Afrika yeşili

Doğu Afrika’da son 60 yılın en büyük kuraklığının yaşanıyor olması, bir süredir ana akım medyada yer almayan, zihinlerde unutulan Afrika imajını tekrar ekranlara taşıdı. Peki, neydi bu Afrika imajı? Bedenleri bir deri bir kemik kalmış karnı şiş çocuklar, çölde uzun bir sıra ve ellerinde kapları ile gıda bekleyen insanlar, derme çatma kulübeler…

Afrika yeşili

05.09.2011 - Afrika yeşili

Doğru ya, Afrika’yı biz hep böyle bildik ya da Afrika bize hep böyle bildirildi. Ve bu imaj beraberinde “Save the children!”, “Help Africa!”, “Africa is dying!” propagandalarını getirdi. Afrika’da çocuklar ölürken sessiz kalınmamalı ve müreffeh kuzey, “üçüncü dünya”yı unutmamalıydı.

Resim aşağı yukarı böyledir. Belli periyotlarla Afrika’da açlık çanları çalar ve müreffeh kuzey, üçüncü dünyaya lütfeder! G8’ler toplanır, borçlar silinir, kalkınma planları yapılır. Gıda çuvalları, insaniyetperver doktorlar, gönüllüler Afrika’ya akın eder. Ve işin garibi milyonlarca dolar Afrika’ya aktarıldığı hâlde değişen bir şey olmaz. Kampanyanın sıcak günlerinde dünya kenetlenir, “Afrikalı çocukları kurtaralım” ruhu etrafı sarar, un çuvalları sırada bekleyen Afrikalıları bulur ve sonra sessizlik…

Afrika büyük acılar çekti. Batılı ülkelerin sömürge yarışı mümbit Afrika topraklarını Batı’nın arka bahçesi yaptı. Afrika’nın yer altı ve yer üstü kaynakları Batı’ya taşınırken Afrika insanı da köleleştirildi. Afrika insanı “beyaz efendi”lerine hizmet etmek üzere yurtlarından söküldü ve âdeta ticari bir meta gibi satıldı, dönüşü olmayan yolculuklara çıktı. Amerika’da, Avrupa’da nereden geldiğini bilmeyen, aslına, köklerine yabancı milyonlar oluştu. Kıtada kalanlar ise önce sömürge idaresi altında yaşadılar. 20. yüzyıl başında Batılı sömürgeler kıtadan çekilirken Afrika ülkeleri bağımsızlıklarını ilan etmeye başladılar. Nijerya, Sudan, Liberya, Gana, Malavi, Uganda ve daha niceleri peşi sıra bağımsızlıklarını ilan ettiler ancak siyasi olarak kıtadan çekilen Batı, geride çoğunlukla bağımlı devletler ve kukla yöneticiler bıraktı. Afrika ülkelerinin zenginlikleri çokuluslu Batılı şirketlerin egemenliğine girerken, Afrika insanı üretemeyen, kendi kaynaklarını dahi kullanamayan bir topluluk hâline getirildi. Afrika’ya dayatılan ulus devlet algısı ise yüzlerce etnik kabilenin bulunduğu Afrika coğrafyasında hâlen süre giden iç savaşlara zemin hazırladı. Hatırlayalım, 1994 yılında Ruanda’da 100 gün içerisinde 800.000 Tutsi ve ılımlı Hutu, Hutular tarafından katledildi. Oysaki Hutu ve Tutsi ayrımı suni bir ayrımdı ve bu insanlar uzun yıllar birlikte yaşamıştı. Afrika tarihi birçok sanat eserine de konu oldu. The Constant Gardener, Blood Diamond, Amistad, Hotel Rwanda ilk akla gelen, Afrika’da neler olup bittiğine dair izlenebilecek birkaç film…

Dünyaca ünlü yardım kuruluşları Afrika’ya yıllarca gıda taşıdı. Müşfik beyaz doktorlar Afrikalı çocukları sağlık taramasından geçirdi. Ancak imaj değişmedi. Resim hâlâ aynı; yine zayıf, karnı şiş çocuklar ekranlarda. Afrika’yı sömüren, yardımlara muhtaç hâle getiren Batı, yardım siyaseti ile yeni bir emperyalizm mi oluşturuyor? Geçenlerde bir makale, BM’nin bölgede açtığı hastanenin derme çatma olduğundan, gerekli malzemelerin bulunmadığından, maaşlı doktorların hastaneye doğru düzgün uğramadığından bahsediyordu. Bu yardım siyasetinde bir tuhaflık olsa gerek?

Yüz yıl boyunca Afrika’ya gıda taşısak yine de bir şey değişmeyecek. Belli aralıklarla aç Afrikalı çocuklar ekranlardan bize bakacak. Ve belki de artık kanıksanacak.

Evet, Afrika ölüyor, can çekişiyor… Aç ve susuz bizi bekliyor. Somali’de son birkaç ayda 29.000 çocuk açlık nedeniyle hayatını kaybetti ve hâlen anneler çaresiz, kucaklarındaki çocuklarının hayata veda edişini izliyor.

Her şeye rağmen ümit var. Afrika’ya akan yardımlar bu sefer tali çözümlere aracı olmamalı. Zira İslam dünyasının önde gelen yardım kuruluşları Afrika’ya gıda taşımanın çözüm olmadığının farkında. Hâlihazırda Doğu Afrika’ya gıda ve ilaç yardımında bulunan yardım kuruluşları, acil yardımların hemen akabinde kalıcı projeleri hayata geçiriyor. Gıda götürmek ve hastaları tedavi edip çekilmek çözüm değil. Örneğin, 2005 yılından bu yana Doğu Afrika’da kalıcı projeler gerçekleştiren İHH İnsani Yardım Vakfı, acil yardım desteği ile şu an Kenya, Somali, Etiyopya ve Cibuti’de yaşamla ölüm arasında olan binlerce insana yardım ulaştırırken aynı zamanda bölge için kalıcı projeleri de hayata geçiriyor. Altyapı sorunlarına çözüm olmak adına su kanalları ve su kuyuları açıyor. Bir su kuyusu demek, kuyunun açıldığı köydeki tüm ailelerin temiz içme suyuna erişmesi, bulaşıcı hastalıkların önüne geçilmesi ve hatta köylülerin geçim kaynağı olan büyükbaş hayvanların dahi su ihtiyacının karşılanması demek. Ve unutmayalım ki bize dayatılan imajın aksine Afrika susuz değil. Toprak sondaj makinesi ile buluşmayı bekliyor.

İHH, Afrikalı ailelere mısır öğütme makinesi, traktör, jeneratör, susam yağı sıkma makinesi veya büyükbaş hayvan desteği sağlayarak onların kendi geçimlerini sağlamalarına destek oluyor. Ve dayatılan Afrika imajını değiştirmeye katkıda bulunacak daha birçok proje, Türkiyeli hayırseverlerin desteği ile hayat buluyor.

Ve farklı bir resim, çoğumuzun görmediği, belki haberdar olmadığı bir resim… Afrika’nın yeşili yer almıyor ekranlarda değil mi? İlk kez Etiyopya’da, sonrasında Ruanda’dan, Kamerun’dan, Güney Afrika’dan, Namibya’dan gelen karelerde tanık olduğum bir şey var. Afrika, çöllerden ibaret değil. Kimi bölgeleri Karadeniz’i, Balkanlar’ı imrendirecek kadar yeşil ve mümbit. Afrika kurak ve bitmiş değil. Dahası Afrika kara değil… Yeşil Afrika toprağıyla, ekonomisiyle, insanıyla, kültürüyle yeniden yeşermeyi bekliyor!



İHH İnsani Yardım Vakfı Bakanlar Kurulu kararıyla kamu yararına çalışan ve izin almadan yardım toplayabilen bir vakıftır.