Haksızlığa ve adaletsizliğe karşı bir şeyler yapmaya çalışanların gemisi...

Laura Stuart, İngiltere doğumlu bir İngiliz vatandaşı ve üç çocuğu bulunan bir ev hanımı. “Rotamız Filistin Yükümüz İnsani Yardım” sloganıyla yola koyulan Gazze’ye Özgürlük Filosu’na Antalya’da katıldı ve Mavi Marmara gemisine bindi. İsrail saldırısının tanığı olarak yaşadıkları olayları bizimle paylaştı.

Haksızlığa ve adaletsizliğe karşı bir şeyler yapmaya çalışanların gemisi...

21.06.2010 - Haksızlığa ve adaletsizliğe karşı bir şeyler yapmaya çalışanların gemisi...

** Bu röportaj 4 Haziran 2010 tarihinde İstanbul’da Z. Tuba Kor tarafından yapılmış ve Türkçeye çevrilmiştir.

Niçin Gazze’ye Özgürlük Filosu’na katılmayı istediniz?

Daha önce iki defa Gazze’ye gitmiştim. İHH bir önceki Gazze konvoyunda da bulunuyordu. O zaman onların çalışma tarzlarına, organize olma biçimlerine hayran kalmıştım. Bu nedenle denizden Gazze’ye gideceklerini söylediklerinde ben de filoya katılmak ve yeniden bölgeye gitmek istedim. Gazze’ye gitmek isteme sebebim, Filistin halkına yapılan haksızlıklara karşı durmaktır. Zira bizim hükümetlerimiz, bu durumu herhangi bir şekilde değiştirmekten tamamen acizler.

Yola çıkmadan önce filoya yönelik herhangi bir İsrail saldırısı bekliyor muydunuz? Böyle bir endişe taşıyor muydunuz?

Böyle bir endişe taşımıyordum. Onların filoyu tehdit ettiklerini biliyordum. Bizi durduracaklarına dair yaptıkları pek çok açıklamayı basından takip ediyordum. Ancak gemiye iner inmez silahsız sivillere karşı gerçek mermiler kullanacaklarını beklemiyordum hakikaten. Bu denli gaddarca bir saldırıyı bekleyemezdik.

İsrail saldırısından evvel gemide ortam nasıldı?

Saldırıdan evvelki gece saat 11 sularında kaptanımız İsrail gemileri tarafından etrafımızın sarıldığını duyurdu, radarda görünmüşlerdi. O gün içinde Gazze’ye ulaşacağımızı biliyorduk. Bu yüzden eğer herhangi bir şey olacaksa o gün içinde gerçekleşecekti. Bu nedenle erken yatıp mümkün olduğunca uyumaya çalıştık. Ortam gerçekten sessiz, sakin ve durgundu; ancak bir şeyler olacağını biliyorduk.

İsrail saldırısı nasıl gerçekleşti ve saldırı sırasında neler yaşandı, bizimle paylaşır mısınız?

Gemide ezan okundu ve hızlıca sabah namazını kıldık. Tam bu esnada aniden saldırı başladı. Yaralanma ve ölümlerin çoğu ilk dakikalarda yaşandı. Ben geminin en alt katında diğer kadınlarla birlikteydim. Aslında saldırıya dair herhangi bir şey duymadım. Ancak birisi gelip ilk yardım için yardımcı olabilecek kişileri sordu. Ben de onlarla birlikte yaralıların götürüldüğü orta kata çıktım. İsrailliler gemiyi tamamen kontrol altına alana kadar orada yaralılara yardım etmeye çalıştım.

Bu esnada ortam nasıldı?

Oldukça hareketliydi. Yaralıları ve hayatlarını kaybetmek üzere olanları getiriyorlardı. Ortam inanılır gibi değildi, her yer kandı. Bütün yaralıların yaraları gerçek mermilerden kaynaklanıyordu veya gerçek mermilerle doğrudan bağlantılıydı. Hepsi kurşun yarasıydı. Tabii ki biz böyle bir durum için hazırlıklı değildik. Bazı yaralılar yerlerde yatıyordu ve biz onları yeniden hayata döndürmeye çalışıyorduk; bazıları ise koltuklarda yatıyordu ve biz onların kanlarını durdurmaya, yaralarını sarmaya ve tedavi etmeye çalışıyorduk. Ortam aşırı derecede hareketliydi.

İsrail gemilerde teröristlerin olduğunu iddia ediyor. Gemide kimler vardı?

İsraillilerin kendileri terörist. Gemideki insanlar çok farklı milletlerden, çok farklı dinlerdendi, Müslümanlar-gayrimüslimler... Hepsi de sadece haksızlığa ve adaletsizliğe karşı bir şeyler yapmaya çalışan veya yapmak isteyen insanlardı. Tabii ki terörist yoktu. Ama İsrail elbette bunu söyleyecek, çünkü söyledikleri sadece yalandan ibaret.

İsrail gemideki aktivistlerin askerlerine saldırdığını iddia ediyor. Barış aktivistleri İsrail askerlerine karşı nasıl direndi?

Zannedersem bir kısmı sopalarla direndi. Bu çok normal bir şey; çünkü bu bizim gemimizdi ve biz uluslararası sulardaydık. Tabii ki İsrail helikopteri geldiğinde kendimizi savunacaktık... Kendi gözlerimle görmedim, ancak anladığım kadarıyla askerler daha inmeden helikopterden ateş açmaya başlamışlardı bile. Bize kendimizi savunmaktan başka herhangi bir seçenek tanımadılar. Doğrudan ateş etmeye başladılar. Saldırıya uğrayan insanların kendilerini savunma hakları vardır. Onlar bize saldırdılar, biz de kendimizi savunduk.

Sizi en çok etkileyen ve ömür boyu unutmayacağınız olay(lar) nelerdir?

Yaralıları hiçbir zaman unutmayacağım. Türk erkeklerinin cesaretini de unutmayacağım, maşallah çok güçlüydüler. Çok ciddi yaraları olanlar bile ağlayıp sızlamıyorlardı. Gerçekten çok güçlü ve harika insanlardı. Öte yandan İsrail askerleri çok korkuyorlardı. Bildiğiniz gibi birkaç İsrail askerini esir olarak getirip yaralıları tedavi etmeye çalıştığımız bölüme koydular. Oldukça korkaktı onlar. Ama ben korkarak bakan tek bir Türk erkeği görmedim.

Yabancı yaralılar nasıldı peki?

Bir Avustralyalı ve zannedersem bir Malezyalı veya Endonezyalı yaralı vardı. Onlar da iyiydi. Ancak gemiyi en fazla savunanlar Türk erkeklerdi ve bu nedenle en fazla hayatını kaybedenler ve yaralananlar da onlar oldular. Onlara hayran kaldım; çünkü ellerinde herhangi bir silah olmadığı hâlde, -birkaçının elinde sadece sopalar vardı- gemiyi savunmaktan hiç korkmadılar. Öte yandan şunu anladım ki, eğer bir İsrail askerinin elinden silahını alırsanız, aslında onun silahının ardına saklanan bir korkaktan başka bir şey olmadığını görürsünüz.

Daha sonra esir alındınız, öyle değil mi?

Aslında İsrail askerlerinin orta kata geldiklerini fark etmedim ben. Çünkü tamamen yaralılarla meşguldüm. Bulunduğum salondaki tüm erkekleri götürmüş olmalılar; ama ben bunun dahi farkına varmadım. Sonra birden birinin benimle konuştuğunu fark ettim. Etrafıma bakındığımda hiç kimse yoktu. Salonun diğer ucunda, kapının girişinde sadece İsrail askerleri dikiliyor ve silahlarını bana doğrultmuş şekilde “Eğer hemen gelmezsen seni vuracağız!” diyorlardı. Belki daha evvel bana seslendiler ama ben onları duymadım bile... Etrafıma bakındığımda herkesin gitmiş olduğunu anladım. Bu nedenle askerlere “Burada çok ciddi şekilde yaralanmış insanlar var, onları bırakamam.” dedim. Bana “Hemen gelmek zorundasın, aksi takdirde seni vuracağız. Merak etme doktor getireceğiz. Yanımızda doktor var.” dediler. Bunun üzerine onlara doğru uzunca bir yolu kat etmek zorunda kaldım. Bana ateş etmediler ancak üzerimi iyice arayıp ellerimi kelepçelediler. Güverteye gitmek zorunda kaldım.

Esir alındıktan sonra size ve diğer yolculara karşı tavırları nasıldı?

Bazı yolculara karşı tavırları gerçekten çok çok kötüydü. Ben ise bir bakıma oldukça şanslıydım, bana diğerlerine göre daha iyi davrandılar. Çünkü herhâlde çatışma anında benim yaralılarla birlikte olduğumu anlamışlardı. Üst kata güverteye çıktığımda ellerimdeki kelepçeleri çıkardılar. Üç yaralı vardı; onların helikopterle götürülecek kadar ağır yaralı olmadıklarına karar verdiler ve onlarla kalmama müsaade ettiler. Etrafta dolaşmama ve battaniye ile su vermeme de izin verdiler. Yaralıların bile ellerini arkadan kelepçelemişlerdi. Onlardan rica ettim, kelepçeleri değiştirdiler, yani yaralıların ellerini arkadan değil de önden kelepçelediler. Ancak diğer kişiler kımıldadıklarında veya kalktıklarında hemen silahlarını onlara doğrultup oturmalarını söylediler. Çok çok uzun süre onları yerde oturttular. Yerden kalkmama müsaade ettikleri için ben oldukça şanslıydım aslında.

Siz gemide ve gemiden indikten sonra herhangi bir ihlalle veya işkenceyle karşılaştınız mı?

Aslında her şey oldukça kurnazca idi. Her yeri aradıktan sonra bizi aşağıya, orta kata götürdüler ve burası çok sıcaktı. Klimayı açmadılar, İsrail’e doğru yolculuk sırasında saatlerce aşırı sıcak bir ortamda kaldık. Yol boyunca silahlarını sürekli bize doğrulttular. Çok uzun süre insanların tuvalete gitmesine dahi müsaade etmediler, daha sonra da kadınlara ve erkeklere sadece birer tuvalet ayırdılar. Gün boyunca gemide aşırı sıcak altında kaldık, sauna gibi bir ortamdı. Daha sonra tamamen kapalı bir ortamda hapishane araçlarına bizi doldurdular; klimaları en soğuğa ayarladılar ve biz tam anlamıyla donduk. Hatta soğuk yüzümüze çarptıkça acıtıyordu. Araçları deli gibi sürüyorlar, bir ani frene basıp bir hızlı gidiyorlardı. Savruluyorduk arkada. Aslında bunlar ufak tefek şeyler gibi görünüyor ama bütün bunları bizi mümkün olduğunca rahatsız etmek için yaptılar.

Sorgulandınız mı?

Evet. Bu aptalcaydı. Bizi zorla İsrail’e götürdüler. İsrail’e vardığımızda, ülkeye yasa dışı şekilde girdiğimizi ve bu nedenle bizi sınır dışı edebileceklerine dair bir kâğıdı imzalamamızı istediler. Niçin? Bu aptalca. Bazıları bu formu imzaladı. Zannedersem korkmuşlardı veya kafaları karışmıştı veyahut formda yazılı olanı anlamamışlardı; belki de ülkelerine dönecekleri uçakları bulunuyordu, bilemiyorum. Ancak çoğumuz, İsrail’e yasa dışı şekilde girdiğimize dair böyle gülünç ve saçma bir yalanın altına imza koymayı reddettik. “Hayır, imzalamayacağız!” dedik; bunun üzerine onlar da “Tamam, eğer imzalamazsanız hapishaneye gidersiniz.” dediler. Böylece hapishaneye gittik.

Hapishanede neler yaşandı?

Başlangıçta bize karşı oldukça serttiler. Bize vurmadılar veya buna benzer bir şey yapmadılar ama oldukça serttiler. Ancak dünya medyası neler yaşandığını araştırdığı için ertesi gün aniden tavırlarını değiştirdiler. Bize temiz tişörtler ve yiyecekler getirmeye başladılar; bazı avukatlar ve konsolosluklardan yetkililer geldiler... Başlangıçta bize suçlu olduğumuzu söylüyorlardı. Ve ben de onlara “Biz suçlu değiliz, kendi özgür iradelerimizle buraya gelmedik.” diyordum. Ertesi gün veya iki gün sonra hatalarını tavırlarını değiştirmeye ve bize suçlu gibi muamele etmemeye başladılar.

Dönüşünüz nasıl gerçekleşti?

Türk hükümeti gelmek isteyen herkesi götürmek üzere uçaklar yolladı. İsrail’de resmî olarak temsil edilmeyenler, özellikle de pek çok Müslüman ülke vatandaşı, bir önceki gece Ürdün’e yollanmıştı. Geriye kalanlara, sabahleyin “Tamam kalkın, kalkın, kalkın; gidiyorsunuz, gidiyorsunuz!” dediler ve biz “Herhangi bir kâğıt imzalamadık, gitmek istemiyoruz.” diyerek gitmeyi reddettik. “Hayır, hayır, hayır herkes gidiyor, herkes gidiyor.” dediler. Biz de o hâlde gidip neler olduğunu görelim, diye düşündük. Pasaportlarımızı verip kontrol ettiler ve hepimizi araçlara doldurup götürdüler. Ancak saatlerce -bütün öğleden sonra ve akşam- uçakta bekledik. Tabii ki kimlerin kayıp, kimlerin hastanede, kimlerin aramızda olduğunu ve kimlerin ülkeyi çoktan terk ettiğini bilebilmek zordu. Toplam 680 kişiydik çünkü. Bu nedenle uçaklar gece yarısına kadar İsrail’i terk etmedi.

Türk hükümetinin liderliği çok çok iyiydi. Bizi uçaklarda karşılamak üzere Türkiye’den yetkililer göndermişlerdi İsrail’e. Türkiye’ye vardığımızda ise uçaklardan inip otobüslere bindiğimizde bizi bekleyen farklı ülkelerin konsolosları gelip Türk hükümetinin ve THY’nin gideceğimiz ülkelere bedava uçaklar ayarladıklarını ve otel ile diğer ihtiyaçlarımızı sağladıklarını bildirdiler. Elhamdülillah bizim için her şey yapılmıştı.

İHH hakkında ne düşünüyorsunuz?

Onlara hayran kaldım, özellikle de liderliklerine. Çok güçlü insanlar. Herkesin nerede olduğunu öğrenmeden İsrail’i terk etmediler. Bizi korudular. Bizimle dayanışma içindeydiler. Sadece Türk vatandaşlarını alıp dönebilirlerdi; ama “Hayır, isteyen herkes bizimle gelebilir.” dediler. Çok güvenilir ve çok güçlü insanlar. Haksızlıklara ve adaletsizliklere karşı durmaya her an hazırlar.

Şu anda ne düşünüyorsunuz? Gazze’ye gidecek bir başka organizasyona katılacak mısınız?

Evet, tabii ki inşallah. Herhangi bir kimse gitmek için hazır olduğunda ben de onlara katılacağım. Bu benim üçüncü gidişimdi Gazze’ye. Daha evvel iki defa Viva Palestina ile birlikte Şubat 2009 ve Aralık 2009’da gitmiştim. Bu defa İHH ile gittim.

Niye bu defa İHH’yı tercih ettiniz?

İngiltere’de grubu organize ederken bir kısmımız Gazze’ye İHH ile gitmek istedi. Çünkü İHH’nın organizasyon becerisini, tavrını ve liderliğinin bizi kabul etmesini beğenmiştik. Son konvoyun ardından İstanbul’a geldikten sonra bile bizi hatırladılar, selam vermek için zamanlarını ayırdılar.

Gazze’ye neler götürmeye çalışıyordunuz?

İngiltere’de iken İrlanda’dan hareket edecek olan “Rachel Corrie” gemisine çok miktarda tıbbi teçhizat ve yardım araçları yüklemiştik. Yine çimento ve diğer gerekli malzemeleri satın almalarına yardımcı olmak için İHH’ya para bağışında bulunmuştuk. Buradaki gemiye de bir kamyon dolusu tıbbi malzeme yüklemiştik ve yanımıza Gazzeli çocuklar için oyuncaklar almıştık. Hepsi insani yardımdı. İsrail’in bize terörist demesi yeni bir şey değil; onlar Filistinlilere, Lübnanlılara ve İranlılara da terörist diyorlar. Kendileriyle mutabık olmayan herkese terörist damgası vuruyorlar.

Nasıl katkıda bulunabilirim?

Yapacağınız bağışlarla faaliyetlerimizi destekleyebilir ya da gönüllümüz olarak bize katılabilirsiniz.


Video Galeri