23.07.07
|
“El-Anbar Modeli” Amerika’nın kurtuluşu olabilir mi?
Çatışmaların ve eylemlerin en yoğun yaşandığı bölge olan el-Anbar’da Sünni aşiretlerle masaya oturan Amerikan yönetimi, buradaki milis güçlerini her iki tarafın da ortak düşmanı olan “el-Kaide” mensuplarına karşı ortak hareket etmeye razı etti.
Bir kandırmaca mı, yoksa bir saptırmaca mı belli değil; ama Irak’taki gelişmelere bakılırsa Amerikan işgal güçleri, direniş saflarında bulunan çok sayıda Sünni aşireti kendisi ile işbirliğine ikna etmiş görünüyor.
2003 yılında işgal ettiği Irak’ta hiçbir işi yoluna koyamayan Amerika, kendisine ve müttefiklerine yönelik saldırıları önlemenin yolunu yerel milislerle “ortak çıkarlar” temelinde uzlaşmakta buldu.
Çatışmaların ve eylemlerin en yoğun yaşandığı bölge olan el-Anbar’da Sünni aşiretlerle masaya oturan Amerikan yönetimi, buradaki milis güçlerini her iki tarafın da ortak düşmanı olan “el-Kaide” mensuplarına karşı ortak hareket etmeye razı etti. Ortak düşman el-Kaide olunca, iki tarafın bu payda etrafında stratejik işbirliğine girmesi zor olmadı.
Buna göre Amerikan yönetimi, kontrol altında tutamadığı bu devasa Sünni coğrafyanın güvenliğini, sadakatlerini satın aldığı Sünni aşiretleri kullanarak sağlayacak. Amiriye bölgesindeki aşiretler başta olmak üzere değişik yerel aşiretlere silah, mühimmat, gıda ve lojistik yardım veren Amerika, üç ay içinde el-Kaide kökenli olduğunu öne sürdüğü tüm eylemleri bitirmeyi başardı. Bu planla, bölgeyi çok iyi bilen Sünni milisler, el-Kaide mensuplarını bölgeden temizlemiş olurken; Amerika da büyük bir dertten kurtulmuş oldu. Bu amaçla, büyük çoğunluğu eski Saddam yönetiminin ordu mensubu olan bu aşiret milislerinin rahat biçimde silah taşımasına izin veriliyor.
“El-Anbar modeli” olarak isimlendirilen söz konusu uygulamanın diğer vilayetlere de yaygınlaştırılması için çalışmalar yürütülüyor. Amerikalılar planın işlemesinden hoşnut. Zira bir tek kurşun atmadan çok sayıda el-Kaide üyesini yerel güçler sayesinde ele geçirmiş durumdalar. Bölgedeki Amerikalı komutan Dale Kuehl, daha ileri bir adım daha atarak, kendileri ile işbirliği yapan Sünni milislerden, daha önceki dönemde suç işlemiş olanlara af çıkarılabileceğini belirtiyor.
Silahlandırma konusu bir taraftan Şii kesimi rahatsız ederken, diğer taraftan bu silahların yeniden Amerikan askerlerine karşı kullanılma ihtimali, işgal çevrelerinde yoğun biçimde tartışılıyor. Ama Nuri Maliki hükümetine dayanarak istediği sonuçlara ulaşamayacağını çoktan anlamış olan Amerikan yönetimi, kendisi açısından belirli bir risk almakla birlikte, başka çıkar yolu kalmadığını da biliyor. Yeterince silahlı militanın bulunduğu ülkede yenilerini üretmenin sakıncalı olduğu yönünde eleştiriler getiren Maliki’ye, Amerikalılar, bunun geçici bir birliktelik olduğunun altını çizerek yanıt vermeye çalışıyorlar.
Gelinen aşamada siyasetin Şii kanadı, Amerikalıların kendi başlarına giriştiği bu maceradan son derece rahatsız. Sünni kesim içinde de, Amerika ile işbirliği görüntüsü veren böyle bir tablodan rahatsız olan aşiret tabanları, önemli bir bölünmeyi zorluyor. Bölgedeki aşiretlerde, bu işbirliği ciddi bir huzursuzluk kaynağı olma potansiyeli taşıyor. Nitekim Anbar Kurtuluş Cephesi adıyla örgütlenmiş olan bu aşiretlerin 26 Haziran’da Bağdat’daki Mansur Otel’de yaptıkları gizli toplantının, düzenlenen bir intihar saldırısı ile basılması ve dört aşiret liderinin öldürülmesi, bu işbirliğinden rahatsız olanların gerektiğinde en korunaklı otellerde dahi istihbarat yapabildiğini gösteriyor.
Sünni aşiretlerle flörtün çapı şimdilik sınırlı olsa bile, bunun ileriye dönük sonuçlarının olacağını söylemek de büyük bir kehanet değil. Bunun en önemli sonuçlarının başında, halihazırda zaten kısmen başlamış görünen ve derinleşmesi konusunda büyük bir potansiyel bulunan “iç savaş” senaryosunun altyapı çalışmaları geliyor. Amerika’nın silahlandırdığı Sünni aşiretler acaba önümüzdeki dönemde Şii aşiretlerle bir çatışmaya sokulabilir mi? Amerikalı yetkililerin bu konuyu düşünmediklerini söylemek mümkün değil. Bu işbirliğinin ikinci önemli sonucu, kuşkusuz Irak’taki bölünme sürecini hızlandırması endişesi. Saddam sonrası dönemde siyasal etkinliklerini ve askeri altyapılarını görece olarak kaybeden Sünni kesimin, bu sınırlı Amerikan desteği ile güçlerini yeniden toparlayıp rakiplerine karşı bölünme seçeneğini zorlamayacaklarını kimse garanti edemez. Bir diğer önemli sonuç ise, işgal karşısında en azından Sünni Arapların sahip olduğu bütünlüklü görüntünün böylelikle bozulmuş olacağı. Yukarıda da değinildiği gibi, Amerika ile el-Kaide’ye karşı olsa bile sınırlı işbirliği görüntüsü, işgalcilerden intikam almak için her fırsatı kullanmaya çalışan diğer aşiretleri ve hatta Amerika ile işbirliği yapan aşiretlerin içindeki genç üyeleri rahatsız ediyor. Bu rahatsızlığın yol açtığı yoğun tartışmalar önümüzdeki süreçte bölünmelere neden olabilir.





