Federal başkent: İslamabad. Ayrıca ülkede eyalet sistemi olduğu için dört de eyalet başkenti vardır: Lahor, Karaçi, Peşaver ve Kuvetta
Yönetim şekli: Federalizm, Başkanlık tipi Cumhuriyet
Bağımsızlık tarihi: 14 Ağustos 1947
Nüfus: 170.404.500
Yüz ölçümü: 803.940 km²
Başlıca şehirleri: İslamabad, Karaçi, Lahor, Ravalpindi, Haydarabad, Multan, Peşaver, Kuvetta.
Etnik durum: %60 Pencaplı, %11 Sindli, %9 Peştun, %6,3 Urduca konuşanlar, %6 Jatlar, %2,6 Beluciler ve diğer.
Dil: Urduca (resmî),İngilizce (resmî) ve diğer etnik diller.
Din: İslam %97, Hristiyanlık, Hinduizm ve diğer %3.
Doğal kaynaklar: Tarım arazileri, doğal gaz, sınırlı petrol yatakları, kömür, demir, bakır, tuz, kireçtaşı.
İklim: Ülkenin büyük bölümünde sıcak ve kuru çöl iklimi hâkimdir. Kuzeybatıda ılıman, kuzeyde arktik iklim tipleri görülür.
Şenol Öztürk
Pakistan’da temmuz ayı başında meydana gelen ve 400.000 insanın evsiz kaldığı sel felaketinin ardından acil yardım çalışması için ekip hâlinde yola koyuluyoruz. Özellikle 2005 yılında yaşanan depremden sonra İHH’nın ülkenin kuzeyinde yaptığı ve hâlen devam eden kalıcı yardım çalışmalarından dolayı artık Pakistan’la komşu ülke gibiyiz.
İlk olarak Karaçi şehrine iniyoruz. Vakit gece yarısı olmasına rağmen insanı boğan çok sıcak ve nemli bir ortamda buluyoruz kendimizi. Havaalanından otele giderken saat gece yarısı 03.00 suları olmasına karşılık yollarda gündüz trafiğine yakın sayıda araç görmek bizi oldukça şaşırtıyor. Sonradan öğreniyoruz ki özellikle güney kesimde yaşayanlar, öğleden sonra sıcaklardan dolayı evlerinde dinleniyor ve akşam güneş battıktan sonra tekrardan işlerinin başına dönüp gece boyunca çalışıyorlarmış.
Karaçi, Pakistan’ın güneyinde, Hint Okyanusu’na kıyısı bulunan bir liman şehri ve ülkenin ekonomik olarak en canlı ticaret merkezi. Türkiye için İstanbul neyse, Pakistan için de Karaçi o. Bölge, çok sıcak ve nemli bir iklime sahip. Ayrıca çok büyük ve dağınık, karmakarışık bir görünümü var. Her yer şantiyelerle dolu. Çok eski bir şehir olduğundan sanki her tarafı tamir ediliyormuş gibi gözüküyor. Nüfusunun 20 milyon civarında olduğunu öğreniyoruz.
Sel yardımı için gideceğimiz ilk yer Sind eyaletinin Kamber bölgesinde bulunan Şedad Kot şehri. Uçak ayarlayamadığımız için şehre taksi kiralayarak gidiyoruz. Çok yorucu ama ülkeyi tanımak açısından bir o kadar da yararlı bir seyahat oluyor bizim için. Karaçi çok kalabalık ve düzensiz bir şehir olsa da bildiğimiz anlamda altyapısı olan; yollara, caddelere ve düzenli binalara sahip bir şehir. Ama gördüğümüz kadarıyla Pakistan’da bu özelliklere sahip şehir sayısı çok fazla değil. Bunu güneyden iç kesimlere doğru ilerlerken gözlemliyoruz. Ülkenin özellikle iç ve kırsal kesimlerinde kanalizasyon sistemi yok. Birçok yerde kanalizasyon suları üstü açık kanallardan akıyor. Evler kerpiçten yapılmış. Sokak ve caddelerdeki temizlik anlayışı bizdekinden çok farklı. Fakirlik insanların ellerinden, yüzlerinden, elbiselerinden okunuyor.
Kamber bölgesinde çoğunlukla Pakistanlıların en önemli yiyeceği olan pirinç yetiştiriliyor. Yol kenarlarında sağlı sollu çeltik tarlaları uzanıyor. Öğlene doğru sel felaketinin şiddetli olarak yaşandığı Şedad Kot şehrine varıyoruz. Sel suları henüz çekilmemiş olduğundan yerleşim yerlerine sadece helikopterlerle ulaşılabiliyor. Evleri sular altında kalan binlerce insan, şehirlerarası yolun iki yanına kurulmuş tente ve çadırlarda yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Yiyecek, su ve tıbbi bakım ihtiyacı had safhada. Burada 500 aileye gıda paketi dağıtıyor ve bölgeden ayrılıyoruz.
Ertesi sabah, yardım dağıtacağımız ikinci yer olan Belucistan’daki Türbet şehrine doğru yola çıkıyoruz. Önce Gwadar şehrine iniyoruz. Gwadar, deniz kenarında ve geleceği çok parlak bir şehir. Burası için “Pakistan’ın Dubai’si olacak” deniyor. Kiraladığımız bir arazi aracı ile Türbet’e doğru yola koyuluyoruz. 200 km’den uzun olan yolun büyük bir kısmı asfalt değil. Dağlık ve engebeli bir arazi boyunca dört saatten fazla süren bir yolculuğun ardından Türbet’e varıyoruz. Burası İran sınırına yakın bir bölge ve gerçek bir çöl, bambaşka bir Pakistan. Öğrendiğimize göre buralarda tarım ve daha çok hayvancılıkla geçinen aileler, çocuklarını okula dahi göndermiyormuş. Bu nedenle de buradaki geri kalmışlık öyle kolay kolay çözülecek gibi görünmüyor. Sel felaketinden etkilenen aileler evlerini kullanamadıklarından devlet tarafından kurulmuş çadır kamplarda yaşıyorlar. Fakat buradaki çadırlar, önü ve arkası açık tenteden ibaret. Kamplar çok geniş bir araziye kurulmuş olduklarından aralarında epey bir mesafe var. Bazı çadır kamplarında köylülerle sohbet ediyor ve onların dertlerini dinliyoruz. Bu kamplarda yiyecek, temiz su ve sağlık hizmetlerine ihtiyaç var
Belucistan’da Sindh eyaletinin aksine sel suları çekilmiş durumda. Köylerin hemen hemen tamamının yok olduğu bölgede geleneksel su kaynakları ve hurma tarlaları da tamamıyla tahrip olmuş. Bu sene burada mahsul yok. Köylülerin sahip oldukları hayvanların büyük bir kısmı da sele kapılarak telef olmuş.
Ertesi gün çadır kamplardaki 600 aileye gıda dağıtımı yaparak bölgeden ayrılıyoruz. Partner kuruluşumuz Khubaib Foundation ile yaptığımız bu ziyaretler ve yardım çalışmaları sadece bir başlangıç. Bölgede tam donanımlı beş çadır kampı kurmaya ve tıbbi yardım desteği yapmaya karar veriyoruz.
Bu çalışmanın ardından vakfımızın bölgede gerçekleştirdiği bazı projeleri görmek amacıyla İslamabad’a doğru yola çıkıyoruz. İslamabad’a vardığımızda Lal Mescidi baskını henüz yeni yaşandığı için bu katliamdan sonra çocuklarına ulaşamayan ailelerle görüşme fırsatı buluyoruz. Gördüğümüz kadarıyla Lal Mescidi’nde yaşanan katliam, Pakistan halkının kalbine saplanmış bir hançer olarak uzun yıllar toplum vicdanında yer edecek bir vakıa. Binlerce aile, hâlâ çocuğunun yaşayıp yaşamadığından habersiz…
İslamabad’dan sonra, tamamlanan projelerimizi yerinde görmek için daha kuzeye geçiyoruz. Burada Türk halkının bağışlarıyla yapılan yetimhanelerimizi, okullarımızı, köylerimizi, hastanelerimizi ve camilerimizi gördükçe Allah’a sonsuz şükürler ediyoruz. Buradaki okul ve yetimhanelerimiz gerçekten tam donanımlı eğitim kurumları. Depremden sonra bölgeye gelen çoğu kuruluş ülkesine geri döndüğü hâlde İHH’nın kalıcı projeleriyle ve kurduğu tesislerle hâlâ orada olması mutluluk verici.
Pakistan’da dikkatimizi çeken hususlardan biri de ülke genelinde sokaklar olabildiğince kirli ve zengin semtlerdekiler hariç evler de son derece bakımsızken, mescit ve camiler bulundukları bölgelerdeki en temiz ve bakımlı yapılar.
Ülkenin en bakımlı ve gösterişli şehri, 1970’lerde yapılanan İslamabad. Başkent daha önceleri Karaçi iken; planlı, bakımlı ve temiz bir başkent için İslamabad inşa edilmiş. Fakat İslamabad’ın hemen dışında bu tablo bozuluyor ve ülkenin acı gerçeği ile karşılaşılıyor. Ülke gerçekten çok fakir. Bunu sokaklardan, evlerden, insanlardan anlamak mümkün. İslamabad’ın şatafatlı evlerine karşın ülkenin geri kalan kısmının neredeyse tamamı çamurdan ve kerpiçten yapılmış evlerle kaplı ve insanların büyük çoğunluğu ya aylık 50 dolar civarında maaşla çalışmakta veya sokak kenarlarında gıda maddeleri satarak geçinmekte.
Pakistan programımızı nihayete erdirirken sel nedeniyle sıkıntı içerisinde olan on binlerce insana destek olabilmenin verdiği huzurla ülkemize dönüyoruz.
*Bu yazı 2007 yılında yaşanan sel afeti nedeniyle bölgeye ulaşan İHH Asya Koordinatörü Şenol Öztürk tarafından kaleme alınmıştır.