Kurban, Kurbanla İyiliğe Ortak Ol

31.01.07

Murat Yılmaz

Ruanda’da Kızıl Kıyamet

“12 yıl önce burada olanları hatırla. Bugasero’yu özgürleştirmek için gayret gösteren Ruanda Yurtsever Birliği’ne teşekkür ediyoruz. Çünkü onlar bizleri daha çok uzun süreler kardeşlerimiz için yas tutmaktan kurtardı.” Cezayir, Tunus, Vietnam ve Ruanda…

Kıpkızıl bir gökyüzü

Ruanda Afrika’nın ortasında Kongo, Tanzanya, Burundi ve Uganda ile çevrili küçücük fakat yemyeşil doğa harikası bir ülke. Ruanda havayollarına ait uçakla başkent Kigali’ye indiğimizde yüreğimiz farklı çarpmaya başlıyor. Her ne kadar buradaki dostlarla buluşacak olmamızın sevincini hissetsek de 12 sene evvel yaşananlarla birlikte hayal dünyamızda kıpkızıl bir gökyüzü ve etrafı saran derin bir kan ve ceset kokusu var. Bu duygudan sıyrılamıyoruz.

 

Uçak düşüyor kıyamet kopuyor

Yine aynı havaalanı. 5 Nisan’ı 6 Nisan’a bağlayan gece. Sene 1994. Hutuların denetimindeki Ruanda devlet radyosunun aşırı milliyetçi dijeyi anons yapıyor: “Yarın bir şey olacak ve çok şey değişecek, bekleyin!” Ertesi gün beklenen oluyor. Ruanda ve Burundi devlet başkanlarını taşıyan uçak Kigali Havaalanı’na inmek üzereyken vuruluyor. Her iki devlet başkanı da kimin yaptığı belli olmayan bu saldırıda hayatını kaybediyor. Sonrası ise kızıl kıyamet.

 

Tutsi ve Hutular aynı kökenden geliyor

Neredeyse 10. yüzyıldan beri bugünkü Ruanda ve Burundi toprakları üzerinde yaşayan ve etnik olarak aynı kökenden gelen Tutsi ve Hutu kabilelerinin mücadeleleri sanıldığı kadar eski ve derin değil. Her şey sömürgeci Batı ülkelerinin bölgeye adım atmalarıyla başlıyor. 1890’larda başlayan bölgedeki Alman varlığı ile Ruanda ve Burundi, Doğu Afrika Alman sömürge idaresine bağlanıyor. Sonrasında Almanların Birinci Dünya Savaşı’ndaki mağlubiyetleriyle İngiliz desteğindeki Belçikalılar bölgedeki idareyi ele geçiriyorlar. Ruanda’daki ilk ırkçılık rüzgarları bu şekilde esmeye başlıyor. İnsanlara yüz güzelliklerine ve zenginliklerine göre Tutsi ya da Hutu şeklinde kimlik kartları veriliyor. Daha güzel yüz hatlarına sahip ve 10 inekten fazla bir mal varlığı olanlara Tutsi, çirkin ve daha fakir olanlara Hutu deniyor. Belçikalıların İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadarki Tutsi kayırmaları, savaş sonrasında yükselen özgürlükçü hareketlerle birlikte ülkede %90’lara varan Hutu çoğunluğun lehine dönüveriyor. Bu tarihten itibaren de etnik nefret ve katliamların ardı arkası kesilmiyor.

 

Hutu ordularını Fransızlar eğitti

1959’da Belçika desteği ile silahlanan Hutular on binlerce Tutsiyi katlediyorlar. Soykırım korkusuyla ülkeyi terk eden 200 bine varan Tutsi komşu Tanzanya ve Uganda’daki kamplarda mülteci hayatı yaşamaya başlıyorlar. 1962’deki bağımsızlık ilanı ardından Hutu kökenli yönetim, Ruanda’daki tüm Tutsilere hayatı dar eden kanunları çıkarıyor. Ülke adeta bir Hutuland’a çevriliyor. Baskılar arttıkça sürgündeki Tutsilerin rakamları da yarım milyonu aşıyor. Sonrasında Tutsilerin Ruanda sevdaları ve haklarının uzun süredir gasp ediliyor olması Ruanda Yurtsever Birliği’ni ortaya çıkarıyor. Bu kez 90’lı yılların başından itibaren Ruanda hükümetiyle Ruanda Yurtsever Birliği arasında silahlı çatışmalar baş gösteriyor. İç savaş 1992 Ağustos’unda ateşkesle neticelense de Hutu milliyetçiler İnterahmve yarı askeri birliklerini tüm ülkede organize ederek ılımlı Hutularla etnik Tutsileri fişlemeye başlıyorlar. Aynı yıl Fransa, Hutu ordusunu eğitmeye başlıyor ve birkaç yıl içerisinde ordu altı kat artırılıyor. Sonrasında Çin’den ithal edilen esrarengiz sandıklar açılıyor. Yüzbinlerce keskin satırın ne tarım ne de hayvancılık sektörü için olmadığı kesin. Hutu birlikleri açılan gönüllü ordularında yoğun bir eğitimden geçiriliyor. Kendilerine satır düşmeyenlere çivili tahtalar ve baltalar veriliyor.

 

“Tüm Böceklere ölüm!”

Hutu Devlet radyosu anons yapıyor: “Bütün böcekleri öldürün, tüm böceklere ölüm.” Ruanda cumhurbaşkanının ölümü ardından zaten devam eden küçük ölçekli saldırılar yerini daha geniş çaplı katliamlara bırakıyor. Ruanda resmi ordusu ve aylardır eğitilmekte olan İnterahmve milisleri tüm Ruanda’yı saran kanlı eylemlerine başlıyorlar.

100 günde 1 milyon ölü

Bu tarihin gördüğü en hunhar katliamlardan birisi. Aynı tarihlerde Avrupa’nın merkezinde Bosna’da Boşnak halka yönelik katliamlar sürerken, dünya Ruanda’daki ilgisizliğini Avrupa’nın göbeğinde Boşnaklara yönelik olarak da devam ettirmekte. Fakat Ruanda’daki katliamda 100 gün içerisinde 1 milyon Tutsi ve ılımlı Hutu katledildi. Bu ortalama olarak her gün 10 bin insanın hayatını kaybetmesi demektir ki böylesi hızlı bir katliam ancak dünya savaşlarında, Hiroşima ve Nagazaki gibi atom bombası vakalarında görülmektedir.

 

BM katillere “işinize bakın” dedi!

Ruanda’daki savaş Batı’nın gözleri önünde, onların şahitliğinde ve hatta onların destek ve denetiminde başladı. Katliamın ilk günleriydi ve BM’ye bağlı 5 bin asker bölgede bulunmaktaydı. BM askerleri çatışmaları durdurabilecek bir güce sahipti ve fakat “Size saldırılmadıkça müdahalede bulunmayın!” emri Washington’dan Kofi Annan’dan gelmekteydi. Birkaç sene evvel Somali’de gerçekleşen başarısız operasyonlar hatırlatılıyordu. Sonunda birkaç BM askerinin Hutu birliklerce öldürülmesi, birliklerin ülkeyi tamamen terk etmesine sebep gösteriliyor ve bu hareketle katillere “İşinize bakın!” mesajı veriliyordu. Her şey o kadar hızlı ilerliyordu ki Hutular önlerine çıkan herkesi kadın, yaşlı, çocuk gözetmeksizin katletmeye başlamış, Ruanda adeta bir Tutsi mezarlığına çevrilmişti. AIDS hastalığı tecavüze uğrayan kadınlarla birlikte onlarca kat artmıştı. BM İnsan Hakları sözleşmeleri, Cenevre Antlaşması hepsi bir kez daha kağıt üzerinde kalmıştı. Ruanda bir iç savaş olarak algılanıyor soykırım kelimesini kullanmamak için BM Güvenlik Konseyi üyeleri her şeyi yapıyordu.

 

Fransız askerleri katliama karıştı

Fakat iş bu kadarla da kalmadı. Fransa bizzat Hutuların yanında yer alarak savaşın taraflarından biri oldu. Öncelikle Ruanda’ya getirilen ve bizzat katillerin ellerine verilen silahlar Fransa tarafından ya da Fransa desteği ile ülkeye sokulmuş, katliamı yapan birlikler Fransız askerlerce eğitilmişti. Katliamın arttığı günlerde Fransa’nın Hutu yönetimine hibe yardımları artmış ve hatta Fransız askerleri bizzat katliama karışmışlardı. Fransız uçakları bölgeye binlerce tonluk cephaneyi kendi uçaklarıyla indirirken Fransız hükümeti bunları inkar edebiliyordu.

 

Turkuaz bölgesinde katliam devam etti

Soykırımın ilerleyen günlerinde Tutsi etnik kökenli Ruanda Yurtsever Birliği ülkeye girerek başkent Kigali’ye kadar olan kısmı denetimlerine aldıklarında bu kez Fransa, ülkede soykırım yapıldığını ‘hatırlayarak’ Kigali’den Kongo sınırına kadarki kısmı denetimlerine almıştı. Bu bölge “Turkuaz” bölgesi olarak ilan edildi. Bundan sonra ise Fransız denetimindeki bu bölgede katliamlar hız kazanarak devam etti. Fransa kendisi katliamlara engel olmadığı gibi Ruanda Yurtsever Birliği’nin bölgeye girişine de engel oldu. Kısa sürede bu alanda 200 bin kişi daha hayatını kaybetti.

 

Murambi’de iki günde 50 bin kişi palalarla katledildi!

İşte Turkuaz bölgesi içinde yer alan Gikongoro’da Murambi hatıra bölgesindeyiz. Bölge girişinde şunlar yazıyor:

 

“Soykırımı hatırlıyoruz ve mahkemelerin adaletine güveniyoruz. Burada var olan her şeyi doğruluyoruz. Soykırımın ardında bıraktığı her şeye de sahip çıkıyoruz.”

Murambi’de iki gün içerisinde tam 50 bin insan en hunhar bir şekilde katledildi. Bölgede yaşananları katliamdan kurtulan birkaç kişiden birisi olan Emanuel Murangira’dan dinliyoruza. Murangira 1994 Nisan’ında beş çocuğu ve eşiyle birlikte 43 akrabasını işte burada kurban verdi. Murangira kendisi, ailesi ve diğer 50 bin masumla birlikte bölgedeki kiliseye sığınmak istiyor. Fakat Rahip Agustine Pisago daha güvenlikli olduğu gerekçesiyle kendisini ve diğerlerini 1,5 saatlik mesafede bulunan Murambi’ye gönderiyor. Murangira, eşi ve çocukları, tarif edilen okula giderken diğer 50 bin masum gibi rahibin katillerle işbirliği yaptığından elbette haberdar değil. İlk gün taş ve sopalarla geri püskürtebilseler de katilleri, ardından Fransa destekli ağır silahlarla bu mukavemeti aşan Hutu katiller, iki gün içerisinde 50 bin insanı en hunhar bir biçimde palalarla katlediyorlar.

 

“Fransızlar ölülerimiz üzerinde oyun oynadılar!”

Murangira’nın kurtuluşu ise tamamen Allah’ın bir lütfu. Murangira ilk gün başından bir kurşun yarası alıyor ve düşüyor. Onun üzerine katledilen diğer insanlar düştüğünde kendisinin de öldüğü düşünülüyor. Fakat o gecenin karanlığından da faydalanıp sürünerek karşı tepeye tırmanıyor ve burada bir ağacın altından olan biteni seyrediyor. Murangira katillerin işlerini bitirdikten sonra insanları buldozerlerle açılan çukurlara itildiklerini, birçoğunun daha ölmeden diri diri gömüldüğünü anlatıyor. Murangira, daha korkuncunu ise katliamın izlerinin kaybedilmesi amacıyla gelen Fransız askerlerinin topraklarla etrafı düzeltmeleri ve sonrasında ölüler üzerinde oyunlar oynaması olarak açıklıyor.

 

BM de umursamadı

Katliamın acı hatıraları tüm ülkeyi sarmış durumda. Kigali’de 12 bin insan BM’ye kendilerini korumaları için sığınıyorlar. Fakat onların akıbeti de Gikongora’dakilerden farklı olmuyor. Katillerin insafına terk edilen 12 bin kişi katliamın kurbanlarından oluyor. 30 bin insanın katledildiği Kamoni bölgesinden geçtiğimizde de oynanan vahşi oyunun aynı olduğunu öğreniyoruz.

 

Çocukları da doğradılar!

İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Murambi hatıra bölgesinde şahit olduklarımızı asla unutmayacağız. Buradaki okulun 24 sınıfında katliamın mağduru yüzlerce ceset sergileniyor. Gördüklerimiz tüyler ürpertici. Daha birkaç yaşındaki çocuklardan yaşlı insanlara kadar üzerlerindeki satır izleri hala seçilebilen cesetleri ibretle inceliyoruz. Kafatasları ezilmiş, kolları bacakları birbirinden ayrılmış iskeletler katliamın boyutları hakkında yeterince ipucu veriyor.

 

Kiliseler mezbahaya döndü!

Mezbahaneye çevrilen bölgelerden biri de Bugasero bölgesi. Burası aslında sık ormanlarla çevrili bir alanmış. 1963 yılında Hutu Cumhurbaşkanı önce tehcir sonrasında da katliam için Tutsileri bu bölgeye sürmek istemiş. İnsanlar burada yırtıcı hayvanların saldırılarına uğrayarak hayatlarını kaybetmişler. Netice itibariyle ağaçlar kesilmiş yerleşim yerleri açılmış. İnsanlar buraya toplanmışlar ve 1992’deki katliamdan uzak kalamamışlar. Ardından 1994 Mayıs’ında Niamata’da 10 bin insan sığındıkları kilisenin içinde Hutu katillerce katledilmişler. Burası bugün diğer katliamların işlendiği onlarca kilise gibi müzeye çevrilmiş ve burada gördüklerimiz de Murambi’dekinden farklı değil. Binlerce kafatası ve ceset kilisenin altındaki mahzenlerde ve bahçesindeki özel bölmelerde saklanıyor ve “bir daha asla” dercesine insanlara gösteriliyor.

 

Kilisenin kapısındaki nota gözlerimiz takılıyo:

“12 yıl önce burada olanları hatırla. Bugasero’yu özgürleştirmek için gayret gösteren Ruanda Yurtsever Birliği’ne teşekkür ediyoruz. Çünkü onlar bizleri daha çok uzun süreler kardeşlerimiz için yas tutmaktan kurtardı.”

Cezayir, Tunus, Vietnam ve Ruanda

Gikongoro ve Bugasero gibi yüzlerce köy ve kasaba katliama uğradı. İlk yüz gün içerisinde 1 milyon, sonrasında devam eden katliamlarda da toplam 1,5 milyon insan hayatını kaybetti. 2 milyon Hutu aynı akıbetten korktukları için ülkeyi terk ederek komşu ülke ve bölgelere sığındılar. Fransızlar tıpkı Cezayir’de, Tunus’ta, Vietnam’da yaptıkları gibi burada da katliamların başaktörü oldular. Katillerin ülkeyi terk etmesinde de Fransız askerlerin destekleri büyük oldu. Savaşın üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen hala ülkede yargılanmayı bekleyen 120 bin civarında savaş suçlusu bulunuyor. Bunların yargılanmaları ulusal ve geleneksel mahkemelerde devam ediyor. Bizler İHH İnsani Yardım Vakfı kurban ekibi olarak kurban programımız boyunca bu mahkemelere şahitlik ettik. Hemen hemen her girdiğimiz kasabada açık hava yargılamaları devam etmekte. Katliama karışanlar; yağmacılar, katliama karışıp resmi görev almayanlar ve bizzat katliamı yürütenler olarak tasnif ediliyor. Bu sonuncu kısım bizzat ulusal mahkemelerde yargılanıyorlar. Geleneksel mahkemeler kasabanın ileri gelenlerince yapılıyor ve doğru beyan verdiklerinden şüphelenilen kişiler ulusal mahkemelere sevk ediliyor.

 

İdam cezası uygulanmıyor

İdam cezaları var fakat bu özellikle Cumhurbaşkanı Paul Kagame’nın onayını gerektiriyor. Kagame eğer katliama karışan herkese idam cezası verilse 200 bin insanın daha öldürülmesi gerektiğinin ve bunun ülke içinde yeni bir dalgalanmaya ve istikrarsızlığa neden olacağının farkında.

 

Ruanda Fransa’yla ilişkilerini kopardı

Ruanda 2006 yılı Kasım ayı itibariyle Fransa’yla bütün ilişkilerini koparmış durumda. Fransa tüm pişkinliğiyle katliama karışmakla suçladığı Kagame ve sekiz üst düzey Ruandalı yetkiliyi mahkum etti. Peki, Fransız katilleri kim yargılayacak? İşte bu soru hala bilinmezliğini koruyor.

 

10 yılda Müslüman nüfus üçe katlandıa

Katliamlara karışmayan ve eli kana bulanmayan tek topluluk var Ruanda’da: Müslümanlar. Onlar kendilerine sığınan masum Tutsilere sahip çıktılar. Katillerin ellerine teslim etmediler zor durumdaki komşularını. Onların bu asil davranışlarının hediyesi ise 10 senede üçe katlanan Müslüman nüfus. En çok Katolikler dinlerini değiştirerek İslam’ı seçiyorlar. Kigali kilisesi rahibi Nitagugire “Soykırımdan sonra bize olan güven sarsıldı. Ey Hıristiyanlar geri dönün diyecek durumda değiliz.” diyerek durumu özetliyor. Müslümanların asil davranışlarından etkilenen Tutsilerden kimisi:

 

“Benim eski kilisemde insanlar öldü ve rahip katillere yardım etti.” diyerek, kimisi;

“Katliamlarla birlikte inancımı sorgulamaya başladım. Birlikte dua ediyor olduğum insanların anne ve babamı öldürdüğünü anladığımda Müslüman olmayı tercih ettim.” diyerek, kimisi de:

“Müslümanların bizim için yaptıklarını düşündüğümde şunu hissettim: değişmenin tam zamanı.” diyerek hak dini seçtiler. Tüm Tutsiler, Müslümanları özgürlük savaşçıları olarak görüyor. Bugün Ruanda’da Müslüman nüfus toplam nüfusun %15’i olan 1 milyon rakamına ulaşmış durumda ve İslam Ruanda’da bir çığ gibi büyümeye devam ediyor.

 

Ve sevgi nefrete galip geliyor…

zimdilerde Ruanda’da sevgi nefrete galip gelmeye çalışıyor. Ülkede görece bir huzur hakim. Ülke genelinde suç oranı “sıfır” olarak nitelendiriliyor. Etnik Tutsi ya da Hutu kimlik kartları çoktan yırtılmış, Ruandalı bilinci aşılanmaya çalışılıyor. On binlerce yetim çocuk hayatın unuttuğu mekanlarında dertleriyle baş başa bırakılmış, ellerinden tutulmasını bekliyor. Eşleri katliama karışmayı reddettiği için öldürülen ılımlı Hutular ya da Tutsi oldukları için katledilenlerin eşleri yaralarını sarmakla meşgul. Katliamın başaktörlerinden olan kiliseler kötü imajı yıkma savaşı veriyorlar. Ve tüm bu izlerin şahitleri olan bizler, bin dağında bin dert taşıdığı söylense de Ruanda’dan, ümidi yüklenerek, arkamızda gülen kadınlar, yaşlılar ve çocuklar bırakarak dönüyoruz. 1994’ler hiç olmasın, katliamlar bir daha yaşanmasın.



Top
AnasayfaHaberlerİHH HakkındaYayınlarımızGönüllüFoto GaleriİletişimArama