Kurban Hatıraları

 

“Mutlu insanlar ülkesi” (Sezgin Kızılkoca)


İstikamet Burkina Faso… Aşılacak mesafeler ne kadar çok olsa da gönül coğrafyamız bu diyarlara o kadar yakın ve cetvelle çizilmiş suni sınırlara hapsedilmeyecek kadar geniş. Bu yolculuğa çıkarken omuzlarımızda çok kutsal bir görev var: Vicdan sahiplerinin emanetlerini yerlerine ulaştırmak.

Burkina Faso yerel dilde “mutlu insanlar ülkesi” anlamına gelmekte. Mutluluk ve Afrika yıllarca bir arada düşünülemeyecek zıt kavramlar gibi kodlandırılmış; oysa oraya gidince “mutlu insanlar ülkesi” tabirinin ne kadar yerinde olduğuna şahit oluyoruz.

Kurbanlıkların kesim ve parçalama işlemlerinin tamamlanmasını beklerken mihmandarımız Ahmet bizi köy okuluna götürüyor. Öğrenciler hep birden ayağa kalkıp bizlere Arapça bir selamlama resitali veriyor. Daracık bir mekânda 30’dan fazla öğrenci bir arada. Öğretmenleriyle konuşurken çocukların hâlen saygıyla ayakta beklediklerini görüyor ve oturmalarını rica ediyoruz. Televizyonlarda Afrika ile ilgili görüntülerde zenginlerin elinden para kapabilmek için birbirleriyle yarışan, arabaların arkasından koşuşan çocuklar gösterilir. Buradaki çocukların yüzlerinde ise Afrika için umudu görüyoruz. Evet, bu çocuklar ve bunlar gibi yetişen binlercesi, inşallah bu kıtanın umudu olacak.

 

Kardeş ülke Cezayir’deyiz (Yusuf Alpaydın)


Kardeşlik bağlarımızın geçmişe dayandığı Cezayir’deyiz. Ülkede 130 yıl süren Fransız işgalinde 2 milyon Cezayirli öldürülmüş; sivil halk zulüm, baskı, sömürü ve yabancılaştırmayla mücadele etmiş.

İHH’nın bu yıl ki kurban çalışması kapsamında Cezayir’de 105 hisse kurban kesiyoruz. Kurbanların yarısını başkente 40 km mesafedeki Blida kentinde, kalanını ise başkente 800 km mesafedeki Henşela kentinde kesip ihtiyaç sahiplerine dağıtıyoruz.

Başkent Cezayir’in merkezi limanın arkasında kalıyor. Kasbah (Kasaba) denilen mahalle, özellikle Osmanlı döneminde merkez olarak kullanılmış, dar sokaklarıyla meşhur Türk evlerinin olduğu bir yer. Günümüzde buradaki binaların hemen hemen tamamı hükümet binası olarak kullanılıyor.

Kurbanlarımızı Henşela şehrinde kesiyoruz. Organizasyonu üniformalı bir izci grubu yönetiyor. Askerî içtimaları andıran seremonilerini birkaç defa sergiliyorlar. Parçalanan ve poşetlenen etlerin evlere dağıtıp kardeşlerimizin dualarını alarak ziyaretimizin ilk bölümünü tamamlıyoruz. Henşela’dan 750 km uzaklıktaki Sahra Çölü’nde bulunan Gardaya’ya gidiyoruz. Yol üzerinde İslam tarihinde Kuzey Afrika Fatihi olarak bilinen Ukbe bin Nafi’nin Biskra’daki kabrini ve adına yapılmış olan camiyi de ziyaret ediyoruz.

 

“Yine gelmiş bizim çocuklar” (Emrah Engin)


Cibuti, 750.000 nüfuslu küçük bir ülke. Ülkede hayır çalışması yapan en büyük kurumlarından biri ise Al Birr. İlk olarak susuz bölgelere su kuyuları açma hedefiyle yola çıkmışlar, daha sonra ülkenin gerçekleri farklı çalışmalar yapmaya itmiş onları. Su kuyusu, eğitim ve yetim çalışması kurumun öncelikli faaliyetleri arasında.

Al-Birr yetkilileri tarafından bize verilen çizelgede bölgeler, kesilecek kurban sayıları ve ulaşılacak insan sayısı tüm detaylarıyla belirtilmiş. Dağlar vadiler aşarak dört saat sonra ilk durağımıza varıyoruz. Bayram namazındayız. Ne güzel bir manzara. Sahilde namaz için hazırlanmış koskoca bir alan ve akın akın ilerleyen kadın ve erkeklerle rengârenk kıyafetler içinde çocuklar... Kalabalığın içerisinde hemen fark ediliyoruz. Bakışlar “yine gelmiş bizim çocuklar” havasında samimi ve içten. Aynı içtenlikle kucaklaşıyor, hayır dualarla görevimiz için “Bismillah” diyoruz.

Yoksulluk kelimelere sığmayacak kadar ciddi boyutlarda bu bölgede. İnsanlar kuru çalılardan yaptıkları tek gözlü barınaklarda yaşıyorlar. Bu bölgede varları saymak yokları saymaktan çok daha kolay. 250 hisse kurbanın kesim işlemleri tamamlandıktan sonra dağıtım için Ripta, Sagalou, Atali ve Khalef köylerine gidiyoruz. Her gittiğimiz yerde köylülerin ihtiyaçlarını dinliyoruz. Yokluk içinde yaşayan insanların ikram etme çabaları ise hepimizi duygulandırıyor. Ertesi gün Shabeley ve Goubeto bölgelerinde de 100 hisse kurban kesiyor ve vekâletini aldığımız toplam 350 hisse kurbanı sahipleriyle buluşturmuş oluyoruz.

 

Filistin deyince gözleri gülüyor kardeşlerimizin (Muhsin Engin)


İHH’nın 2010 Kurban Organizasyonu için gittiğimiz Çad’da yaklaşık 50 yıldır süren iç savaş nedeniyle sadece 2003 yılından bu yana 200.000 kişi hayatını kaybetmiş, 1 milyon kişi de yaşadıkları yerden göç etmek durumunda kalmış.

İlk olarak buradaki partner kurum temsilcileri ile bir araya gelip kurban organizasyonunu adım adım planlıyoruz. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde işletme okumuş olan Ahmet Fadıl adlı kardeşimiz bize yardımcı oluyor. Onun Türkiye’ye gitmeden önceki düşüncelerine dair anlattıkları ise hepimizi şaşırtıyor. Ahmet Fadıl, “Lisede Fransızların hazırladığı ders kitaplarında Türkler barbar ve silahlı gezen insanlar, Türkiye ise yaşanması zor bir coğrafya olarak tanıtıldı bizlere. Hâliyle Türkiye’den gelen burslara başvuru olmuyordu. İki arkadaşımla birlikte eğitim için Türkiye’ye gittiğimde ilk zamanlar her akşam telefonlaşıp bir şey oldu mu diye birbirimizi kontrol ediyorduk. Ancak gördük ki bize anlatılan Türkiye’nin gerçekle alakası yoktu.” diyor.

Çad programımız süresince dağıtımlar için ziyaret ettiğimiz köylerde, yetim evlerinde coşkuyla karşılanıyoruz. Dağıtım sırasında bir imam boynumdaki Filistin atkısını işaret ediyor, hemen çıkarıp onun boynuna asıyorum. Filistin deyince gözleri gülüyor bu insanların, onların yürekleri de Filistinli kardeşleri için atıyor.

Kurban paylarını dağıtırken bir ara parmağımın sıkıca tutulduğunu hissediyorum. Başımı eğdiğimde bunun küçük Muhammed olduğunu fark ediyorum. Ya beni de götür ya sen de burada kal diyor lisanı hâliyle. Oradan ayrılırken Çad’ı, küçük Muhammed’i ve her şeye rağmen yüzü gülen Müslüman kardeşlerimi hep özleyeceğimi düşünüyorum.

 

Yetim buluşması yaşıyoruz âdeta (Dr. Mevlit Yurtseven)


Kurban vesilesi ile geldiğimiz Müslümanların ilk hicret yurdu Habeşistan’da, arife günü 100 yetimle buluşup bayramlaşıyoruz. Belkıs, Nuray, Mine ve Dilara hanımlar da İstanbul’dan getirdikleri hediyelerle bayram öncesi yetimleri sevindirmek, başlarını okşamak ve Efendimizin müjdesine nail olmak için heyecanlılar.

Bir yetim buluşması yaşıyoruz Etiyopya yaylalarında. Bizi bekliyor kara mercanlar, sıraya girmişler bayramlıklarını giyerek. Ancak ne kadar yeni elbiseler giyseler de harçlık, hediye verseniz de yetimin gözlerindeki mahzunluk kaybolmuyor hiçbir zaman. Türkiyeli ablaları, teyzeleri, hediyelerini ve bayram harçlıklarını dağıtıyor. En önemlisi sevgi ve merhameti paylaşıyorlar her birine ayrı ayrı sarılarak.

Etiyopya’da misyoner kuruluşların çocuklar, özellikle de yetimlerle ilgili çok yoğun çalışmaları olduğunu öğreniyoruz. Mesela sadece bir misyoner kurumun ülkede yetimler için hizmet veren yedi okulu var.

Hayatımızdaki en güzel bayramı yaşıyoruz Etiyopya’da. Yetimlerimizle buluşarak adım attığımız bayramı, kurban paylarını ihtiyaç sahiplerine ulaştırmanın huzuru ile tamamlıyoruz. İHH’nın buradaki projelerini yerinde gözlemliyoruz; mesela 2007 yılında açılan bir su kuyusundan istifade eden insanları görmek hepimizi mutlu ediyor. Her bidon sudan hayır sahibine sevaplar yazılıyor, amel defteri kapanmıyor. Etiyopya’da gurbette değiliz. Ekipteki tüm arkadaşlarımız da aynı duyguları taşıyor.

 

Bizi ensar sıcaklığıyla karşıladılar (Ümit Sönmez)


İHH 2010 Kurban Organizasyonu için Fildişi Sahili’ne gidiyoruz. Fildişi nüfusunun %40’ını Müslümanlar oluşturuyor. Ülkede 60’tan fazla yerel dil konuşuluyor.

Beyazlar içindeki pırıl pırıl gençler İsa, Mustafa, Salih ve bir İsa daha bizleri karşılıyor. Fildişi, aynı Karadeniz gibi yemyeşil bir yer. Bayramın geldiği her yanda hissediliyor. Partnerimiz gelmeden kurbanlıkları almış, kesim yapılacak bölgeleri ve dağıtımların yapılacağı 19 farklı camiyi belirlemiş. Kimi yerde kesim alanına gelen ihtiyaç sahiplerine dağıtım yapıyoruz, kimi yerde de bizzat kapıları çalıyoruz.

Sava köyünde tarifsiz güzellikte anlar yaşıyoruz. Daha köye girmeden gençler motosikletleriyle etrafımızı sarıyorlar. Konvoy hâlinde köye doğru ilerliyoruz. Çok geçmeden yolun iki tarafına sıralanmış bir kalabalık görüyoruz. Bir yanda erkekler, diğer yanda çocuklar boy sırasına göre dizilmişler. Biz aracımızdan inerken bir ezgi söylemeye başlıyorlar. Başlangıçta kulağımıza yabancı gelen melodiyi kısa bir süre sonra tanıyoruz: Talaal Bedru Aleyna. Sıranın başından itibaren tek tek uzanıyor ellerimiz birbirine, herkesle bayramlaşırken gözyaşlarımı tutabilmek için gerçekten çok çaba harcıyorum. Köylüler bize Mekke’den Medine’ye hicret eden Müslümanlar gibi muamele ediyorlar. Hepimizi ayrı ayrı sarıp sarmalıyorlar.

Fildişi Sahili’nde 1.000 civarında aileye kurban hediyelerini ulaştırıyor, buradaki STK’ları, âlimleri, öğrencileri ziyaret ediyoruz. Verimli, unutulmaz bir kurban çalışmasından sonra Türkiye’ye dönüyoruz.

 

İyilik her zaman her yerde (H. Bayram Şahin)


Gana, Afrika’da bağımsızlığını kazanan ilk ülke. 25 milyonluk nüfusun %40’ını Müslümanlar oluşturuyor. Burada Gana Muslim Academy’nin fedakâr yöneticileri karşılıyor bizleri. Kardeşlerimiz, Mavi Marmara olayının ülkede geniş yankı bulduğundan bahsediyorlar. Gana’da ciddi bir misyoner çalışması var. 1.000 kişiye bir cami düşüyorsa 100 kişiye bir kilise düşmekte. Kiliseler camilerin neredeyse 10 katı büyüklüğünde.

Afrika’da bayramların en güzel yanlarından biri bayram namazları. Tüm Müslümanlar en güzel elbiseleri ile çocuklarının ellerinden tutarak yollara dökülüyorlar. Yollar çiçek tarlaları gibi.

Kurban kesimlerine geçiyoruz, her yerde ayrı bir coşku. Yapılacak iş ve gidilecek yer çok. Gücümüz yettiğince yetişmeye çalışıyoruz. Yetiştiklerimizden bizi en çok etkileyen yerlerden biri görme engelliler okulu oluyor. Bu okulun öğrencileri için bir büyükbaş kurban kesiyoruz. Sonra işitme engelliler okuluna düşüyor yolumuz. Bu okulda da 300 öğrenci var. Daha sonra diğer kurban çalışma bölgelerine gidiyoruz.

Cuma namazında imam Kurban Bayramı ve kurban üzerine uzunca bir hutbe veriyor. Namazdan sonra yeni Müslüman olmuş bir kardeşimiz takdim ediliyor cemaate. Ardından bir konuşma yapmak üzere biz kürsüye davet ediliyoruz. Türkiyeli Müslümanların selamlarını iletiyor, İHH’nın çalışmalarını anlatıyoruz. Mavi Marmara yoğun olarak yer bulmuş kalplerde. Vakfımıza üye olmak istediklerini söylüyor kardeşlerimiz.

Görevimizi yerine getirmenin huzuru ile ülkemize dönüyoruz. İyilik her zaman her yerde ve iyilik Türkiye halkına çok yakışıyor...

 

Kamerun’da gülen yüzler (Hüsrev Çakmak)


Kamerun’da bayram tek kelimeyle harikaydı. Bu seneki organizasyon ile Kamerun’da 2.000’den fazla aileye kurban payı ulaştırdık.

Bayram sabahı erkenden namaz kılınacak alana gittik. İmam gelene kadar tekbirler getirdik. Bu bayram namazı daha önce kıldığımız namazlardan çok farklıydı. İnsanlar çok büyük bir alanda insanlar toplanmış, herkes kendi seccadesini sermiş ve saflar birleşmişti.

Namazın ardından kurban kesimlerinin yapılacağı yere gittik. Burada kardeşlerimizin yoğun ilgisiyle karşılaştık. Alanda bulunan gazeteciler de bizimle röportaj yapmak istediler. Onlara İHH’nın çalışmalarından bahsettik ve sadece Kamerun’da değil aynı anda dünyanın 125 ülke ve bölgesinde kurban organizasyonu gerçekleştirdiğini anlattık.

Kardeşlerimizin mutluluğunu görmek, bu organizasyonun bir parçası olmak harika bir duyguydu. Bayramı birlikte geçirdiğimiz için çok mutlu olan kardeşlerimiz bizlere bol bol dualar ettiler. İşte böyle bir bayramdı bizimkisi. Yüzü gülen insanlar, samimi dualar… Allah kurbanlarımızı kabul etsin.

 

Sıcak bir selam ve yakınlaşma, işte kurban (Op. Dr. Hasan Hüseyin Uysal)


Bayram sabahı namaz için camiye gittik. Kenya’nın bu bölgesinde bayram namazı herkes toplanabilsin diye biraz geciktiriliyormuş. Namaz başlayıncaya kadar teşrik tekbirleri, dualar, salavatlar getirildi. Namazdan sonra cemaatle bayramlaştık. Yaşlıca, kınalı sakalıyla çok sevimli bir dede vardı kalabalık arasında. Yanımıza yaklaştı ve kucakladı bizi, bağrına bastı, yanaklarımızdan öptü. Bizi kardeş eden Allahım, hamdolsun sana!

Karayoluyla gidebileceğimiz en uzak noktalara gitmeye karar verdik. Çünkü kolay yerlere başkaları zaten ulaşıyordu. Nairobi’den itibaren yaklaşık 500 km’lik çok bozuk bir asfalt yoldan sonra İsiolo’ya ulaştık. İsiolo 60.000 nüfuslu bir şehir. Oradan da farklı bölgelere yol aldık ve toplamda 497 hisse kurban kestik.

Türkiye’ye dönüş için havaalanına gitmeden önce iki üç saat dinlenmek üzere yastığa başımı koyduğumda buradaki bütün konuşmalarımız, gördüklerimiz, duyduklarımız zihnimde dolaşıp durdu. Osmanlı parçalanınca bir tespihteki taneler gibi Müslüman toplumlar darmadağın olmuş. Bu duygu yoğunluğu altında üşüdüğümü hissettim, battaniyeye sarıldım ama soğuk yürekten geliyor, battaniye ne yapsın!

 

Tekrar tekrar kardeş oluyoruz (Murat Yılmaz)


Liberya’dayız. Brezilya’da, Surinam’da, Nikaragua’da, okyanusun diğer kıyısında da kurban programı için kardeşlerimiz bulunuyor. Kardeşliğin bugünkü tarihine mütevazı bir katkı, şükür ki bizlere de nasip oluyor…

16 farklı etnik grubun bulunduğu Liberya’da 20’den fazla kabile dili konuşuluyor. Ülkede nüfusun %30’u Müslüman. 14 yıllık iç savaşın kasıp kavurduğu Liberya sokaklarında dolaşıyoruz. Başkent Monrovia’da fakirlikten başka bir şeyle karşılaşmıyoruz. Bir öğretmenin 20, polis memurunun 40 dolar maaş aldığı ülkede nüfusun %80’den fazlası günlük 1,5 dolardan daha az bir gelirle geçinmek durumunda. Caddeler boyu karşımıza çıkan her iki tabeladan biri Baptist, Metodist, Anglikan, Evanjelist ya da bir başka mezhebe bağlı bir kuruluşun faaliyetlerini anlatan işaretler oluyor.

Ve bayram sabahı… Bayram namazı kadın-erkek, genç-yaşlı hep birlikte toprak bir futbol sahasında eda ediliyor. Sanki tüm sokaklar buraya akıyor, tüm randevular bayram namazına verilmiş. Arapça ve İngilizce olarak verilen hutbeler bambaşka bir hava oluşturuyor. Bayram namazı akabinde tüm Müslümanlar için dualar ediliyor. Bayramlaşıyor, kucaklaşıyoruz; bayramı hediye edene şükürler ediyoruz.

Liberya kurban çalışmamızı 24 farklı noktadaki kesim ve dağıtımların ardından tamamlıyoruz. Kurban paylarını alan kardeşlerimiz dualar ediyorlar. Organizasyonumuzdan yaklaşık 13.500 kişi istifade ediyor. Hayırsever kardeşlerimizin gönülden gönderdiği kurban hediyeleri yetimhanelere, engelliler merkezine, yoksul ve kimsesizlere, iç savaşın veya geçim derdinin mülteci olmaya sürüklediği kardeşlerimize ulaşıyor.

 

Mali’de bayram bereketi (Said İbicioğlu)


Etiyopya aktarmalı 13 saatlik uçak yolculuğunun ardından kurban çalışmasında bulunacağımız Mali’ye ulaşıyoruz. Bayramdan bir gün önce kadınlar hapishanesini ziyaret ederek başlıyor programımız. Takip eden günlerde de okulları, medreseleri, yürüme engelliler cemiyetini, camileri ziyaret ediyoruz. Bu yerlere kurban paylarını ulaştırıyoruz. İslami İlimler ve Hayat Medresesi’ni ziyaretimiz esnasında bir medresenin nasıl sosyal yaşam merkezi olabileceğine tanık oluyoruz. Bizi medresenin müdürü Ebu Bekir Kamara Bey karşılıyor. Medreseyi geziyoruz. 1.500 öğrencinin ilkokul ve lise düzeyinde eğitim gördüğü medresede, hanımlar için de dikiş-nakış eğitimleri veriliyor. Okulda kalan öğrenciler geceleri hafızlık eğitimine çalışıyorlar. Her gün ikindi ve akşam namazı vakitleri arasında sohbetler yapılıyor. Bu medrese geleceğe uzanan bir köprü…

 

Projelerimiz Nijerlilere umut veriyor (Fatih Altunbaş)


Dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan ve kişi başı yıllık ortalama gelirin sadece 300 dolar olduğu Nijer’de ciddi boyutlarda açlık sıkıntısı yaşanıyor. Ülke, dünyanın en büyük uranyum yataklarına sahip olmasına rağmen bu madenler Fransızlar tarafından sömürülüyor. Çocuk ölümlerinin ve hastalıkların yaygın olduğu ülkede devlet mekanizmasının güçlü olmaması sebebiyle okul, hastane vb. kurumlar çok az sayıda. Ülkenin %88’i çöllerden oluşuyor. Ekilebilir verimli topraklar çok çok az. Nüfusun %99’unun Müslüman olduğu ülkede farklı etnik gruplar bulunmasına rağmen Afrika’nın geri kalanında olduğu gibi etnik farklılıklara dayalı anlaşmazlıklar yaşanmıyor.

İHH bölgede 2003’ten bu yana acil gıda yardımları, kurban organizasyonları, su kanalı projesi, katarakt ameliyatları, Ramazan’da kumanya yardımları gibi çalışmalarda bulunuyor. Bu sene başkent Niamey’de gerçekleştirilen kurban organizasyonuyla 350 ihtiyaç sahibi aileye ulaşıldı.

Bölgenin en temel problemi açlık. Bu durumun etkilerini her yerde görmek mümkün. Ayrıca susuzluk, sağlık ve eğitim alanındaki sıkıntılar da ülkenin diğer önemli sorunları. Kalıcı projelere yenilerini eklemek üzere ayrılıyoruz Nijer’den.

 

Kurbanlarınız sahiplerine ulaştı (Ahmet Türkben)


Nijerya’da kurban bölgelerini, ziyaret ediyoruz. Topraktan yapılmış tek odalı evlerde çok nüfuslu aileler yaşıyor. Yoksulluk diz boyu, köylerde elektriğin olmadığını söylemek bile yersiz.

Halk arasındaki İngiliz hayranlığı dikkatimizi çekiyor. Herkes bir İngiliz takımı tutuyor. Nijerya’dan İngiltere’ye tonlarca ham petrol taşınıyor. İngilizler ülkenin tüm yer altı zenginliklerini özellikle de petrol ve gazı sömürmeye devam ediyor. Ülkede zenginle fakir arasında müthiş bir uçurum var. Orta sınıf neredeyse yok gibi. Ülkenin güney bölgelerinde Hristiyan nüfus çoğunlukta, bu bölgeler Müslümanlar için oldukça güvensiz. Zaman zaman çok şiddetli çatışmaların, binlerce insanın öldürüldüğü katliamların yaşandığını öğreniyoruz.

Niger State, Ogun, Kogi, Abuja, Lagos, Nassarawa, Platteau ve Cross River State şehirlerinde, sekiz ayrı bölgede kurbanlarımız kesiliyor. Türkiye’den gönderilen kurbanlar sahiplerine ulaştırılıyor. Bayram öncesinde tüm hazırlıklarını yapmış olan partnerimiz organizasyonu başarıyla tamamlıyor. Öyle ki kesim bölgeleri belirlenmiş, görevlilerle bir iki hafta önceden toplantılar yapılmış. Yolculuğumuzun sonunda emanetleri teslim etmiş olmanın veda ediyoruz Nijerya’ya.

 

Kardeşlerimizle bayram (Mehmet Çelik)


Kigali Havaalanı’nda bizleri Ruanda Müftülüğü’nden Şeyh Yusuf karşılıyor, sevinci gözlerinden okunuyor. Orta yaşın biraz üzerinde, beş dil bilen bir kardeşimiz Şeyh Yusuf. Buradaki çalışmalarımızı müftülük ile koordineli olarak gerçekleştireceğiz. Ülkede tüm dinî hizmetler müftülük tarafından idare ediliyor. Müslümanlar devlet nezdinde itibar sahibi. Mecliste biri kadın dört Müslüman milletvekili bulunuyor.

İlk kez bir stadyumda bayram namazı kılıyorum. Binlerce kişi en güzel elbiseleri ile stada doğru tekbirler eşliğinde yürüyor. Bayram unutulmaz bir namaz karesi ile başlıyor Ruanda’da…

Kurbanlarımızın kesileceği yere geldiğimizde Mısır’dan, Ürdün’den, Cezayir’den ve daha birçok ülkeden gelen kardeşlerimizi görüyoruz, onlar da Ruandalı kardeşleri için gelmiş. Kurban kesimleri için gittiğimiz bir köyde bölge halkını bizi beklerken buluyoruz. Kurbanlarımızı sahiplerine ulaştırmanın huzuru içerisindeyiz.

Ruanda ziyaretimiz esnasında bölgede Türkiyeli hayırseverler tarafından yaptırılan bir caminin açılışına katılıyoruz. Açılışta Müftü, Devlet Başkanı’nın Müslümanlara önem verdiğini ve desteklediğini anlatıyor. 16 yıl önce katliam yaşanan ülkedeki kanaat önderleri “Müslüman öldürmez.” diyor. “Müslüman öldürmez, zina etmez, problem çıkarmaz. Müslüman temizdir, düzenlidir, hem bölgenin hem de Ruanda’nın Müslümanlara ihtiyacı var.”

 

Öyle içtendi ki kardeşlerimiz… (Ömer Faruk Tokat)


İHH’nın 2010 Kurban Organizasyonu için Senegal’deyiz. Topraktan, sazlardan inşa edilmiş köylerin, tipik Afrika tarzı kasabaların, şehirlerin ve pazar yerlerinin arasından geçiyoruz. Yollarda otobüsler ve kamyonlar rengârenk, hepsinin üzerinde Arapça dualar yazılı. 

Bayram günü büyükçe bir çadırın içine sandalyeler yerleştirilmiş. Kurban paylarını almaya gelen ihtiyaç sahipleri bu çadırda bekliyor. Program başlıyor. Şehrin ileri gelen hocalarından Baba Süleyman Ken Hoca bir konuşma yaparak İHH’ya ve Türkiyeli Müslümanlara teşekkür ediyor. Onlar teşekkür ettikçe ben mahcup oluyorum. Çünkü o kadar içten teşekkür ve dua ediyorlar ki, buna layık olup olmadığımızı düşünmekten kendimi alamıyorum.

Bir kasabadan geçerken akşam ezanı okunuyor. Önde erkekler, arkada hanımlar bir grup insan yüksek sesle zikir yaparak ve ritim tutarak camiye gidiyor. Yaklaşık 14 milyonluk Senegal nüfusunun %94’ü Müslüman.

Ziyaretimiz esnasında Gore Adası’na da gidiyoruz. Ada 19. yüzyılda köle ticaret merkezi olarak kullanılmış. Adadaki Köle Evi, köle ticaretinin tüm dehşetini gözler önüne seriyor. İki katlı binanın alt katındaki demir parmaklıklı küçücük hücrelerde ve mahzenlerde günlerce hapsedilen insanlar buradan gemilere istif edilerek Batılı ülkelere götürülmüş. Alt katın son bölümünde, koridorun sonunda yer alan ve denize açılan kapı, “dönüşü olmayan kapı” olarak adlandırılıyor.

Bir kez daha anlıyorum ki, İHH 125 ülkeye aslında sadece kurban eti götürmüyor. Bu faaliyetin manevi bereketi yanında, kurban eti neredeyse sembolik bir öğe olarak kalıyor. Senegalli bir hocanın ifadesiyle, “Türkiyeli Müslümanlar Senegal’e aynı zamanda mutluluk, muhabbet ve kardeşlik gönderiyor.”

Allah’a emanet Senegal’in coşkulu derviş Müslümanları.

 

Somali’de kalplerimiz yan yana (Adem Özköse)


Türkiye’den İHH aracılığıyla gönderilen kurbanları kardeşlerimize ulaştırmak için gittiğimiz Somali’de tam bir hafta geçirdik. Bu bir hafta içinde hem Somali’de neler olup bittiğini anlamaya çalıştık hem de devlet otoritesinin olmadığı bir ülkede İHH’nın insanlara âdeta devlet gibi hizmet ettiğine şahit olduk. İHH Somali’deki partner kuruluşu Zamzam Foundation ile birlikte su kuyuları, yetimhaneler, iş merkezleri ve okullar açarak silahların gölgesindeki ülkede büyük işler başarmış.

Somali’ye farklı gruplar hâkim olsa da ülkenin her bölgesinde kesimler yapılarak 2.600 kurban ihtiyaç sahiplerine dağıtıldı. İnsanların birkaç kilo et aldıklarında sanki dünyalar onların oluyormuşçasına mutlu oluşlarına şahitlik etmek, ekipteki tüm arkadaşlarımızın farklı duygular yaşamasına neden oldu. Ben kendi adıma bir kez daha Afrika’yı geri bırakanlara, kendi refahları için bu insanların sıkıntılar içinde yaşamalarına sebep olanlara isyan ettim.

Hagel kurban paylarının dağıtımı için gittiğimiz köylerden biri. Burada köylülere kısa bir konuşma yaparak kendilerine Türkiye halkının selamlarını ilettik. Konuşmamız sırasında orada bulunanlardan bazılarının gözyaşı döktüklerine şahit olduk. Konuşmamızın ardından bir genç yanımıza yaklaşarak, “Şimdiye kadar köylerimize hep Batılılar geliyordu. İlk defa Somali’nin dışından Müslümanlar gelerek bize yardımda bulundular. İnanın çok mutlu olduk.” dedi. Afrikalı bir gençten bu sözleri duymak hepimizi çok duygulandırdı. Ey Afrika, ey kardeşlerimizin ülkesi… Seni hiç yalnız bırakmayacağız, kalplerimiz hep yan yana, hep birlikte atacak.

 

Teşekkürler İHH (Mehmet Salih Eğridere)


Yaklaşık 11 saatlik bir yolculuktan sonra başkent Darusselam’a varıyoruz. Tanzanya’da ilk olarak yetimlerimizle buluşuyoruz. Partnerimizin organize ettiği programda kızlı erkekli 100 yetime bayramlıklarını hediye ediyoruz. On yaşlarında bir kız çocuğunun Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan programda bir yetim annesinin İHH’ya teşekkürlerini sunduğu mektup okunuyor. Vakıflar Bakanlığı’nı temsilen söz alan Osman Bey ve diğer konuşmacılar, İHH’ya teşekkürlerini iletiyor, ülkede ciddi sayıda yetim ve dul bulunduğunu anlatıyorlar.

Tanzanya kurban programımızda bölgede açılan Faruk Aktaş Okulu’nu da ziyaret ediyoruz. Bu okul imkânsızlıklar içinde bir cennet gibi.

Kurban çalışmamız kapsamında 10 köyde dağıtımlarda bulunuyoruz. Bizi her gören etrafımızı sarıyor, teşekkür etmeye çalışıyor. Bu insanların çoğu senede bir defa et görüyor.

 

Dört mevsim baharın yaşandığı ülke (Mehmet Mete)


Kurban çalışması yapmak için Uganda yolundayız. Başkent Kampala’da yemyeşil bir bitki örtüsü karşılıyor bizi. Ülkede yılın 365 günü bahar yaşanıyor. Ekvator çizgisi başkent Kampala’dan geçiyor. Köylerde henüz elektrik yok, insanların gelir düzeyleri çok çok düşük.

İki ekip hâlinde kurban kesim merkezlerini dolaşıyoruz. Kurbanlardan bir bölümü burada bize eşlik eden Ahmet Bey’in evinin yanında kesilip dağıtılıyor. Daha sonra bir camide yapılan kesimlere katılıyoruz. Cami çevresinde toplanan binlerce insana önce kavurma ikram ediliyor, ardından ailelere kurban paylarının dağıtımına geçiliyor.

Kurbanlar mahkûmlara, öğrencilere, yetim okullarına, zihinsel ve bedensel engellilere eğitim veren kurumlara dağıtılıyor. Kampala Hapishanesi’ndeki dağıtımda karşılaştığımız mahkûmların hâli içler acısı. Hapishane yönetiminin izniyle ziyaret ettiğimiz Müslüman mahkûmlara İmam Kassozi nasihat ediyor ve Hz. Yusuf kıssasını anlatıyor. Tutukluların çeşitli ihtiyaçları için İHH adına bir miktar bağışta bulunuyoruz.

Yetim okulunu ziyaretimiz de çok renkli, bir o kadar da hüzünlü geçiyor. Yüzlerce yetimin yatılı kaldığı okul hayırlı çalışmalarıyla göz dolduruyor. Öğrencilere İHH bağışçıları adına yaptığımız yardımlar da çocuklar için sevinç vesilesi oluyor.

 

Zambiya’da kurban (Ali Arıkmert)


Kurban organizasyonu vesilesi ile yolumuz önce Güney Afrika’ya, sonra Zambiya’ya düşüyor. 12 milyon nüfuslu Zambiya’da Müslümanlar nüfusun %5’ini oluşturuyor. Zambiya oldukça fakir bir ülke. Sıtma, AIDS, tüberküloz çok yaygın görülüyor. Ülke halkının önemli bir kısmı günlük bir öğün yemekle yaşıyor. İşsizliğin çok vahim boyutlarda yaşandığı ülkede gençler başı boş dolaşıyorlar.

Lusaka’da kıldığımız bayram namazının ardından kurbanlıkları almak için şehrin 70 km dışına çıkıyoruz. Küçük köyler ve ilginç köy evleri çarpıyor gözümüze. Bayramın ilk günü kurbanlıkların alım ve nakil işlemi ile geçiyor.

Bayramın ikinci günü kurbanlarımızı kesiyor ve dağıtımlarımıza başlıyoruz. Zambiya insanı çok soğukkanlı ve sakin. Birlikte o kadar iş yapıyorlar ne bir kavga ne bir tartışma, hiçbir kırgınlık yaşanmıyor. Daha ilginç olanıysa burada insanların hiç acelesi yok gibi. Kimse bir yerlere bir şeyler yetiştirmeye çalışmıyor. Kimsede stres ve gerginlik yok. Şehrin yedi ayrı bölgesinde 1.000 aileye kurban eti dağıtıyoruz. Vazifemizi tamamladıktan sonra, bu Kurban Bayramı’nı Zambiya’daki kardeşlerimizle geçirmeyi bize nasip eden Rabbimize şükredip dönüş yoluna koyuluyoruz.

 

Arnavutluk’tan huzurla döndük (Fatih Sinan)


1468’den 1912’ye kadar Osmanlı yönetiminde bulunan ülkede çoğu tahrip edilmiş olsa da Osmanlı izleri ile karşılaşmak mümkün. Enver Hoca döneminde binlerce tarihî caminin ve yüzlerce kilisenin yıkıldığını öğreniyoruz. Halkın yaklaşık %75’ini Müslümanların oluşturduğu Arnavutluk, 1991’de sosyalist rejimin çöküşünün ardından Batılı misyoner kurumların âdeta hücumuna uğramış.

Bayram, Arnavutçada da “bayram” olarak ifade ediliyor; işte bizi birleştiren, birbirimize bağlayan kelime… Bayram namazımızı tamamı Müslüman olan 160 haneli Mushkita köyünde kılıyor, ardından köylülerle bayramlaşıp hasbihâl ediyoruz.

Ülkenin kuzeyinde bulunan Klos beldesinde, ardından bir başka dağ köyünde ve Tiran’a giderken yaptığımız dağıtımlarda kardeş Türkiye halkının selamlarını iletiyoruz Arnavut halkına. Kurban paketlerini alan ihtiyaç sahiplerinin yüzünde oluşan tebessüm, içimize işliyor ve tüm yorgunluğumuzu unutturuyor.

Yetim çocuklarımız için Tiran’daki kardeş kurumumuzun merkezinde bir program yapıyoruz. Her bir çocuk için özenle hazırlanmış ve çocukların yaş grubuna göre tasnif edilmiş olan hediye paketlerini tek tek takdim ediyoruz. Çocuklar selam verişleri ve özgüvenli tavırları ile bizi kendilerine hayran bırakıyorlar. Her biriyle fotoğraf çektiriyor, gözlerinden öpüyoruz. Çalışmalarımız, ziyaretimiz daha bir anlamlı, daha bir dolu görünüyor şimdi bizlere.

 

Evimizde gibiyiz (Nehir Aydın Gökduman)


Bosna’ya varır varmaz, ayağımızın tozuyla iki şehit evini ziyarete gidiyoruz. Uzaktan gelenler ve ev sahiplerinin tatlı telaşıyla ortalığın bayram yerine döndüğü bu evlerde tanışıyoruz Bosna’yla. Ertesi sabah erkenden bayram namazının kılınacağı Osmanlı mimarisi Gazi Hüsrev Bey Camii’ne gidiyoruz. Cami bahçesi ve Başçarşı’ya açılan sokak oldukça kalabalık. İçerisi ise iğne atılsa yere düşmeyecek kadar yoğun. Çocukların başlarındaki renkli Osmanlı fesleri gözümüze takılıyor. Özel günlerde fes takmanın burada Osmanlı’ya olan hürmeti ve özlemi simgeleyen bir gelenek olduğunu öğreniyoruz. Cemaatin arasında Aliya İzzetbegoviç’in oğlu Cumhurbaşkanı Bakir İzzetbegoviç de bulunuyor.

Ardından Doboy’a giderek hem kurban eti dağıtımı yapıyor hem de burada bulunan kimsesiz, yaşlı ve çocukların kaldığı Duye Barınma Merkezi’ni ziyaret edip bayram paketlerini takdim ediyoruz. Hediye paketini alan, sanki kendine dünyalar bağışlanmış gibi mutlu oluyor.

Ve istikamet Srebrenitsa. Srebrenitsa’ya giderken yol boyunca yine önceden tespit edilmiş yoksul ailelere kurban eti dağıtımı yapıyoruz. Ayrıca çocuklar için, içerisinde ayakkabı, mont gibi kışlık giyecekler ile çeşitli yiyeceklerin bulunduğu yardım paketlerini bırakıyoruz. Gözlerimiz her yanda kurşun izlerine, atılan bombalarla harabeye dönen evlere takılıyor. Srebrenitsa’da savaş sırasında erkeklerin büyük kısmı katledilmiş olduğu için erkek nüfusun sayısı oldukça az. Köylerde yaşlı nineler, babasız yetimler karşılıyor bizi.

 

Kapıları çalıyoruz birer birer (Salih Gültekin)


Karadağ 2006 yılında bağımsızlığını kazanmış genç bir ülke. Ülkede Müslümanların oranı %25 ve bunlar Boşnak ve Arnavut kardeşlerimiz. Yönetimde Müslümanların pek bir ağırlığı yok. Karadağ, özellikle de Ulsin şehri, güzel sahilleriyle Avrupa’nın turizm cenneti niteliğinde. Müslümanların öncelikle cami inşası ve eğitim alanında desteklenmeye ihtiyacı var.

Fecrin ilk ışıklarıyla birlikte Karadağ’da bir bayram sabahına uyandık. Sabah namazı ve daha sonra bayram namazını Karadağlı Müslüman kardeşlerimizle eda ettik. Birbirimizi hiç tanımasak da muhabbetle bayramlaşıp kucaklaştık. Ardından şehrin biraz dışında özel ayarlanmış güzel bir bahçede kurbanlıkların kesim işlemine katıldık.

Bayramın ikinci günü merkezde yaşayan birkaç yetim ailesini ziyaret edip kurban eti bıraktık. Ardından, Ulsin’in çevre köylerine doğru adım adım bir yolculuğa çıktık. Yeşil dağlar, derin vadiler içine kurulmuş evler, kiliseler, camiler… Şehir merkezinden uzaklaştıkça yoksulluk kendini hissettirmeye başladı. Gün boyu kapılar çaldık, dağıtımlar yaptık. Şaşırıyordu her yüz; “Türkiye’den geldik, kurban eti getirdik, selam getirdik.” dediğimizde. Karadağlı kardeşlerimizin yanında olmanın, onlarla bir bayram geçirmenin mutluluğu ile Türkiye’ye döndük. Karadağ, yine geleceğiz, yine görüşeceğiz…

 

Yüz yıllık yalnızlıktan, yüzyılın bayramına (İsmail Halis)


İHH bu yıl 125 ülkede ve bölgede, ben de İHH ile birlikte Kosova’dayım. Çok değil, sadece 11 yıl önce, şu baktığım yollarda, vadilerde, tarlalarda yaşananların sesi geliyor sanki kulaklarıma. Amerika, Avrupa Birliği ve Kosova bayrakları altındaki bir Osmanlı şehrindeyiz.

Camiler genç Arnavutlarla dolu. Şehir meydanına ulaştığınızda, Kosova’nın yaşayan ruhu, fütüvvet geleneğinin güncellenmiş halkası AKEA’nın bayram kutlamasını, ikramını, çocuklarını ve coşkusunu gördüğünüzde “buradayım” diyorsunuz. Buradayız, buradaydılar asırlar boyu… Fakat çelik zırhlı cipleri, silahları ve hiç çıkarmadıkları güneş gözlükleri ile KFOR askerleri, onlar da burada.

Prizren… Oraya da mutlaka gidilmeli. “Bir Osmanlı şehrini bile yaşatamadık.” cümlesi burada tarih oluyor. Tarih burada hayat buluyor. Köprüler, camiler, tekkeler ve evler, yolunuzu Arasta’ya çıkartıyor. Osmanlı burada, şehrin ortasından akan nehre benzeyen bir şiir oluyor. Ve kurban, ve yetimler…

Ülkede işsizlik %40. Her aileden en az bir kişi yurt dışında. Toplam nüfusun neredeyse %60’ı Avrupa’da. Alkolsüz restoran yok gibi. Fakat etlerin tamamı helal. Kosova Avrupa’nın nüfus artış oranı en yüksek ülkesi. Sırp nüfus Mitrovitsa dışında yok denecek kadar az olmasına karşın her şehirde, hatta bazı Sırp köylerinde bulunan kiliselerin yanında, büyük kilise inşaatları yükselmekte.

İHH’nın partner kurumu olan AKEA’nın organizasyonuyla ihtiyaç sahipleri incitilmeksizin kurban payları dağıtılıyor.

Uçak kalkacak birazdan. Priştina’nın birkaç kilometre uzağında yer alan Sultan Murat Hüdavendigar’ın türbesine düşen yağmur damlaları ile Bursa’daki Sultan Murat türbesine düşen yağmur damlaları, İstanbul’a iner inmez düşer mi benim de yüzüme?..

 

Macaristan’da kurban (Abdülhamit Hacıhasanoğlu)


İHH, kurban çalışması için Macaristan’a ikinci kez gidiyor. Osmanlı’nın 150 yıl adaletle hükmettiği ülkede, Budapeşte’nin en kalabalık cemaatinin katıldığı bayram namazına dâhil oluyoruz. Burada da başka birçok yerde olduğu gibi bayram namazına aileleriyle gelen çocuklara hediyeler veriliyor. Tam bir bayram havası yaşıyoruz. Biz de çocuklara yanımızda getirdiğimiz şeker ve balonlardan hediye ediyoruz. Cemaatin hepsini alacak büyüklükte bir cami olmadığı için bir spor salonu kiralanmış. Namazımızı eda ettikten sonra kardeşlerimizle bayramlaşıyoruz.

Macaristan’da Müslüman kardeşlerimiz ayakta kalabilmek için büyük mücadele veriyorlar; ya maddi imkânsızlıklar nedeniyle evlerine aylarca et girmiyor ya da yaşadıkları yerlerde helal et bulmaları mümkün olmuyor.

İHH’nın bölgelerin ihtiyaçlarına yönelik yardım çalışmaları da devam ediyor. Bu çerçevede gerçekleştirilen Macarca Kur’an-ı Kerim projesi de tamamlanmış durumda. Macaristan’da Kur’an-ı Kerim’i okuyup anlamak isteyenlerin sayısının hızla artması üzerine gelen talepleri değerlendiren İHH, Macaristan’da kurulan tercüme komisyonunun titiz çalışması sonucunda ortaya konan Macarca Kur’an-ı Kerim meali ve tefsirinin basımını gerçekleştirdi. Çalışma Macaristan’da büyük yankı uyandırdı.

 

Osmanlı’nın kadim mirası (F. Eyyüp Koca)


Üsküp ne kadar bizden ve biz ondan ne kadar az haberdarız?.. Balkanların Bursa’sı, bizleri geçmişe götürerek yüreklerimizi okşayan Osmanlı’nın kadim hatırası Üsküp… 1991 yılında Yugoslavya’dan ayrıldıktan sonra diğer Balkan devletleri gibi savaşlar, yıkımlar ve göçler yaşamış olan Makedonya’da bayram namazımızı tarihî Üsküp Çarşısı’ndaki Murat Paşa Camii’nde kılıyoruz. Cami tıklım tıklım; cemaat sokaklara taşmış. Namazdan sonra cemaatle dışarıda bayramlaşıyoruz. Bayram namazı sonrası Makedonyalı Türklerin evlerinde aile fertleri toplanır, “bayram kuşluğu” adı verilen bayram yemeği yenirmiş. Biz de bu geleneğe dâhil olup kuşluk vaktinde bir ağabeyimizin evine misafir oluyoruz.

Sırp sınırındaki tek Müslüman köy olarak kalan Sopot köyünde, Doğu Makedonya’da bulunan ve 900 Roman Müslüman’ın yaşadığı Gradaşor köyünde, ayrıca Vasilo ve Bansko köyleri ile çok az bir Müslüman Türk nüfusun kaldığı Köprülü şehrinde dağıtıyoruz kurbanlarımızı. Kimi köylerde cami için lojman talep ediyorlar ve bu sayede bir imamları olabileceğini söylüyorlar, kiminde ise kendi imkânlarıyla inşa ettikleri mescitleri için umumi tuvalet ve abdesthanelerinin bulunmadığından yakınıyorlar. Programımız kapsamında Kumanova’daki yetimleri de ziyaret ediyor, yardımlarda bulunuyoruz. 

Rengi, dili ve ırkı ne olursa olsun mazluma bakışımız tekleşiyor ve yetim her daim emanetimiz oluyor. Üsküp’ten ayrılmak kolay değil ama biliyoruz ki mesafelerin uzunluğu sevgiyi ve kardeşliği gölgeleyemiyor.

 

Polonya’daki ilk bayramımız (Osman Atalay)


Polonya’da 1.000 kadar Polonyalı Müslüman’ın yanı sıra 14. yüzyılda Litvanya’dan buraya göç etmiş olan yaklaşık 5.000 civarında Müslüman Tatar yaşıyor. Ülkede ayrıca İslam dünyasından ticaret veya eğitim amacıyla gelip buraya yerleşen yaklaşık 25.000 Müslüman bulunuyor.

Bayram namazımızı kılmak üzere Bialystok İslam Birliği Merkezi’ne gidiyoruz. İki katlı merkezin giriş katı mescit olarak düzenlenmiş. Sabahın erken saatlerinde, çoğunluğu orta yaş üstü olan erkek ve kadınlar ellerinde poşetlerle mescide gelmeye başlıyor. Evlerinden getirdikleri şekerleri, çikolataları, kek, tatlı ve kurabiyeleri birbirlerine ikram ediyorlar. Ardından imamın bayram vaazını dinliyoruz. Vaazın bitiminde ilahiler söyleniyor ve sonrasında hep birlikte bayram namazımızı kılıyoruz. Ve bayramlaşma başlıyor. Herkes birbiriyle hem sohbet ediyor hem de hasret gideriyor.

Bayramın ikinci günü Tatar kardeşlerimize yönelik dağıtımlarımızı tamamladıktan sonra ertesi gün Çeçen mülteci kampına gidiyoruz.

Ziyaretimiz süresince Müslümanların iletişimlerinin kopuk olması, İslam dünyası ile güçlü bağlar kurulamaması ve gittikçe asimile olmaları gibi sorunlar üzerine birlikte kafa yorduğumuz Tatar kardeşlerimizden, Ramazan’da kuracağımız iftar sofralarında buluşmak üzere ayrılıyoruz.

 

Şölen gibi bir bayram (Özcan Soylu)


İnsanların en huzurlu zamanlarını Osmanlı döneminde yaşadıkları ve sürekli o döneme özlem duydukları Sancak’tayız. Heyecanlıyız burada olduğumuz için. Bayram namazı için Delimece’de yaptırılan Balkanların en uzun minareli camisine gidiyoruz. Namazın ardından 7-8 yaşlarındaki kız çocukları koro hâlinde ilahiler söylemeye başlıyorlar. Daha sonra 15-16 yaşında delikanlılar, bildiğimiz ilahileri Boşnakça söyleyerek bizi mest ediyorlar. İlahilerin ardından Müftü Bey’in bayram vaazını dinliyoruz. Topluca yapılan bayramlaşmadan sonra kurbanlarımızın kesimine iştirak ediyoruz.

Küçük bir Anadolu şehrini andıran Novi Pazar’a geçiyoruz. Bayram sevincini insanların yüzlerinden okumak mümkün. Akşam Müftü’nün bayram vaazını dinlemek için partner kurumumuzun merkezinde toplanıyoruz. Daha sonra birlikte şehir meydanına gidiyoruz. Sanki evlerde kimse kalmamış, herkes meydana hücum etmiş gibi bir kalabalık. Derken havai fişek gösterisi başlıyor. O zaman anlıyoruz ki bayram Sancak’ta tam bir şölen hâlinde kutlanıyor

 

Haiti’de hayat… (Abdullah Camioğlu)


Batılılar tarafından keşfedilmesiyle önce köleliğin sonra ise sömürge sisteminin insanı hiçleştirdiği, Afrikalı fakat Afrika’da olmayan Haiti, 1915 yılından 1934 yılına kadar Amerikan işgali altında kalmış ve günümüze kadar iç savaşlar, darbeler ve katliamların sıkça yaşandığı bir yer olmuş. Toplam 10 milyon nüfusa sahip olan ve Batı yarımkürenin en fakir ülkesi durumundaki Haiti’ye ilk ayak bastığımızda elektriğin olmadığını fark ediyoruz. Sokaklar ve caddeler gece gündüz insanlarla dolu. Hemen her boş alanda el ve yer tezgâhlarında bir şeyler satanlara rastlıyoruz. Kim eline ne geçmişse onu satıyor; birkaç tane patates, 5-6 tane mango… Etrafta nereden geldiği belli olmayan pis suların aktığı ve insanların çıplak ayaklarla bu sulara bastığı, sağda solda çöp dağlarının yükseldiği ülkede kolera oldukça yaygın. 10 ay önce meydana gelen ve 200.000 insanın yaşamını yitirdiği büyük depremden sonra hayat hâlen normale dönmemiş. Her yer enkazla dolu ve ülke büyük bir toz duman bulutu içerisinde. Enkazın altında hâlâ cesetlerin bulunduğu, depremden kurtulanların barınması için ise henüz kalıcı konutların inşa edilmediği Haiti’nin başkenti Port-au-Prince’te  halkın %80’i çadır kentlerde yaşıyor. Adım başı elektrik ve suyu olmayan çadır kentler…Buralarda yaşayan insanlar hem güvenlik sorunu yaşıyor hem de ülke güvenliği ve huzuru için büyük bir tehdit oluşturuyor.

Haiti’de ihtiyaç sahiplerine ve yetimlere Türkiyeli hayırseverlerin gönderdiği nakdi yardımları teslim ediyoruz. Ayrıca kolera salgını için beraberimizde getirdiğimiz kolilerce ilacı da hasta insanlara ulaştırıyoruz. Kurbanlarımızı dualarla kesiyor ve başkentteki üç caminin tamamında dağıtıyoruz. Bir caminin yanındaki çadır kampta kalan herkes kurban bereketinden payını alıyor. İHH’nın Haiti’de baktığı yetimleri de ziyaret edip buradaki üç yetimhanenin bütün ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyoruz. Bu hayırlı işin bize nasip olmasından dolayı şükürler ederek tamamlıyoruz görevimizi.

 

Mülteci ve yetimlerle bir bayram (Hüseyin Öztürk)


Kutupalong, Arakanlı mültecilerin Bangladeş’te barındıkları en büyük kamp. Burada 35.000 kişi yaşıyor. Resmî ve gayriresmî Kutupalong kampları çaresiz, umutsuz bir bekleyişin simgesi durumunda. Vatandaş olabilmeyi bırakın, buradaki Arakanlılar için mülteci statüsüne sahip olabilmek bile çok ciddi bir sorun. Ziyaret için izin alabildiğimiz Leda Kampı’nda ise 11.000 Arakanlı yaşıyor. Bunlardan önemli bir kısmı, kampın 16 yıllık tarihinde gözlerini hayata burada açmış çocuklar... Leda Kampı’na yoksulluğun ve mahrumiyetin ağır kokusu sinmiş. Aç insanlar, giyecek elbisesi dahi olmayan çocuklarla dolu burası... Hepsi güzel yüzlü olan bu çocuklara küçük hediyeler dağıtıyoruz. Muslim Aid’in Leda Kampı sorumlusu, kampa en fazla yardım eden kurumun İHH olduğunu söylüyor. Kesilen kurbanları ailelere dağıttıktan sonra ayrılıyoruz kamptan. Yetimler için bayramlık kıyafet dağıtımları, buradaki bir diğer önemli görevimiz. İHH tarafından yaptırılan Daru’l İman Yetimhanesi’nde çocuklar ellerinde güller ve dillerinde ilahilerle karşılıyorlar bizi. Kurbanlar kesiliyor, yetimler giydiriliyor. Ve karşılıklı dualarla ayrılıyoruz Daru’l İman’ın cennet kokulu atmosferinden. Diğer cennet kokulu mekânlara; Daru’l Buhari, Ulumuddin ve

Darusselam yetimhanelerine doğru yol alıyoruz. Ülkemize dönerken, yürümeye başladığımız yolun ne kadar uzun ve meşakkatli olduğunu anlıyoruz bir defa daha.

 

Bangladeş’te kurban (Nuri Yıldız)


Başkent Dakka’ya ayak bastığımızda bizi ilk olarak yoğun bir nem ve bu durumun sebep olduğu ağır bir koku karşılıyor. Yollar çok kalabalık. Bayram alışverişi yapan insanlar, dilenciler, arabalar, bisikletli tek kişilik taşıma araçları…

Bayramın birinci günü bir namazgâhın yolunu tutuyoruz. Burada bayram ve cuma namazları namazgâhlarda kılınıyor. Gittiğimiz namazgâh yaklaşık 50.000 kişi alıyor. Cumhurbaşkanı ve devlet başkanının da katıldığı bayram namazını burada hatırı sayılan yaşlı bir imam kıldırıyor. Namazdan sonra okunan dua ve hutbedeki konuşmalar cemaatin bir kısmını ağlatıyor. Sadece Dakka’da dört kurban kesim merkezi var. İhtiyaç sahiplerine daha önceden dağıtılan biletler kontrol edilerek kurban payları teslim ediliyor.

Dakka’da çok olumsuz şartlarda yaşam mücadelesi veren Pakistanlıların kaldığı mülteci bölgeleri ile yine Dakka’da ve Cassura’da bulunan çeşitli yetimhanelere kurban eti götürüyoruz. Yetimhaneleri geziyor, düzensiz ve yetersiz beslendikleri her hâllerinden belli olan çocukların yaptıkları çalışmalara katılıyor, onlarla oyunlar oynuyor, şeker ve balonlar dağıtıyoruz. İHH’nın yaptırdığı Togra Yetimhanesi ise burada gördüğümüz en güzel ve düzenli yer.

Kasırgalardan etkilenen bölgelere de gidiyoruz. Khulna’ya bağlı Koyra bölgesi iki defa üst üste kasırgaya maruz kalmış. Burada evlerin büyük bir bölümü sular altında kalmış ve sular hâlâ tam olarak çekilmiş değil. Evleri kasırgadan etkilenen aileler kendilerine yol kenarlarında ağaç dallarından ve yapraklardan yaptıkları küçücük kulübelerde yaşamaya çalışıyor. İkinci bir elbiseleri bulunmayan bu insanların basit birkaç parça bez sergi ve su kabı dışında eşyaları da yok. Bir sonraki öğün için yiyecek bir şey bulabilmeleri bile çok zor. Hayatın en zor olanını bu bölge insanı yaşıyor olmalı. 5.000’den fazla kişiye dağıtım yaptığımız ülkeden ayrılırken buraya daha ne çok yardım gerektiğini düşünüyoruz. 


Güler yüzlü insanlar diyarı (Halil İbrahim Çinkılıç)


Kurban seferimiz başlıyor. Adı “Uzak Doğu” konulan, ancak aslında gönüllerimizin hemen yanı başında olan bir diyara gidiyoruz. Pol Pot’un 1997 yılına kadar devam eden 22 yıllık iktidarı boyunca çok büyük katliamlar, zulümler gerçekleştirdiği, bütün “düşünce suçluları”nın yanı sıra Müslümanların da çok zarar gördüğü ülkede, bu dönemde yüzlerce cami ve medrese yıkılmış, başta din adamları olmak üzere binlerce Müslüman şehit edilmiş. 90 yıl süren Fransa sömürgesi ve 22 yıllık komünist dönemi, ülkenin fakirliğinin ve geri kalmışlığının en büyük nedeni.

14 milyonluk nüfusun %95’inin Budist olduğu ülkede 600.000 kadar Müslüman var. Kamboçya, sanki büyük bir ormanın içinde kurulu gibi; yemyeşil bir doğaya ve düzlük bir coğrafyaya sahip. 2 milyon nüfuslu başkent Phnom Penh’te yollar oldukça kalabalık ve bu kalabalığın büyük bir kısmını motosikletler oluşturuyor. Herkesin terlikle dolaştığı şehirde yollar da binalar da oldukça eski. Şehirde sadece iki cami var.

Kurbanlarımızı Battambang, Siem Reap ve Koh Kong vilayetlerinde kesiyoruz. Buralara bağlı köylerde köy halkıyla bayramlaşıyor, sohbetler ediyor, birlikte namaz kılıyor, sorunlarını dinliyor; çocuklara bayram harçlığı, balon ve şeker dağıtıyor, ziyaret ettiğimiz cami ve medreselere yardımda bulunuyoruz.

Ve sürekli tebessüm eden, birbirlerine ve yabancılara karşı oldukça saygılı olan Kamboçya halkına veda ediyoruz.

 

Pakistan’ın gülen yüzü (Ayşe Olgun)


Pakistan’daki kurban çalışmamıza her yıl olduğu gibi bu yıl da ülkenin en büyük cezaevi olan Adyala Cezaevi’ni ziyaret ederek başlıyoruz. Ülkedeki kanunlara göre belli suçlardan mahkûm olan insanlar bayram dönemlerinde belli bir miktar para karşılığı serbest kalabiliyorlar. Ancak maddi imkânsızlıklar nedeniyle bu cezayı ödeyemeyen pek çok tutuklu var. 10 mahkûmun para cezasını ödeyerek özgür kalmalarına vesile oluyoruz.

Bayram YardımıBağış Yap