Kurban, Kurbanla İyiliğe Ortak Ol

08.08.07

Av.Gülden Sönmez

Kötülüğün Nişanı: “Güvenli Bölge SREBRENITSA”

Bosna Savaş’ının sonlarına gelinmiş ve barış süreci başlamış. Yaklaşık üç yıl süren savaş boyunca insanlar yakılmış, evler mabetler yıkılmış, kuşatılan bölgelerde çatışmalar, soğuk, açlık, işkence, tecavüz ve her yaştan kadın-erkek Boşnak’ın katledilişi. Bosnalı Müslümanlar “Avrupa’nın göbeğinde bu çağda Sırpların saldırısına da uluslararası topluluğun buna izin vereceğine de ihtimal vermemişler.” Ancak çok vahşi, kuralsız, hukuksuz bir savaş ve katliam yaşanmış.

Yer: Srebrenitsa-Bosna   

Tarih: 11 Temmuz 1995

Bosna Savaş’ının sonlarına gelinmiş ve barış süreci başlamış.  Yaklaşık üç yıl süren savaş boyunca insanlar yakılmış, evler mabetler yıkılmış, kuşatılan bölgelerde çatışmalar, soğuk, açlık, işkence, tecavüz ve her yaştan kadın-erkek Boşnak’ın katledilişi. Bosnalı Müslümanlar “Avrupa’nın göbeğinde bu çağda Sırpların saldırısına da uluslararası topluluğun buna izin vereceğine de ihtimal vermemişler.” Ancak çok vahşi, kuralsız, hukuksuz bir savaş ve katliam yaşanmış.

Birlemiş Milletler savaş sırasında Bosna ile ilgili çok sayıda karar aldı. Nisan 1993’te alınan 819 ve 824 sayılı kararlar da Bosna’nın bazı yerlerinde “Güvenli Bölge” oluşturulmasına yönelikti. Bu “Güvenli Bölge”lerde BM Koruma Gücü askerleri bulunacak ve bu bölgelerde bulunan Boşnaklar güvende olacaklardı. Ancak “Güvenli Bölge” tam tersine gerek tanımlaması ile gerekse iki yıllık uygulaması ile güvenilmemesi gereken bölge gibiydi. Yine de Boşnak Müslümanlar Srebrenitsa’da Temmuz 1995’te tek umut ve güven kapısı olmuş, ancak büyük bir aldatmaca olarak bu katliamın önemli rolünü oynamışlardı.

“Güvenli Bölge” ilan edilen yerlerden birisi de Srebrenitsa idi. Bu kasabanın çoğunluğunu Müslümanlar teşkil ediyordu ve çevreden kaçıp gelenlerle de nüfusu 30000 civarındaydı. Savaş boyunca da kuşatma ve bombardıman yaşamışlar ve aç, susuz, ilaçsız kasaba etrafında ormanlarda özellikle çetin kış şartlarında da çok sayıda (özellikle çocuklarda) can kaybı vermişlerdi. 1993’ten beri Srebrenitsa yakınında Potoçari köyünde bulunan fabrikaların bulunduğu alanda Hollanda askerlerinin görev yaptığı kamp merkezi bulunuyordu. Hollanda askerleri “Güvenli Bölge” ilan edildiği için Boşnakların kıt imkanlarla kendilerini savunmak için ellerinde bulunan az sayıda silahları BM’ye teslim etmesini istedi. Boşnaklar bunu yapmamaları gerektiğini, bunu yaparlarsa asla kendilerini savunamayacaklarını söyleyip, bu durumda hemen kasabanın etrafında olan Sırplar’ın kendilerini koruyup koruyamayacaklarını  sorduklarında BM kamp yetkilileri, BM’nin onları koruyacaklarına dair kendilerine teminat veriyorlardı. Aksine Sırplar’a hiçbir yaptırım uygulanmazken Boşnaklar savunmasız ve ortada bir hedef haline getiriliyordu.  Miladiç’in komutasındaki Sırplar 06 Temmuz 1995 günü Srebrenitsa’yı kuşatmaya başladı. Sırplar ağır silahlarla bombardımana tuttuktan sonra, etrafta kimi gördülerse evlerde toplayıp içinde insanlar olan ateşe veriyorlardı. Gördüklerini silahlarla vurarak ya da keserek katlediyorlardı. BM Bosna Barış gücü Komutanı Fransız General Bernard Janvier bu katliamı engellemek için hava operasyonu gibi gelen tüm taleplere karşı çıktı.

Bu sırada Srebrenitsa’da bulduğu bir telsizle Aliya İzzetbegoviç’e ulaşan bir ses ancak: “Sayın Cumhurbaşkan’ım, artık her şey bitti.  Sırplar Srebrenitsa’yı kuşattılar. Her tarafı yakıp yıkıyorlar. İnsanları evlere toplatıp ateşe veriyorlar… Güvenli Bölgeler tuzak… Srebrenitsa bitti...” diyebiliyordu. Bunun üzerine telsizi çok üzgün bir şekilde elinden düşüren Aliya İzzetbegoviç, arkadaşlarına hemen BM ve NATO yetkililerine ulaşmalarını, başta Türkiye olmak üzere İslam dünyasını ve tüm devlet yetkililerini aramalarını emrediyordu. Bu arada binlerce insandan bazıları etraftaki dağlara ormanlara, binlercesi de BM kampına doğru kaçıyorlardı. Yaklaşık 6000 kişi kampın içine girebilmişti, fabrikanın içinde de ayrıca yaralılar bulunuyordu. Potoçari Kampı’na gelen Sırp komutanı Ratko Miladiç, 11 Temmuz 1995 sabahı Hollanda Askeri Birliği’nden tüm Boşnakları teslim etmesini istedi ve maalesef bir tek kurşun sıkmadan, en ufak bir direnç göstermeden tüm Boşnaklar teslim edildi. Miladiç burada “Bugün Srebrenitsa’yı Sırp halkına, büyük Vidovdan bayramı hediyesi olarak veriyorum ve bugün Türk halkından intikamımızı alacağız.” diyerek katliamı başlattı. 11 yaş ve üstü tüm erkekler bir tarafa kadınlar da başka bir tarafa ayrıldı. Erkeklerin tamamı fabrikanın hemen arkasındaki nehrin kıyısında, etraftaki evlerde, fabrikanın etrafındaki tellerin hemen yanında ve tüm çevrede katledildi. Soykırımla suçlanmamak için, keserek öldürdükleri ve parçalara ayırdıkları cesetleri kamyonlarla taşıyarak etraftaki farklı farklı yerlerde kepçelerle açtıkları toplu mezarlara gömdüler. Kamyon şoförlerinin bu vahşice işlenen suçları daha sonra anlatmaması için kendilerinin de katliama katılmaya zorlandığı tespit edilmiş durumda. Sadece iki günde, 11 ve 12 Temmuz günü, resmi rakamlara göre 8372, tahmini olarak ise çoğunluğu genç ve çocuk yaşta erkeklerden oluşan 10000 Boşnak katledildi. Öte yandan kadınlara karşı işlenen suçlar ise daha adice ve vahşiceydi. Kalan kadın ve çocukların otobüslere tıkıştırılarak götürüldüğü, yollarda karşılaşılan Sırplara “İstediğinizi alın!” diyerek verildiği, binlerce kadının tecavüz edilerek öldürüldüğü ve onların da toplu mezarlara gömüldüğü biliniyor.

Tanıkların anlattığına göre, fabrikada bulunan ve kampa getirilen 250 yaralıya, Mladiç’in emri üzerine tek tek nasıl yaralandıkları sorulmuş ve savaşta yaralandıkları tespit edilen 150 kişi, kafalarına kurşun sıkılarak katledilmiş. Bu arada ormana kaçanlar ise Sırplar tarafından takip edilerek yakalanıp katledilmiş ve çok az sayıda Boşnak, adına “ölüm yürüyüşü” dedikleri zorlu yürüyüşten sağ kurtularak Tuzla’ya ve çevresindeki köylere ulaşabilmiş.

Tüm bu süreçte BM’nin Güvenli Bölgesi’nin güvenlikten sorumlu Hollandalı askerlerinin ve komutanlarının tüm bilgi, belge ve tanıklıklara bakıldığında açıkça Sırplarla bir anlaşma içerisinde olduğu, bu soykırıma, katliama izin verdiği açıkça belgelendi.

Bugün yaşayan Boşnaklar savaştan bu yana, anlatmakta zorlandıkları o anda ayrılmak zorunda kaldıkları ve kaybettikleri yakınlarını arıyorlar. Aslında çoğu onların katledildiğini iyi biliyor. Konuştuğumuz bir anne “Ama yine de cesedinin bulunması, parçalanmış kemiklerinin bir araya getirilmesi ve bir mezarının olmasının ne kadar büyük bir nimet ve hak ” diyerek acısını anlatmaya çalışıyor.

Türkiye tarafından bilinmesinin önemli olduğunu düşündüğümüz bir nokta da Sırpların Boşnaklar’ı “Pis Türkler. Burada Türkler’i istemiyoruz”, “Sonunda Türklerden intikamımızı alıyoruz”  diyerek katlettikleri. Bugün hala Srebrenitsa duvarlarında Sırplar tarafından yazılmış “Sve Turci u Turciju - Bütün Türkler Türkiye’ye” şeklinde yazılar var. Bütün bunlar da Sırplar’ın bu savaştan, katliamdan beklentilerini ve amaçlarını ortaya koyuyor.

Bosna Savaşı’nda yaklaşık 250.000 Boşnak hayatını kaybetti. 1995’ten bu yana birçok yerde toplu mezarlar bulundu. Toplu mezarlarda bulunan cenazelerden kimlikleri tespit edilebilenler katliamın yapıldığı 11 Temmuz günü anma töreni ile katliamın yapıldığı bölgenin tam ortasında Potoçari Köyü’ndeki Srebrenitsa şehitleri için yapılan Anıt Mezarlığa defnediliyor.  Bu seneki anma töreninde defnedilen cenazelerle birlikte tanımlama işlemi yapılabilen cenaze sayısı 3.305’e çıktı. Henüz kim olduğu bilinmeyen veya bulunamayan binlerce kişi var. İşte bu sene biz de hem anma törenine katılıp acılarını paylaşmak hem de kimlik tanımlama işlemini gerçekleştiren ICMP (International Commission on Missing Persons) yetkilileri ile görüşmek için Bosna’ dayız.

11 Temmuz 2007’de katliam alanındayız. O fabrikalar ve etrafındaki nehir, evler. Yemyeşil dağlar ve sık bir orman. Ancak sanki binlerce çocuk, kadın, yaşlı genç çığlıkları hemen ormanın içinde. Sessiz ama kulağınızın zarını patlatırcasına size bağırıyor  “Heyyyyy insanlık! Nerdesiniz?” ve biz biliyoruz ki hemen oralarda birçok yerde parça parça ve toprağın altındalar.

Bizim çığlığımızın ulaşmasını istiyoruz: “İnsanlık sizinle beraber o toplu mezarlarda”

2007 yılında kimlik tespit çalışmaları tamamlanan 465 şehit var ve sıra sıra bekliyorlar. Kur’an sesinde yağmur altında acının büyüklüğünü sözlerle anlatmaya çalışan konuşmacılar, medya ordusu ve acılı anneler, eşler, torunlar…

Sessiz gözyaşları yağmurla beraber toprağa karışıyor ve toprak tekbirlerle defnedilen şehitlerin toprak kokan kemiklerini tekrar örtüyor. İnsanlığımızın ayıbını örter gibi. Ama başaramıyoruz; insanlığımızın ayıbını örtmeyi, dualarla defnettiğimiz şehitlerimizi yolcularken.

Yeni bulunan bir toplu mezara gidiyoruz. Srebrenitsa yakınlarında Potoçari Anıt Mezarlığı’nın hemen yukarısında patika yol ile güçlükle ulaşılan bir noktada toplu mezar. İki büyük çukurdan oluşuyor. Bu mezardan şu ana kadar toplam 29 ceset veya ceset parçası çıkarılmış. Halen de çıkarılmaya devam ediliyor. İnsanı şok edecek dehşet görüntülerle karşılaşıyoruz. Toplu mezardaki çalışmaları yöneten Fatma Hacıbeganovic’in verdiği bilgilere göre bu toplu mezardaki kurbanların, Srebrenitsa’dan  Tuzla’ya doğru yürüyerek kaçmaya çalışanların arasında olduğu tahmin ediliyor. Katliamdan kaçarken dağlarda yakalanıp öldürüldükleri tahmin edilen ve bir kat ceset bir kat toprak şeklinde birkaç kat gömülen mezardan 15 kadın 14 erkek cesedi çıkarılabilmiş şu ana kadar. Yakın bölgelerde başka toplu mezarların da bulunabileceğini söyleyen Fatma Hacıbeganovic,  Sırpların Potoçari kampından aldığı Boşnakları hiç de uzağa götürmeye çalışmadan hemen kampın yakınlarında öldürmesi nedeniyle, yeni toplu mezarların bulunmasının normal olduğunu belirtiyor. Toplu mezarda titiz, saygın bir çalışma içerisinde olan International Commission on Missing Persons 1996’da kurulmuş. Kayıp insanları bulmak ve kimlik teşhisi konusunda çalışma yapan kuruluş gerçekten çok zor ama çok önemli bir misyonu yerine getiriyor. Sarajevo’daki ICMP merkez ofisinde görüştüğümüz Genel koordinatör Adam Boys: “Sırp silahlı güçleri bizim işimizi zorlaştırmak için ellerinden gelen her şeyi yapmışlar. Mesela bir yetişkin erkeğin parçalarını 14 farklı toplu mezardan çıkardık ki bunların her birinin arası ortalama 15 kilometre idi. Bunun gibi birçok örnek var. Bir de toplu mezarlara kurulan bubi tuzakları ve mayınlar var ki bunlardan iki kez çalışanlarımız yaralandılar. Tüm bunlarla birlikte biz işimizi en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz. ICMP DNA tanımlamasında ve kimlik belirlenmesinde uluslararası üst düzey bir tecrübe de kazandı. Bizim Bosna Hersek’te iki farklı işlevimiz var. Birincisi toplu mezarlarda bulunan kemikleri, vücut parçalarını bir araya getirerek aynı kişiye ait cesedi olabildiğince tamamlanmış bir hale getirmek. Bu aşamadan sonra bize kayıplar için başvuran ailelerin DNA özelliklerine bağlı olarak cesetleri ailelerle eşleştirmeye çalışıyoruz. DNA karşılaştırmasından sonra tanımlamanın son aşamasında teşhis için aile üyelerinden birini çağırıyoruz ve cesedin özel eşyaları sayesinde teşhis yapmalarını sağlayarak tanımlandırmayı sonlandırıyoruz. Tüm bu yaptığımız çalışmalar sonucunda ortaya çıkan tecrübe, bizi Endonezya AÇE depremi, Irak’taki kayıplar ve Kosova’daki kayıplar ile 11 Eylül Dünya Ticaret Merkezi saldırısından sonra kurbanların tanımlanmasına kadar götürdü.”

 

ICMP’nin Tuzla’daki laboratuarının 5000 adet ceset torbasının ve onların üzerinden çıkan binlerce giysi ve eşyanın olduğu soğuk hava depolarına girdiğimizde toprak kokusu ile karışık çok ağır bir kokuyla karşılaşıyoruz. Kemiklerle dolu olan torbalar sırayla açılıyor. Kemikler bulunuşuna, özelliklerine göre numaralanıp kodlama yapılmış. Ceset torbalarının üst tarafından ise sarı renkli büyük kağıt torbalarda toplu mezarlardan çıkarılan cesetlerin üzerindeki kıyafetler (yıkanıp, temizlenip) ve özel eşyalar saklanıyor. Tüm kıyafet ve eşyaların fotoğrafları çekilerek katalog haline getiriliyor. Bir cesedin üzerinden çıkan gömleğin cebinden ufak bir Kuran-ı Kerim, bir yaşlı gözlüğü ve bir takke,  birkaç fotoğraf ve üzerine notlar alınmış kağıtlar çıktı. 1995’ten bu yana sahibiyle birlikte toprak altında kalan eşyalar gözümüzün önünde tekrar günışığına çıkıyordu. Bu eşyaların kimlik tanımlamasında çok önemli rol oynuyor.

Özellikle Srebrenitsa mağdurlarının kurduğu Zene Srebrenica- Srebrenitsa Anneleri Derneği de ulaşabildikleri tüm Srebrenitsa mağdurlarının hikayelerini ve bu katliamı ulusal ve uluslararası kamuoyu ve mekanizmalara taşımayı hedefliyor.

Sonuç olarak;

Uzun bir süreden sonra Lahey Uluslararası Adalet Divanı bu yıl bir karar verdi ve Srebrenitsa’da yaşananın bir soykırım olduğunu, ancak Sırbistan’ın katliamdan sorumlu olmadığını belirtti. Ancak bu karar başta İslam dünyası olmak üzere tüm dünyada tepkiyle karşılandı.

Hollanda 2003’te yaşanan sorumluluğunu kabul ve ardından gelen istifadan sonra 4 Aralık 2006’da Hollandalı askerlere zor şartlar altında vazifelerini yerine getirdikleri için altın madalya taktı. Boşnaklar ise “Hollandalı askerlerin Boşnaklara yaptığı en büyük kötülük katliama seyirci kalmaları , Srebrenitsa’da olup bitenleri gizlemeleriydi ve en büyük hatamız güvenmekti.” diyorlar. Kötülüğün nişanı-sembolleştirilmesi olarak sayabileceğimiz bu ödül Hollanda’nın Srebrenitsa’daki kötülük ve zulmünün arkasında yer alışlarını biraz daha netleştirdi.

Bosna’da tüm vahşeti, katliamları, işkenceyi yaşanan tüm olayların tanığı binlerce insan şu an yaşıyor ve anlatıyor. Halen iç içe yaşayan her üç toplulukta da yaşanan büyük acıların elektriğini görmek ve hissetmek mümkün. Dayton Antlaşması sorunları en azından Boşnaklar tarafıyla çözemedi. Katliam sırasında 10 yaşında ve o kampta olan ve bu sene kimliği tespit edilen dedesinin defni sırasında konuştuğumuz ve tüm yaşadıklarını anlatan Damir “Hiçbir şey çözülmüş değil. Burada uzun yıllardır problemler yaşanmakta idi, hala da yaşanıyor. Ben dedemin, babamın katili ile aynı kentte, mahallede nasıl yaşayabilirim. Şu an yaşıyoruz, yanımdan geçiyor ben ona selam vermiyorum, o bana selam vermiyor.Ama bu böyle gitmez, hiçbir şey çözülmüş değil. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” diyor. Ve bizler Srebrenitsa’dan dönerken yol kenarlarında ateş yakmış ve bizlere elleri ile boğazımızı keseceği işaretini yapan 8-15 yaşları arasındaki Sırp çocukları görüyoruz.

BUGÜN, ŞİMDİ;

Miladiç Sırp dağlarında serbestçe dolaşıyor

Sırp çocuklar biz Müslümanları kesmek istiyor

Boşnak Müslümanlar adalet istiyor ama beklemiyor

Hollandalılar kirli geçmişi ile yaşamaya devam ediyor

Dünya ve üzerindeki insanlar Irak ve Filistin’deki katliamları seyrediyor

Hala Bosna’nın ormanlarından sessiz çığlıklar yükseliyor

Srebrenitsa Şehitleri ise ölmüyor



Top
AnasayfaHaberlerİHH HakkındaYayınlarımızGönüllüFoto GaleriİletişimArama