Kurban, Kurbanla İyiliğe Ortak Ol

08.03.06

dusuncegundem

Carlyle ile Dante açısı

"Terörist kavramı ile İslam dininin yan yana gelmesi Avrupa düşüncesinin bir ürünüdür. Köktendinci kavramı da Amerikan Protestanlığının bir etiketlemesidir..."

Mustafa Özcan

Danimarka'da baş gösteren ve daha sonra genelleşen ve yaygınlaşan karikatür krizi Batı içindeki iki farklı çizgiyi yeniden görmemizi sağladı. Batı'da iki kalın çizgi ve bu çizginin müteaddit tonları var. Bu birinci çizgi, ötekine saygı çizgisidir. Ötekinin fikirlerini kabul etmese bile ihtiram çizgisidir. Diğeri de ötekini tahkir ve tezyif çizgisidir.Bu iki çizgi yer yer birbiriyle çatışmakta ve  çarpışmaktadır. Kabaca ve vulgarize ederek söyleyecek olursak bu çizgilerden birisini İngiliz daha doğrusu İskoç asıllı Carlyle diğerini de İtalyan Dante temsil ediyor. İki çizginin de bir hayli muakkipleri var. Batı tarihi içerisinde iki çizginin de derinlikleri var. Bu yüzden meseleyi basitleştirmek hakikata tecennidir. Bu açıdan bu iki derin çizgiyi billuşlaştırmak ve mahiyetini aydınlatmak da yine bizlere düşüyor. Dante'nin çizgisini ele alacak olursak İslam'ı ve onun yüce Peygamberini cehennemin derinliklerini gönderiyor. Ebu'l Ala el Maarri'nin Risaletu'l Gufran'dan kimilerince de Muhyiddin Arabi'nin kitaplarından diğer bazılarınca da Mirac'dan mülhem veya ona bir tahkiye ve öykünme ololan İlahi Komedya adlı eserinin Cehennem kitabının Yirmisekizinci Kanto'sunda, Sekizinci dairesine Bozguncu ve hileci olarak Hazreti Peygamberi ve sevgili damadı Hazreti Ali'yi yerleştirir. Ortaçağ'da Batılının zihninde ve zihniyetinde Hazreti Peygamberin mevkii budur. Ona daima 'sahtekar' nazarıyla bakmışlar ve tebcil ve hürmet yerine tahkiri esas almışlardır. Kimi onu Buhayra'nın şakirdi kimisi Arius'un bir devamı olarak görmüş ve getirdiği ilkeleri sapma olarak nitelendirmiştir.

Reformasyon ve Kilise ile reformistler arasında iç kavga sırasında İslam'a nisbi bir itibar gösterilmiştir. Akabinde, Batı geliştikçe ve İslam dünyası da geri kaldıkça Müslümanlara gıpta etmek yerine kendilerini üstün görmeye başlamışlardır. Bu üstün görmeyle birlikte de Müslümanlara üstten bakışı yeğlemişlerdir. Taassup mahiyet değiştirmiştir. Hasedin ve aşağılık kompleksinin yerini kin, nefret ve aşağılama, tahkir ve karalama almıştır. Bunun en tipik misallerinden birisi Renan'dır. İslamiyetin terakkiye mani bir din olduğunu savunmuştur. Bu iddia bizdeki taklitçilerin ağzında da sakız olmuştur. Bunun üzerine Ziya Paşa şöyle söylenmekten kendisini alamaz :

* İslam imiş devlete pa-bend-i terakki

 Evvel yoğidi işbu rivayet yeni çıktı

Bu iddia üzerine Cemaleddin Efgani ve Namık Kemal Renan'a polemik dolu cevaplar verirler ve reddiyeler kaleme alırlar. Aydınlanma çağında Batılı aydınlar arasında genel olarak dine ve özel olarak da İslamiyete bir husumet belirmiştir. Bu durum dini reform döneminde daha farklı idi. Volter gibi kimi filozoflar hem Hıristiyanlığa hem de özellikle İslamiyete karşı aleyhte kampanyalar yürütmüşlerdi. Batı'daki bu hakaret çizgisi bazen tezyif ve karalama kampanyaları sureti kazanıyor. Özellikle son yıllarda Fransa'da öne çıkan isimlerden birisi hayvan hakları savunucularından aktrist Brigitte Bardot idi. İtalyan gazeteci Oriana Fallaci de ona özendi ve bütün hayatını İslama hakarete adadı. Fareler gibi üreyen Müslümanların Batı'yı ele geçireceklerini ileri sürdü. Aynı mekanda ve New York'ta ikamet eden Selman Rüşdü'yü de unutmamak lazım. İskender Bey gibi Batı nezdindeki önemini İslama sataşmasından aldı. Batı'da İslama sataşmak genellikle prim yapıyor. İslamfobisi denilen İslam düşmanlığı meselesine bazı Batılı devlet adamları da bulaştılar. Aznar, Berlusconi, Rasmussen bunlardan bazıları. Berlusconi 11 Eylül'den sonra Bush'a özenerek Batı medeniletinin İslam medeniyetinden üstün olduğunu gevelemişti. Aznar ise Müsmümanları terör ile eşitliyor ve NATO'nun devreye sokulmasını talep ediyor. Rasmussen ise Hollanda'yı saran krizi ülkesine transfer etmiş oldu. Ayan H. Ali ve öldürülen Theo van Gogh'un hazırlamış olduğu İtaat adlı İslamiyete hakaret içeren filme ödül vermiştir. Ve Berlusconi'nin istifa eden bakanı Roberto Calderoli de İngiliz ırçı parti mensupları gibi karikatürleri t-shirt yaptırarak üzerine giymeyi ve bu suretle Müslümanlara hakaret etmeyi ve düşmanlıklarını celbetmeyi marifet saymıştır.

Son sıralarda Avrupa sağının birinci derecede meşguliyeti İslam düşmanlığı olmuştur. Hatta Yahudi düşmanlığının yerini İslam düşmanlığı almıştır. Yahudi aleyhtarlığı kanun kapsamında yasak addedilirken İslam'a karşı atış serbesttir ve herhangi bir tahdit getirmeyi de düşünmüyorlar. Hollanda'lı siyasetçi Pim Fortuyn Fallaci'nin erkek görüntüsüydü. Yine siyasetçi kuşağından Danimarka Halk Partisi Lideri Pia Kjaersgaard siyasi mesaisini tamamen İslam düşmanlığına hasretmiştir. Karikatürler gibi İslam düşmanlığı Avrupa'yı turlamaktadır. Diyalog ve hoşgörü ve çok kültürlü toplumlardan bahseden Avrupa'ya nazar değdi. Artık çok kültürlülük onları açmıyor ve bağlamıyor. Aslında söyledikleri kandırmacadan ibaretti. Entegrasyon ve çok kültürlülük derken kastettikleri asimilasyon idi. Soğuk savaş sonrası değişen siyasi ve ekonomik tablo ile birlikte ağızlarındaki baklayı da çıkardılar. Dante'ye varıp dayanan menhus damar karikatürler aracılığıyla yine depreşti. Karikatürlerden birinin sahibi Kurt Westergaard hiçbir pişmanlık duymadığını, İslam'ın terörizme manevi mühimmat ve cephane temin ettiğini söylerken, karikatürlerin siparişçisi Fleming Rose, 'İnsanlar artık adı Ali olan, farklı bir dil konuşan ve 5 bin mil öteden gelmiş birine yardım etmek için vergilerini ödemek istemiyorlar'demiş. Danimarka Halk Partisi Lideri Pia Kjaersgaard da şöyle diyor, " Müslümanlar içimizdeki düşman. Danimarka'nın Truva atı, bir tür mafya."

Caldoreli Batı'yı İslam'a karşı yeni bir Haçlı seferine çağırırken ( sanki Irak'ta ve Filistin'de bir şekilde devam etmiyormuş gibi ) AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso da Danimarka'yı desteklediğini açıklamıştır. Halbuki Danimarka'nın bu aymaz tavrı Batı ile Doğu'yu yeniden karşı karşıya getirmiştir. Batı-Doğu kamplaşması yeniden nüksetmiştir.

Her ne ise. Bu hakaret ve kışkırtıcı çizginin dışında bir de Carlyle'ın temsil ettiği saygı ve hürmek çizgisi var. Bu çizginin taraftarları daha derin ve daha sakin. Dünya daha ziyade kışkırtıcıları ve Haçlı tamtamlarını duysa da böyle bir çizgi de var. Carlyle'ın çizgisi üzerinde olan mühim Batılı şahsiyetlerden birisi de Tolstoy'dur. Putin'in Avrupa'yı saygıya davet etmesi sanki Tolstoy'un İslam'la alakalı saygı dolu yazılarının bir yansıması ve yankılanması gibiydi.

Michael Hart ise Tarihte 100 Büyük Adam'ı yazmış ve başına da Hazreti Peygamber'i koymuştur.Edward Said gibilerle bu çizgi yer yer devam etmektedir. Bunun son örneklerinden birisi Hz. muhammed'in Yolunda adlı kitabıyla ödül kazanan Amerikalı yazar Carl W. Ernst'tir. Hakkaniyet sahibi olan bu batılı kalem de Fransız François Burgat gibi Batı'nın medeniyet tekfircisi olduğunu söylemiştir. Batı diğer medeniyetleri tekfir ve afaroz etmektedir. Dışlamaktadır. Bu tarihinden tevarüs ettiği bir hastalıktır. Eskiden afarozluk müessesesi kilise içinde işliyordu şimdi kültürel ve medeniyet havzasında işliyor.  Biri dini idi diğeri kültürel. Biri  dini idi diğeri ise la dini. Bundan dolayı artık açık açık çok kültürlülüğü tek kültürlülükle değiştirdiklerini inkar etmiyorlar. Siyasetlerini bu yönde tadil ediyorlar. Carl W. Ernst, Batının İslama topyekün cephe almasının tek sebebinin Batının kendileri dışında kalan bütün medeniyetlere karşı bağnaz tutumundan kaynaklandığını ifade ediyor. zöyle diyor: "Terörist kavramı ile İslam dininin yan yana gelmesi Avrupa düşüncesinin bir ürünüdür. Köktendinci kavramı da Amerikan Protestanlığının bir etiketlemesidir..." Ve hürmet konusunda Ernst şunları da ilave ediyor:" Dini ayırt edici olarak ortaya koyan şeyler tarihi gelişmelerdir ve İslam dininin tarihi seyrini anlamak için de Hazreti Muhammed'i tanımamız gerekiyor. Saygı ve hürmet göstermek gerekiyor çünkü o İslami geleneğin merkezindeki figürdür..." 'İslam ve demokrasi bağdaşır mı ?' sualine de Bernard Lewis'in tam kontrasından cevap veriyor :" Bunun çok saçma olduğunu düşünüyorum. Çünkü biz bu soruyu diğer dinlere sormuyoruz. İncil'de de demokrasi yok. Demokrasi üç yüz yıllık modern bir tecrübe..." İslam'da çoğulculuğun diğer dinlere göre daha belirgin olduğunu hatırlatan Ernst:'Kur'n diğer kutsal kitapları ve peygamberleri tanıyor. İslam hukuku da böyle. Osmanlı da millet kavramı da bunu uygulamaya matuftur. Amu bu gerçekten Avrupalılar ve Amerikalılarca bihaber..."

Carlyle çizgisinde bir örnek de şarktan Mısır'dan. Kıpti Ortodoks Kilisesi mensubu Dr. Nebil Luka Bebavi. Oryantalistlerin İslam'ı karalamak için siyah gözlük taktıklarını ve meseleye nefret gözüyle nazar ettiklerini ifade etmektedir. Buna dair verdiği örneklerden biri 19'uncu yüzyılın Bernard Lewis'i sayılabilecek olar Goldziher'dir. Kitap, Ezher dergisinde tanıtıldığı gibi kitabın önsözünü de Ezher Dinlerarası Diyalog Merkezi Başkanı Fevzi Fadıl Zefzaf kalema almıştır. Yazar kitabını ne taassupla ne de mücamele ile yazdığını ve amacının mutedil Müslümanlarla mutedil Hıristiyanları buluşturmak ve biraraya getirmek ve birlikte yaşama katkı sağlamak olduğunu söylemektedir. Nebil Luka Bebavi İslam'ın hem Yahudi ve hem de Hıristiyan oryantalistler tarafından iftiraya maruz kaldığını ifade etmektedir. İslama kara çaldıklarını ifade etmektedir. Mesele düşman olunca iftira atmak da sevap hanesine yazılıyor nasıl olsa ! Edward Said'in dediği gibi 'Allah'dan başka ilah olmadığını vazeden bir peygamberi iftiralarıyla bizzat ilah yerine koymuşlardır.



Top
AnasayfaHaberlerİHH HakkındaYayınlarımızGönüllüFoto GaleriİletişimArama