Kurban, Kurbanla İyiliğe Ortak Ol

11.04.06

dusuncegundem

Afrika

1441’de ilk köle taşıyan Portekiz gemisi Lizbon’a demirlediğinde Afrika’nın kaderi de şekillenmeye başlıyordu. Kimse ne olduğunu anlayamıyordu. Beyaz adamlar geliyor, dostlarını, kardeşlerini, oğullarını ve kızlarını zorla alıp götürüyordu.

Murat Yılmaz

Afrika

Nüfusu: 850 000 000

Yüzölçümü: 30 244 050 kilometrekare

Ülke sayısı: 53

En kalabalık Afrika ülkesi: Nijerya (135 milyon)

En geniş Afrika ülkesi: Sudan (2,5 milyon kilometrekare)

En fakir Afrika ülkesi (Etiyopya)

Afrilerin ülkesi

İlk defa Kartaca Savaşları sırasında Romalılar tarafından kullanılan Afrika adı, Romalıların Tunus’un yerlilerine verdikleri Afer ya da Afri adından türetilmiştir ve “Afrilerin ülkesi” anlamına gelmektedir. Başlangıçta yalnız Tunus için kullanılan Afrika adı, daha sonra Mısır’ın batısındaki diğer kıyı ülkelerinin tamamı ve nihayet bütün kıta için kullanılmıştır. 

Bu sınırları kim çizdi?

Süveyş Kanalı ile Kızıl Deniz’in batı yakasının ötesi Afrika’yı oluşturmaktadır. En yakın kara parçası olmasına ve sınırlarının büyük bir bölümünü Afrika’yla paylaşmasına rağmen kıtanın doğu yakasında kalan Arap Yarımadası Afrika’ya dahil değildir. Bu şekilde ortaya konan sınırlar, bugünkü birçok Afrika ülkesinin ‘ulusal’ sınırları ile benzer bir şekilde Afrikalılar tarafından çizilmemiştir.

Afrika edilgen bir kıta mıdır? Tarihi, geçmişi olmayan, daima emir alan, düşük ücretle çalışan, malı, mesleği, işi olmayan, meteliğe kurşun atan dilenci kılıklı adamlardan mı oluşur? Afrikalının kaderinde hep savaşlar, çatışmalar, göçler, açlık ve yokluklar mı vardır? Medeniyet nedir bilmeyen, insan eti yiyen eli kanlı yamyamlar mı hakimdir Afrika’da yoksa?!...

100 milyon Afrikalı köleleştirmenin kurbanı

“Kolonyalizm bizi, Ugandalılar, Kenyalılar, Ganalılar ve Fildişililer olarak ayırmadan, parçalanmadan önce hepimiz Afrikalıydık. Kolonyalizmin Afrika’ya ayak basmasından önce gerçekten de bir Uganda, bir Kenya veya Fildişi Kıyısı yoktu; çünkü Uganda’yı, Kenya’yı ya da Fildişi Kıyısı’nı yapay sınırlarla kolonyalizm yaratmıştır. Bu mantıksal olarak Afrikalıların, önceden, sadece Afrikalılar oldukları anlamına gelmektedir.”  Ali Mazrui

1441’de ilk köle taşıyan Portekiz gemisi Lizbon’a demirlediğinde Afrika’nın kaderi de şekillenmeye başlıyordu. Köleler sömürgeciler tarafından kıyılarda kurulan tarım işletmelerinde ağır şartlar altında çalıştırıldılar. Acıma, merhamet çok uzaklardaydı.

Zamanla Senegal’den Angola’ya kadar batı ve güneybatı Afrika kıyılarında köle pazarları kurularak buradaki limanlardan Amerika ve Avrupa’ya köle yüklü gemiler gönderilmeye başlandı. Kimse ne olduğunu anlayamıyordu. Beyaz adamlar geliyor, dostlarını, kardeşlerini, oğullarını ve kızlarını zorla alıp götürüyordu.

Direnenler en ağır bir biçimde cezalandırılıyordu. Köleler demir zincirlerle bağlı olarak artık birer köle pazarına çevrilen limanlardan gemilere yükleniyor, kapalı kamaralara sıkıştırılıyor ölenler ve hastalananlar denize atılıyordu. 70 ila 200 Franka satın alınan bu insanlar birkaç misli fiyata satılıyor en ağır işlerde çalıştırılıyordu. Avrupalılar bu işi zamanla yerli işbirlikçilerine bıraktılar. Bu şekilde ‘köle peşinde’ olan kabile şefleri komşu köylere saldırmaya başladılar. 19. yüzyılın ortalarına kadar devam eden bu ticaret, Afrika’daki hayatı altüst ederken, sömürgeci güçlerin bu yolla zengin olmalarını sağlamıştır. Afrika’dan götürülen köle sayısı kesin olmamakla birlikte, bu sayının taşıma ve ‘avlanma’ sırasında ölenlerle birlikte 100 milyona yakın olduğu tahmin edilmektedir.

Gönyeler ve cetveller

Bugün Afrika’da görülen istikrarsızlık, iç çatışma ve bazı bölgelerdeki karışıklıkların başlıca sebebini, sömürge yönetimlerinin geride bıraktığı suni sınırlar ve halen sürmekte olan yeni-sömürgecilik süreci teşkil etmektedir. Afrika’nın sınırları masa başında gönye ve cetvellerle çizilmiştir. Sınırların belirlenmesinde ülkelerin sosyal ve kültürel özellikleri ile coğrafi yapıları dikkate alınmadığından aynı kabile insanlarının iki ayrı devletin sınırları içerisinde kalmaları ve birbirine düşman kabilelerin de bir devletin çatısı altında toplanmaları söz konusu olmuştur. Bunun sonucunda sömürgeci siyasi otoritenin kalkması ile ülke içinde etnik çatışmalar ortaya çıkarken komşu devletler arasında da sınır anlaşmazlıklarından doğan çatışmalar başlamıştır.

Bölgedeki devletler sınırlar nedeniyle birçok kez savaşmışlardır. 1960’larda Fas ile Cezayir, Benin ile Nijer, Etiyopya ile Somali; 1970’lerin sonlarında Uganda ile Tanzanya ve tekrar Etiyopya ile Somali; 1980’lerin başında Çad ile Libya; 1980’lerin sonunda Fas ile Moritanya ve 1990’ların sonunda Eritre ile Etiyopya arasında sınır anlaşmazlıkları patlak verdi. Aynı zamanda Mali ile Burkina Faso, 1960’lar, 1970’ler ve 1980’lerde farklı zamanlarda sınır savaşları yaparken Nijerya ile Kamerun 1960’lar ve 1980’lerde sınırlar yüzünden savaştılar. Bu savaşlardan hiçbiri sınır değişimi ile sonuçlanmadı.

Bir buçuk milyon insan birbirini kesti

İşte, çok yakın bir süre önce vuku bulan olaylara dehşet içerisinde tanıklık ettiğimiz Ruanda... Ruanda’nın 1885’te Almanya ile başlayan sömürge tarihi, I. Dünya Savaşı sonrasında Belçika sömürgesi olarak devam etmiştir. Tutsi ve Hutular 1994 Nisan’ında başlayan savaşta tüm dünyanın gözleri önünde birbirlerini kesmiştir. Savaşın sonu ise ürkütücüdür: Bir buçuk milyon ölü!

Zengin topraklar üzerinde açlıktan ölen insanlar       

Afrika zengin yer altı ve yerüstü kaynaklarına rağmen açlığın, fakirliğin ve yokluğun kıskacındadır. Nijer, dünyanın en zengin uranyum yataklarından birine sahip olmasına rağmen dünyanın en fakir ikinci ülkesidir. Etiyopya dünyanın en eski devlet yönetimlerinden birine sahip olmasına rağmen savaşların ve yönetim krizlerinin merkezidir. Ruanda ile Burundi köken olarak aynı etnik grubun mensupları olmalarına rağmen isimleri, etnik ayrımcılık ve en hunhar katliamlarla hatırlanmaktadır. Gambiya ile Senegal yine benzer bir biçimde aynı etnik kökenlere sahip olmalarına rağmen Gambiya, Senegal’in tam ortasında upuzun bir şerit gibi uzanan ayrı bir devlettir. Bunun sebebi Senegal’in Fransız, Gambiya’nınsa İngiliz sömürgesi olmasıdır. Somali bağımsızlığının ardından dört parçaya ayrılmıştır. Bir kısmı Etiyopya’ya bir kısmı Kenya’ya verilirken, Cibuti isimli yeni bir ülke oluşturulmuştur. Kalan kısım ise bugünkü Somali’dir.

Sokak aralarında uyutulan Afrikalılar

Afrika’nın başta insani olmak kaydıyla ekonomik, siyasi, kültürel ve askeri olarak sömürülme süreci halen devam etmektedir. Geçen sene gerçekleştirmiş olduğumuz Nijer programında, insanların sokak aralarında 37 ekran televizyonlar başında Fransız TV5 televizyonunun karşısında 20’şer 30’ar gruplar halinde nasıl kandırıldıklarına ve uyutulduklarına şahit olmuştuk. “Bizde herkes müziği sever.” diyordu Süleyman, oradaki gençlerden biri. O halde bol bol müzik programları yayınlanmalıydı…

Siz El-Kaide misiniz?

Nijerya’ya girdiğimizde bizi, sınırda ellerinde teneke kutularıyla bekleşen aç çocuklarla birlikte etnik nefret karşılamıştı. Müslüman olduğumuz için Hıristiyan sınır görevlilerince didik didik aranmış, bir de siz “El-Kaide misiniz?” sorusuyla karşılaşmıştık. 'Neden El-Kaide’yiz? Cevap: Çünkü Müslüman’ız.' Afrika’nın birçok ülkesinde zuhur “ettirilen” etnik nefret, Nijerya gibi kıtanın en kalabalık ülkesinde dini nefrete dönüşebiliyor ve “öteki” çok kolay bir biçimde El-Kaide olabiliyor. Nijerya’da sadece 2004 Mayıs’ında çıkan din çatışmalarında binden fazla insan hayatını kaybetti. Yine geçtiğimiz aylarda din savaşları yüzünden Müslümanların evleri, işyerleri kundaklandı ve yeni ölümler gerçekleşti.

“Hiç kimse senin ülkeni senin için kalkındıracak değil!”

Kıtadaki ekonomik menşeli saldırılar ise çatışma eksenli sürüyor. 2005 yılında Blair, öncülüğünde toplanan G-8 ülkeleri, Afrikalılar’ın borçlarının silinmesi gibi “ulvi bir amaçla” toplanmışlardı. Fakat bu girişim, Afrika’nın Batı’ya olan ekonomik bağımlılığının artırılmasından başka reçeteler sunmamaktaydı. Alınan kararlar, kıtanın çıkarlarına paradoksal olarak, Afrika’nın değerleri üzerinden bugünkü refah seviyesine ulaşan Batı dünyasını, yeniden kıtanın tek hakimi yapıyordu. Bu ‘insani’ girişime kimse inanmamıştı. Zira, kıtaya refah vaat eden bu ülkeler, aynı zamanda Afrika’ya gerçekleştirilen silah satışlarının %80’inin kaynağıydı. Sadece İngiltere ve bazı Doğu Avrupa ülkelerinin silah satışları nedeniyle, Kongo’da yedi yıl boyunca devam eden çatışmalarda milyonlarca insan öldü. Sonuç, Gambiya devlet başkanın söylediğinden başka bir şey değil: “Hiç kimse senin ülkeni, senin için kalkındıracak değil.”

Yeni-sömürgecilik=Misyonerlik

Afrika’nın yaşadığı büyük yıkımların en önemli nedenlerinden biri de Batı’nın misyonerlik çabalarının açtığı yaralardır. Afrika’da 70 ila 100 bin arasında misyoner, yeni-sömürgecilik çabalarının bir uzantısı olarak bugün, hemen her Afrika ülkesinde boy göstermektedir. Gidenos International gibi sadece İncil dağıtan ve kiliselere destek olan yüzlerce kuruluş birçok alanda faaliyetlerini sürdürmekte ve insanların dinlerini, manevi açlıktan kaynaklanan zaaflarını kullanarak çalmaktadır. Adı geçen ABD merkezli kuruluş, dünyanın 179 ülkesinde İncil dağıtmakta ve bu çalışmalarının en önemli ayağını da Afrika oluşturmaktadır.

10 milyon Afrikalı çocuk Katolik okullarında

Geçtiğimiz yüzyılın başında tüm Afrika için, sadece 10 milyonluk bir Hıristiyan nüfustan söz edilirken, günümüzde bu sayının –Hıristiyanlaştırma çabaları sonucu- 350 milyonu bulduğu ifade edilmektedir. Bugün sadece Katolik kilisesine bağlı olan okullarda 10 milyon Afrikalı çocuk öğrenim görmektedir ve İncil zorunlu ders olarak okutulmaktadır. Kölelik sürecinin kaldırılması ve Afrika ülkelerinin bağımsızlıklarını kazanmalarının ardından, yeni-sömürgeci zihniyet insanların Hıristiyanlaştırılmasına karar vermiş ve bunun gerçekleştirmek üzere devlet destekli kurumlarını Afrika’ya sürek avına yollamışlardır. Bugün, Afrika’da, sokak aralarında bir kuyuyu tamir ederken, bir meslek edindirme kursunda ya da bil dil kursunda misyonerlerle karşılaşmak hiç de zor değildir. Burkina Faso’nun Djibo bölgesindeki yardım çalışmaları esnasında bisikletler üzerinde beyaz insanlar görmüştük. Sonradan bu kişilerin, bir hastane vasıtasıyla misyonerlik çalışmaları yürüten Avustralyalı misyoner doktorlar olduğunu öğrenmiştik. Eğer Afrika’ya İslam ülkeleri sahip çıkmakta biraz daha gecikirlerse yakın bir zamanda kıtada Hıristiyanlık baskın din olacaktır.

Her on saniyede bir çocuk ölüyor!

Afrika’da her on saniyede bir çocuk, yetersiz beslenme ve önlenebilir hastalıklardan dolayı hayatını kaybediyor. Her yıl sıtmadan kaynaklanan 300 milyon klinik vaka ve bu vakalarda 1,5 ila 2,7 milyon arası ölüm meydana geliyor. Bunların da %90’ını beş yaşın altındaki çocuklar oluşturuyor. Dünyadaki sıtma vakalarının %90’ı Afrika’da görülüyor.

Ortalama insan ömrünün 42 olduğu Nijer’de 40 bin kişiye bir doktor düşüyor ve her dört çocuktan birisi beş yaşını göremeden hayatını kaybediyor. İsviçre’de ortalama olarak kişi başına düşen gelirle Etiyopya’da 400 insan yaşamaya çalışıyor. Afrika insanının yarısı günlük 1 doların altında bir gelirle yaşamak durumunda ve Afrika ülkeleri her gün zengin Batı ülkelerine 100 milyon dolar borç ödemek zorunda. ABD’de insanların köpeklerine harcadıkları paraların yarısı Afrika’ya aktarılabilse kıtada açlık kalmayacak.

Ve 700 bin Doğu Afrikalı ölmek üzere!

Afrika’nın doğusunda baş gösteren kuraklık tüm şiddetiyle hüküm sürmeye devam ediyor. Son 50 yılın bu en etkili kuraklığı 11 milyon Doğu Afrikalı’yı etkiliyor. Kıtaya acil yardım ulaştırılmadığı takdirde 700 bin insan, açlık ve susuzluk nedeniyle hayatını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Sınırlı sayıdaki otlaklar ve su kaynakları başında ise kavgalar başlamış durumda. Çiftlik hayvanlarının %70’inin telef olduğu Kenya’da onlarca insan, çıkan bu çatışmalarda hayatını kaybetti. Eğer şiddetli kuraklıkların vurduğu Afrika’nın imdat çağrısına bir an önce kulak verilmezse 10 yıl içerisinde 45 milyon çocuğun hayatını kaybetmesi bekleniyor.



Top
AnasayfaHaberlerİHH HakkındaYayınlarımızGönüllüFoto GaleriİletişimArama