28.10.07
|
Filistin’deki savaşın görünenleri ve görünmeyenleri
Filistin’de yaşananlara her grup kendi konumuna göre bir isim verirken, dışarıdan bakan gözlemcilerin de “Hamas darbesi”, “üçüncü intifada”, “Filistin bölündü”, “Hamasistan-Fetihistan” gibi sansasyonel isimlerde ifadesini bulan farklı tespitlerle soruna yaklaşması Filistin’de salt doğruların neler olduğunu anlamamızı her geçen gün zorlaştırıyor.
Sorun uzadıkça, yapılan yorumlar artarken, konu daha da karmaşıklaşıyor. Çekişmeye taraf olan kişilerin propaganda amaçlı yaklaşımları ile, dışarıdan “taraftar” olarak bakanların yorum/tespitleri kafa karışıklığını artırmaktan başka bir işe yaramıyor. Daha önce 7 ateşkes anlaşması imzalandığı halde, 250’den fazla kişi hayatını kaybettiği şiddet olaylarının durmaması, kuşkusuz lider kadrolarının kontrol edemediği bir “arazi gücü”nün varlığını gösterdiği kadar, liderlerin iradelerinin dışındaki bir takım dinamiklerin olayları yönlendirdiğini ortaya koyuyor.
Çok boyutlu bir savaş
Filistin’de yaşananların sadece Hamas ve Fetih’ten ibaret iki aktörü bulunmadığı, olayların gelmiş olduğu hali hazırdaki boyutundan çok rahat bir şekilde görülüyor. Çatışmalar her ne kadar, iki grup arasında yaşanıyor olsa da, aktörleri üç farklı kategoride değerlendirmek gerekiyor. Nitekim, konunun tarafları olan Fetih ve Hamas’ın arkasındaki dinamiklere bakıldığında olayların, bölgesel ve uluslar arası hesaplaşmalarla doğrudan ilgili olduğu dikkatlerden kaçmamaktadır. Merkezde Filistinli iki grup olmakla birlikte, bölgesel ve uluslar arası aktörlerden oluşan karmaşık bir ilişkiler yumağı olayları, belki de her aşamasında farklı biçimde yönlendirirken, arazideki çatışmaların yerel öfke ve gelişmelerden beslendiğini ama planlamaların üst düzeyde yapıldığını hissettiriyor.
Gruplar arası ilişki
Son çatışmalar, Hamas ile el-Fetih arasında 1993’te imzalanan Oslo Anlaşması’ndan bu yana yaşanan ayrışmanın kaçınılmaz bir sonucuydu. İki hareketin Filistin’le ilgili her konuda temel yaklaşım farkları bulunmaktadır. Bu farkların temel ayrım noktasını Hamas’ın İslamcı ideolojisi oluştururken, ikinci aşamada İsrail’le ilişkilerin nasıl olacağı, bir sonraki aşamada ise Batı ile ilişkilerin niteliği oluşturmaktadır. Felsefi yapıda, İsrail’le ilişkilerde ve Batı ile ilişkiler noktasında düğümlenen bu farklılıkların doğal olarak mücadele biçimlerine de yansıdığı görülmektedir. Hamas, İsrail’in varlığını ortadan kaldırmayı hedef alan, pazarlıksız bir mücadele yöntemine ağırlık verirken, Fetih ise “masa başı” yöntemleri tercih etmektedir. Bu ise kaçınılmaz biçimde iki grup arasındaki ayrışmanın temel dinamiğini oluşturmaktadır.
İdeolojik farklılık ve olaylara yaklaşımdaki ayrışma noktaları
- İslamcı ideoloji
- İsrail’le barış
- Batıyla ilişkiler
- Mücadele Biçimi
İki grup arasındaki ayrışmanın noktalarından biri diğerini İsrail’e karşı eylemler oluşturmakta. Filistin halkının direniş profili son 10 yıldır ciddi anlamda değişmiştir. 2000 yılından bu yana eylem trafiğine bakıldığında, son 7 yılda gerçekleştirilen (2000-2007) yaklaşık 120 eylemin sadece 20 tanesini el-Fetih gerçekleştirirken, 52 tanesini Hamas, 30 kadarını da İslami Cihad yapmıştır. Bu ise, direnişteki inisiyatifin ve arazideki kontrolün giderek Hamas’a geçtiğini ve bedel ödeyen kesimin çoğunlukla Hamas tabanı olduğunu ortaya koyuyor. Hamas’ın, bedel ödediği halde, barış pazarlıklarında muhatap dahi alınmayıp Fetih’in tuzu kuru müzakerecilerinin insafına terk edildiğine inanan güçlü bir taban baskısına tahammül etmesi beklenemezdi. Kuşkusuz 1990’lı yıllara kadar Filistin’deki direnişin tüm yükünü Fetih hareketi çekmişti. Fetihçiler 1993 anlaşmasından sonra, masa başı işlere yönelip, İsraillilerle kokteyllerde barış pazarlıkları yapmaya başlarken, Hamas, son yıllarda Filistin’deki direnişini omuzlayan güç olarak sivrildi. Bu ise ister istemez siyasal talepleri daha güçlü bir sesle gündeme getirmesine yardım etti. Tıpkı Lübnan’da Hizbullah’ın İsrail’e karşı zaferden sonra başkentteki siyasette daha fazla rol üstlenmek üzere yaptığı baskılar ve buna direnen hükümetin yol açtığı krize benzer şekilde Hamas da, mücadele yükünü omuzlayan grup olarak siyasette daha belirleyici olmak istedi. Alttaki grafikte soldaki sütün büyük eylem sayısını belirtirken, alttaki yatay kısım yılları ortaya koyuyor. Buna göre, Hamas 52 büyük eylem ile tek başına neredeyse tüm eylemlerin yarısını gerçekleştirmiş:
Caddelerde Hamas hakimiyetine karşın, devlet bürokrasisindeki durum tamamen farklı. Memurların yüzde 80’i Fetih üyesi kişilerden oluşurken, Hamas’ın varlığı neredeyse yok denecek kadar az. Üstelik 2006 yılı başında kurulan Hamas hükümeti, güvenlik birimlerine söz geçiremediğinde çatışma olmaması için kendi polis birimini kurmak zorunda kaldığında dahi, Fetih, kadrolaşma konusunda geri adım atmadı. Aşağıda 160 bin kişilik memur kadrosunun grupsal dağılımı görünmektedir. Bu çizelge, hükümete rağmen, bürokraside muhalefetin varlığını ortaya koyuyor. Bu ise bir taraftan Hamas hükümetinin iş yapamaz hale gelmesinin temel sebebi olduğu kadar, Fetih’in sahip olduğu siyasal ayrıcalıkları paylaşma konusundaki isteksizliğini ortaya koyuyor:
Bölgesel Dengeler
Arazide iki grup arasında yaşanan çekişme aslında Filistin çevresindeki bölge güçlerinin birbirleriyle rekabetini yansıtan bir bölgesel çatışma niteliği de taşıyor. İsrail’e karşı yıpratma savaşında Filistin cephesini en önemli alan olarak değerlendiren Amerikan karşıtı cephe, Hamas ve diğer direniş grupları eliyle Filistin’e destek olurken, mevcut statükodan yana olan güçler ise Fetih’in elini güçlendirmektedirler. Buna göre çatışmaların bölgesel boyutu açısından şöyle bir ayrım söz konusudur:
• Muhalif cephe (Hamas’a destek verenler)
– Suriye
– İran
• Uzlaşmacı cephe (Fetih’e destek verenler)
– Mısır
– Ürdün
– Suudi Arabistan
– Birleşik Arap Emirlikleri
– İsrail
Resmi politikaları yansıtan bu ayrım, zorunlu olarak son çatışmalarda destek verildiğini göstermese de, son çatışmaların zeminini hazırlanan siyasal süreçte ve iki grup arasındaki ilişkilerin gerilmesinde temel belirleyici olmuştur.
Uluslar arası Dengeler
Ortadoğu’daki hiçbir olay uluslar arası aktörlerden bağımsız değil. Bu nedenle olayları bölgesel rekabetten olduğu kadar uluslar arası dengelerden bağımsız düşünmek çok zor. Bu rekabetin bir yanında Yeni Ortadoğu düzeni yanlısı olan ABD ve Avrupa bulunurken, tam karşısında bu düzeni kendi uluslar arası nüfuzlarına tehdit olarak gören rakipler bulunuyor. Uluslar arası hegemonya mücadelesinde en önemli savaş alanlarından biri olan Ortadoğu’da Filistin gibi çok önemli bölgedeki bu rekabetin ana unsurlarını; barış pazarlıkları, güvenlik algıları, terör, İslam’ın yükselişi ve bu yükselişi maniple etme çabaları oluşturmaktadır. Uluslar arası aktörler, Filistin’deki grupsal mücadeleyi bu rekabette birer mevzi savaşına dönüştürmek için birçok yol denemektedirler. Fetih’e yönelik silah yardımları, ekonomik ambargonun Fetih tabanının yaşadığı Batı Şeria’da kaldırılması vs. gibi adımlar salt Hamas karşıtlığından ziyade, Hamas üzerinden bölgesel siyaset yapmaya çalışan Amerikan rakiplerine yönelik bir hamledir de. Tam tersinde düşünüldüğünde, Amerika’nın Ortadoğu’daki konumunu zayıflatmak isteyen Rusya ve Çin gibi uluslar arası aktörlerin Suriye ve İran’a desteklerinin Filistinli gruplara kadar uzandığını söylemek abartı sayılmaz.
• Barış çekişmesi
– İsrail’in güvenliği ve terör
– Sınırlar ve göçmenler
• Hegemonya mücadelesi
– Bölgede nüfuz savaşı ve çıkarlar
– Muhaliflerin yok edilmesi
• İdeolojik mücadele
– İslam hakkındaki ön yargı
– Ortadoğu’da siyasetin İslamcı rengi
– Siyonist muhafazakarların bölgesel savaşı
Çatışmanın sebepleri
Çatışmanın grupsal, bölgesel ve uluslar arası boyutlarının ortaya konulması, söz konusu çekişmenin sebeplerini anlamayı kolaylaştıracaktır. Buna göre Hamas ile Fetih arasındaki çekişmenin üç farklı sebepten kaynaklandığını söylemek mümkündür.
• Siyasi sebepler
– Gruplar arasındaki ideolojik fark
– Fetih’in elindeki siyasi tekeli paylaşmak istememesi
• Ekonomik sebepler
– Ambargo, izolasyon ve fakirlik
– Yolsuzluklar
• Güvenlik sebepleri
– Güvenlik birimlerine yönelik işkence, infaz ve yetkiyi istismar iddiaları
– Fetih’in işbirliği kapılarını kapatması
– Güvenlik birimlerinin başıboşluğu
Siyasi
Fetih ile Hamas arasında, iki grubun tüm olaylara yaklaşımını temelden etkileyen ideolojik farkları çatışmaların yaşanmasında kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak bu faktör tek başına çatışma etkisine sahip değil. Zira 1987 yılında kurulan Hamas ile Fetih o tarihten beri ideolojilerinden her hangi bir değişiklik yapmadıkları halde, son döneme kadar çatışma yaşanmadı. İdeolojik farkın çatıştırıcı bir etken olmasına sebep olan asıl unsurun Fetih’in 1960’ların başından beri sahip olduğu siyasi tekeli kolay kolay bırakmak istememesi olduğu ortada. Çünkü, Hamas, güçlü bir iktidar adayı olduktan sonra aradaki ideolojik fark çatışma konusu olmaya başladı. Yukarıda işaret edildiği gibi, Filistin bürokrasisindeki kadroların tamamına yakını Fetih kökenli. Bu ise, tıpkı 1950 seçimlerinde Türkiye’de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle yıkılan CHP tekeline benzetilebilir. Hamas iktidarı, Fetih’in alışkın olduğu ayrıcalıkların yıpranmasına neden olduğundan Fetih içinde ciddi bir rahatsızlık kaynağı olmuştu.
Üstelik 1993 yılından beri Fetih öncülüğünde İsrail’le yürütülen barış pazarlıklarının Filistin’e bir şey kazandırmadığına inanan önemli bir kitle oluşmuş durumda. İsrail ve Batılılar tarafından kandırıldıklarına inanan bu kitle, Siyonistlere karşı daha sert bir söyleme meylederken, Fetih yönetiminin bu beklentileri karşılayamaması Hamas’ın yükselişini tetikledi.
Ekonomik
Filistin’e yönelik son 1,5 yıldır ambargo uygulanırken belirgin bir ayrımcılık yapılması kini besleyen temel unsura dönüştü. Hamas tabanı giderek fakirleşirken, Fetih, dışarıdan gelen yardımlar ve ülke içindeki ekonomik ayrıcalıklar sebebiyle ciddi bir yıpranma yaşamadı. Bu iki taraf tabanı arasındaki uçurumu arttırdı. Ambargonun mağduru tüm halk olduğu halde, sadece Fetihçi bir grup memur grubunun ayaklanması ise gruplar arası öfkeyi arttırmaktan başka bir işe yaramadı. Bu çerçevede Gazze’de sıradan halk fakirleşirken, Fetih’e yakın olduğu bilinen bazı aşiret mensupları ve üst düzey görevliler hakkındaki yolsuzluk iddialarının ayyuka çıkması, uyarılara rağmen Abbas yönetiminin önlem almaması bazı Fetih mensuplarının yolsuzlukla eş anlamlı olarak algılanmasına neden oldu.
Güvenlik
İki grup arasında ilişkileri asıl koparan unsurun güvenlik sebeplerinden kaynaklandığını söylemek abartı olmasa gerek. Güvenlik birimlerinin tamamına yakınının Fetih tabanından gelen silahlı militanlardan oluşması, bir yandan bu birimlerin tarafsızlığını zedelerken, diğer yandan, Hamas’a yönelik her operasyon ve tutuklamanın Fetih’e karşı tepkiye dönüşmesini besledi.
Birçok Hamas üyesinin işkenceye uğradığı yönündeki haberler, sokak infazları ve suikastlar Hamas tabanında, İsrail ile işbirliği yapan, Fetih içinden bir çetenin varlığına iyice ikna olmalarını sağladı. Fetih tabanından gelen güvenlik mensuplarının 2006 yılında iktidara gelen Hamas hükümetiyle çalışmada isteksiz davranmaları, emirleri yerine getirmemeleri, üstelik başbakan İsmail Heniye’ye yönelik bir takım taciz saldırılarında rollerinin ortaya çıkması çatışmaların başlamasına neden oldu.
Filistin’de halen 22 tane güvenlik birimi bulunuyor. Bunların her birinin kendi başına hareket eden ve hükümete itaate kendini zorunlu hissetmeyen başkanları bulunuyor. Bunlardan biri Muhammed Dahlan komutasındaki Önleyici Güvenlik Güçleri. Yaklaşık 30 bin silahlı gücü olduğu tahmin edilen bu grup, Mısır (ve dolaylı yoldan CIA) istihbaratı tarafından terörle mücadele konusunda özel eğitim alan birimlere sahip. Gazze’de oldukça etkin olan bu birim, birçok Hamaslının kaçırılması, işkence edilmesi, öldürülmesi, İsrail’e ihbar edilmesi vs. gibi eylemlerle suçlanıyor.
Hamas hükümetinin bunlar dahil, tüm güvenlik birimlerini tek bir çatı altında toplama girişimleri bir buçuk yıldır başarısız kalırken, son olarak üç ay önce Mekke’de imzalanan anlaşmayla tümünün İçişleri Bakanı’na bağlanması öngörülmüştü. Ancak Bakan, göreve gelmesinden bir ay sonra güvenlik birimlerinin kendisini dinlemediğinden şikayet ederek istifa etti.
2003’te Hamas liderlerine yönelik infazlarda Filistinli işbirlikçilerin rolünün olduğu tartışmaları ile başlayan güven bunalımı, 2004’te Hamas kadrolarına yönelik tutuklamalara tabandan gösterilen tepkilerin resmi otoritelerce duymazdan gelindiği yönündeki şikayetlerle birleşti. Ardından, 2005 yılında, iki grup arasında işbirliği arayışı ve Mısır İstihbaratının arabuluculuğundaki görüşmelere rağmen hiçbir ilerleme sağlanamadı. 2006’daki Seçimler ardından kurulan Hamas Hükümetinin boykot edilmesi, güvenlik birimlerinin kontrolü konusunda yetki tartışması ve Hamas’ın çözüm olarak 3000 kişilik yeni güvenlik kadrosu ihdas etmesi gerilimi giderek tırmandırdı.
Nihayet 2007 yılı başından itibaren bu gerilim sokak çatışmalarına dönüştü. Ambargolar ve memurların sık sık çıkardığı iç kargaşa sebebiyle eski hükümetin görev yapamaz hale gelmesi, tutuklama, infaz ve işkence iddialarına karşın Mısır İstihbaratının eğitiminden geçmiş olan birimlerin göreve devam ettirilmeleri gibi nedenler, iki grup arasındaki güven uçurumunu derinleştirdi. Nihayet, Suudi Arabistan sponsorluğunda kurulan yeni koalisyon hükümeti döneminde de çatışmalar durmadı. Sonunda olan oldu ve Hamas’ın Gazze’deki tabanı ayaklanarak tüm bölgede kontrolü ele geçirdi.
Yasal Durum
Hali hazırda, Mekke’deki uzlaşma ile kurulan ve Hamas’ın başında olduğu koalisyon hükümeti geçerli değil. Ancak Devlet Başkanı Mahmut Abbas tarafından meclis onayı olmadan kurulan ve yemin ettirilen yeni hükümet de hukuki bir temele sahip değil. Zira, yeni hükümetin parlamentodan güven oyu alması zorunlu olduğu halde böyle bir uygulama şu ana kadar gerçekleştirilmedi. Özellikle Batı Şeria’daki Parlamento ve belediye binalarının basılması yasa dışı uygulamalardan birini oluştururken, iki tarafın elinde tutsaklar bulundurması da büyük bir hak ihlali.
Özellikle çatışmalar sırasında, iki taraf da hak ihlalleri yaptı. Bunlar arasında yargısız infazlar, cezalandırılacak muhaliflerin yüksek binalardan aşağıya atılarak öldürülmesi, evlerin yağmalanması gibi uygulamalar her iki grubun da yaptığı ihlaller olarak tarihe geçti. Özellikle Fetih saflarından üst düzey kişilerin öldürülmesi, güvenlik birimlerine ait binaların Hamas eylemcileri tarafından işgal edilmesi, Abbas yönetimi tarafından yasa dışı girişimler olarak değerlendirildi. Hamas yönetimi ise, buraları resmi hükümet binaları olarak kabul etmek yerine, söz konusu binalarda işkence yapıldığı ve çetelerin barınağı olduğu iddiaları ile işgal edildiğini savunmaktadır.
Askeri Durum
İki taraf arasındaki askeri denge Fetih lehine görünmektedir. Resmi olarak kullanabileceği 70 binden fazla silahlı mensubu bulunan Fetih’e karşın Hamas’ın cephedeki mensuplarının 20 binden biraz fazla olduğu anlaşılıyor. Buna karşın Hamas mensupları yüksek bir motivasyona sahip iken, Fetih mensuplarının motivasyon sorunu olduğu kesin. Ancak olası bir askeri karşılaşmada, Fetih’in daha avantajlı olduğunu söylemek zor değil.
Kayıplar
İki taraf arasında 2007 yılı başından beri süren çatışmalarda şu ana kadar hayatını kaybedenlerin sayısı 250’yi buldu. Kaybın büyük bölümünün Fetih kadrolarında olması, çatışmaların çoğunlukla Hamas’ın hakim olduğu Gazze’de yaşanmasından kaynaklanıyor. Hamas görece olarak düşük kayıp verse de, çatışmalarda hayatını kaybedenlerin yüzde 20’sini sivillerin oluşturması, şiddetin çoğu zaman hedef saptırdığını gösteriyor. Bu hafta itibariyle beşeri kayıplar şu şekilde:
Hamas’ın şu andaki amacı
• Gazze’deki ve kendi grubu üzerindeki izolasyonu sona erdirmek
• Birlik hükümetini yeniden kurmak
• Güvenlikte gelinen aşamayı korumak ve Dahlan’ın ülkeye dönüşünü önlemek
• Fetih yönetimindeki bazı şahısların değiştirilmesi ve daha güvenilir isimlerin getirilmesi
Fetih’in şu andaki amacı
• Yönetim tekelini korumak
• Sokakların hakimiyetini yeniden eline geçirmek
• Hamas’ın güçlenmesini önlemek
• Kendisine destek veren bölgesel ve uluslar arası güç dengelerini korumak
Genel Sonuçlar
• Filistin’de ideolojik bölünmenin ötesinde fiili bölünme gerçekleşti
• Filistin davasının İslam dünyası nezdindeki kutsallığı zedelendi
• Mescid-i Aksa’ya yönelik İsrail operasyonları yeniden başladı. Özellikle Mağripliler Kapısı’ndaki kazılar hız kazandı.
• Filistinliler nezdinde dava zarar gördü ve Filistin toplumunda kapanması imkansız derin uçurumlar oluştu
• Medeniyet içi çatışma teziyle İslam dünyasındaki ayrılıkları teşvik eden Amerikan-İsrail projesi güçlendi. Irak ve Lübnan’dan sonra Filistin’de de iç kargaşa dış düşmanla ilgilenmekten daha önemli hale geldi.
Grupsal sonuçlar
• Fetih tabanı, İsrail ve Amerikan yanlısı görünmekten hoşnut değil. Bu nedenle yönetimin bu güçlere angaje olmasından rahatsız olan tabanın belirli bir bölümünde kaynama başladı.
• Hamas’ın öz güveni arttı ama liderlik ayrışması yaşanabilir. Arazideki tüm heyecanı hisseden taban ile onların enerjisini kontrol altında tutmak isteyen liderlik arasında ihtilaflar yaşanabilir
• Son olaylar gösterdi ki, iki grup da tabana tam olarak hakim değil. Bu tartışma yeni grupsal yapıları ortaya çıkarabilir





