduğu bir coğrafyadır. Sırplar nüfusun %23’lük bir kısmını oluşturmaktadır. zehir nispeten izole bir noktada bulunduğundan Sırpların başlattığı saldırılardan başlarda etkilenmemiştir. 1993 yılında BM şehri Saraybosna, Zepa, Gorajde, Bihaç ve Tuzla ile birlikte “Güvenli bölge” ilan etmiştir. Bu özelliğinden dolayı aslında 20 binli rakamlarda bulunan şehir nüfusu 40 binin üzerine çıkmıştır. Bölgenin koruması BM’ye bağlı Hollanda ‘barış’ gücü askerlerine verilmiş ve bu kadar insanın korunması için 400 (!) civarı bir asker topluluğu görevlendirilmiştir.

Srebrenitsa’daki Boşnakların tamamının av tüfeklerine varıncaya kadar silahları toplanmış ve Fransız General Jacques Morillon “BM sizi koruyacaktır ve sizi asla terk etmeyecektir” şeklinde halka teminat vermiştir. Bu şekilde tamamen korumasız bırakılan halk 1995 Temmuzunun başlarında on günlük bir zaman dilimi içerisinde Ratko Mladiç ve emrindeki Çentik sürülerinin insafına bırakılmak suretiyle 10 binden fazla kurban vermişlerdir. İşlenen katliam tüyler ürpertecek cinstendir ve geçen on gün içerisinde ne BM ne NATO ne de ABD ve AB gibi güçler herhangi bir girişimde bulunmamış, Sırplara adeta “siz işinize bakın” mesajı verilmiştir. Bu şekilde Dayton Anlaşması’nın haritası değiştirilmiş ve Doğu Bosna “Republica Sırpska” ya hediye edilmiştir.

 

Boşnakların BM’nin en üst mahkemesi sayılan Lahey Adalet Divanı’na ilk başvuruları Srebrenitsa Katliamı’ndan çok önce 1993 yılında yapılmıştı. Mahkemenin başvuru karşısındaki tek tavrı soykırımın önlenmesi noktasındaki basit bir açıklama olmuştu. Boşnakların ikinci başvurusu ise 2003 tarihinde olmuş ve başvuru Lahey yargıçlarının önüne ancak 2006 zubatında gelmişti. Bir senelik bir sürecin ardından 26 zubatta beklenen açıklama gelmişti. Lahey Adalet Divanı Srebrenitsa Katliamı’nın 1948 tarihinde belirlenen soykırım suçu kapsamına girdiğini belirtmekle beraber, Sırbistan’ın katliamda suçlanamayacağını, fakat imkânları bulunduğu halde Bosnalı Sırpları durmadıkları için sorumlu olduklarını, Bosna’nın diğer bölgelerinde işlenen insanlık suçlarından Sırbistan’ın sorumlu tutulamayacağını ve aynı ülkenin soykırım yapanları cezalandırma yönünde yükümlülüklerini yerine getirmediğini belirtmiştir.

1992 yılında Bosna’da savaş başladığında Avrupa’nın en büyük üçüncü ordusu olan ve ordu kademesinin %80’ine varan kısmını Sırpların oluşturduğu Yugoslavya ordusunun tüm askeri mühimmatı Sırpların eline geçmişti. Bu ordunun malzemelerini Miloşeviç’in emriyle Sırp Genelkurmayı Bosnalı Sırplara aktarmış ve Sırplar da Sırbistan’ın finansal ve askeri desteği ile savaşı sürdürmüştü. Hatta Sırbistan’ın bizzat askerleri de katliamların hemen hemen tamamına karışmıştı. Böylesi bir durum söz konusuyken Sırbistan siyasi bir kararla Bosna’daki katliamların dışında tutulmuş ve Boşnakların talep edebilecekleri yekunu milyarlarca dolara varabilecek olan tazminattan da kurtarılmıştır. Lahey Adalet Divanı’nın kararı kesin olduğundan Boşnak tarafının temyize gitme şansının bulunmaması da oynanan oyunun son halkası olmuştur. Lahey Adalet Divanı’nın burada yapmış olduğu şey zaten daha önce Yugoslavya’daki savaş suçlularını yargılamak için kurulmuş bulunan Savaş Suçları Mahkemesi’nce ilan edilmiş bulunan Srebrenitsa’da işlenenler soykırımdır kararına tekit oluşturmanın ötesine geçememiştir.

 

Kararla suçlananlar ise 12 yıldır keyiflerine bakmaktadır. Radovan Karadziç ve Ratko Mladiç hala yakalanmamıştır. Bu ikilinin Sırbistan’da bulunduğu ve yerlerinin de bilindiği söylenirken hala bir gelişmenin olmaması asıl üzerinde durulması gereken durumdur.

 

Lahey Adalet Divanı 250 binden fazla Boşnak’ın hayatını kaybettiği onlarca katliamın işlendiği olaylarda Sırbistan’ı temizlemiş ve potansiyel katillerin eline de sağlam bir delil vermiştir. Bugün sayıları neredeyse 500’e ulaşmış bulunan ve her geçen gün yeni toplu mezarların çıkarıldığı Bosna ise Batı’nın utanç abidesi olmaya devam etmektedir. Unutulmaması gereken bir nokta da Batı dünyasının Bosna’daki katliamlardaki rolleri üzerinedir. ABD Srebrenitsa katliamından bir ay önce bu katliamdan istihbarat olarak haberdar olmasına rağmen bir şey yapmamıştır. Hoolbroke’un ifadesiyle Fransa yapılacak her operasyonu Sırbistan’a bildirmiştir, Srebrenitsa Katliamı’nda tek kurşun bile atmayarak mazlumları Sırp çentiklerin eline teslim eden Hollandalı ‘kahramanlar’ geçtiğimiz sene şeref madalyasıyla ödüllendirilmiştir.

 

Batının Boşnak ya da Arnavut olsun Müslüman topluluğa bakışı, Lahey Adalet Divanı’nın penceresinden bir kez daha aşikar olmuştur. Bundan sonrası İslam ülkelerinin tamamında bu adaletsiz karar karşısında seslerin yükseltilmesi olm



Top
AnasayfaHaberlerİHH HakkındaYayınlarımızGönüllüFoto GaleriİletişimArama