Dünyanın en kalabalık yerleşimine sahip küçük bir coğrafyasına sıkışıp kalmış, 1,5 milyon insanın 900 bini mültecilerden oluştuğundan, bu durum siyasi ve sosyal çalkantılar için de uygun bir toplumsal alt yapı sağlamaktaydı.
Nitekim, 2007 yılı ortalarına gelindiğinde, bir yanda iç kışkırtmalar, bir yanda İsrail’in operasyonları; hedeflenen sonucu getirdi ve Gazze’de Hamas ile Fetih arasında ciddi bir iç çatışma yaşandı. Olaylarda 200’ü aşkın insan hayatını kaybederken, fiili bir durum oluşturan iktidardaki Hamas, milis güçleri eliyle, Fetih’e ait tüm silahlı birimleri tasfiye ederek Gazze’deki yönetimi tamamen kendi kontrolüne aldı. O tarihten itibaren tüm çabasını bu fiili (de facto) durumu yasal (de jure) duruma dönüştürme çabalarına yoğunlaştırdıysa da, Gazze bölgesi bu kez kapsamlı bir kuşatma ile karşılaştı.
Devam eden kuşatma 2008 yılı sonunda başlayan “dökme kurşun” operasyonu ile fiili bir katliama dönüşürken İsrail, saldırılarında 1500’ü aşkın sivil hayatını kaybetti. Saldırı sonrasında da devam eden uluslar arası ambargo sebebiyle Gazze’de yaşam, dışarıdan gelecek yardımlara daha da bağımlı hale geldi. Başta Türkiye olmak üzere dünyanın her yanından vicdan sahibi insanların yardım çabaları çerçevesinde gönderilen araç konvoyu tüm engellemelere rağmen Gazze’ye girdiğinden bölgedeki acı manzara bir kez daha dünyanın gündemine girmiş oldu.