Reşat Başer
Hayır yolculuğuna hazırlık
Bereket ayına, Atlantik Okyanusu’nun kıyısında, sömürge sonrasında ayakları üzere durmaya çalışan siyah tenli inci yürekli insanların diyarında başlamak üzere yola çıkıyoruz. Bölge hakkında okumalar yaparak ve daha önce bölgeye giden arkadaşlarımızdan bilgiler alarak Gine’yi araştırıyoruz, inceliyoruz, Gine’deki kardeşlerimiz için daha fazla neler yapabileceğimizi sorguluyoruz. Uzun yıllar zulmü altında kaldıkları Fransızlar tarafından sömürülmüş, yeraltı ve yer üstü kaynaklarından istifade edilmiş olduğuna, sonrasında özgürlük adı altında sömürgenin hâlen devam ettiğine şahit oluyoruz. Resmî dilleri Fransızca olan Gineliler, kendi aralarındaki irtibatı da Fransızca kurmak zorunda kalıyorlar. Mevcut olan kabile dilleri ise kabile içinde konuşulabiliyor. Anlaşılıyor ki Fransızca dışında bu insanları birbirine bağlayan ortak bir dilleri yok. Şayet inançları da onları bağlamazsa birbirlerine karşı mücadele etmeleri işten bile değil.
Yolculuk için çantalarımızı kontrol ederken, bir yandan da bölge sorumlusu arkadaşımızdan son bilgileri alıyoruz. Sarıhumma aşımızı son anda olmamız hepimizi biraz tedirgin ediyoruz. Ekibimizde Anadolu kokusu hâkim: Van’dan 100. Yıl Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Özkan Ünal, Ankara’dan Birol Baysal, Antalya’dan Sadık Çınar ile hayır seferine çıkmak üzere hazırlanıyoruz. Hepimizin ortak yolu ise ilk defa gideceğimiz Afrika yolculuğu olacak. Şüphesiz karşılaşacağımız manzaralar bize çok şey katacak.

Derin hissiyatla dolu bir yolculuk
Pasaportlarımız elimizde, dış hatlarda Morocco Air havayollarının önünde sıramızı bekliyoruz. Uçağa girerken beş saatlik yolculuğun heyecanının yanında farklı bir düşünce zihnimi bir anda kuşatıveriyor. Bir süre önce yine bir hayır seferine yolcu ettiğim, uzun yıllar beraber olduğum ve üzerimde çokça emeği olan değerli ağabeyim Bahattin Yıldız ve çalışma arkadaşımdan öte kardeşim olan Faruk Aktaş’ı son yolculuklarına uğurlamış olmanın hüznüyle ilerliyorum. Bahattin Ağabey, “Afgan Havayolları bizi yedeğe aldı, binemiyoruz, bizi geri al.” demişti. Geri almak için yolda seyrederken Bahattin Ağabey araya birilerinin girdiğini -Araya girenler meleklerdi sanırım.- ve sonunda uçağa doğru gittiklerini söylemişti. Yetimlerin başlarını okşamak ve onlara barınacakları, aile havası soluyacakları bir yuva inşa etmek üzere yol alan iki güzide ağabeyimizin rotası bir anda cennete yönelmişti. Şimdi bu ruh hâliyle uçaktayım ve hayır seferi için bulutların arasında yol alıyoruz. Bulutlar ilahi emir ile bize yol açıyor, tüm saflıkları ile üstlerinde süzülüyoruz. Ülkeler aşıyoruz. Yunanistan, İtalya, adaların üstünden geçiyoruz ve Endülüs’ün; İslam’ın uzun yıllar hüküm sürdüğü, adaletin inşa edildiği toprakların üstündeyiz.
Casablanca aktarması
Fas’ın Afrika’ya dağıtım ağı olan şehri Casablanca’dayız. Afrika’nın hemen her köşesine ve Avrupa’nın geneline yapılan uçuşları ile Afrika kıtasının Avrupa ile bağlantısı buradan kuruluyor. Konakry uçuşu için aynı istikamete gideceğimiz, yüzlerinden gülümsemenin eksik olmadığı teni siyah kardeşlerimize yaklaşıyoruz. 3,5 saat süren Konakry yolculuğunda karşılıyoruz Ramazan’ı.

Ve Konakry
İndiğimizde, bizi bekleyen Gineli kardeşlerimizle kucaklaşıyoruz. Bizi karşılayan Türkiyeli iki kardeşimiz, yerleştikleri Gine’de eğitim hizmeti veriyor. Hayatın ağır işlediği Afrika’ya biraz olsun hız vermek, bilinç katmak için aileleri ile kendilerini Afrika’nın bu güzel topraklarına feda etmişler. Sahurumuzu Yasir Ailesi’nde yapıyoruz. Hepimizin yorgunluğu, gözlerimizi açık tutmakta zorlandığımızdan belli oluyor. Güneş henüz bize Afrika incisi Gine’yi göstermiyor.
Gine’ye, buradaki kardeşlerimizin yüküne omuz vermeye; yıllardır sömürüye tabi tutulmuş, çeşitli sıkıntılara karşı durmaya çalışan bu kardeşlerimizle paylaşmaya, birlikte solumaya, bir nebze olsun kendilerine destek olmaya geldik.
Konakry’deki ilk günümüz
Konakry sokaklarında yol alıyoruz. Sefaletin ve mağduriyetin tablosu gözlerimizin önünde akıp gidiyor. Hayatın tüm sıkıntıları kuşatmış bu diyarın insanlarını. Sahil boyunca ilerliyoruz. Ticari hareketlilik gözümüze çarpıyor, fakat beraberimizdeki refakatçilerimiz hepsinin yabancı güçlere ait olduğunu ekliyor. Dört gün kalacağımız Konakry’de yapacağımız çalışmaları planlamak üzere partner kurumumuzun ofisine doğru yola koyuluyoruz. Sokaklarda hayatlarını devam ettirmeye, hayatın zorluklarını göğüslemeye çalışan annelerin sırtlarına sardıkları çocukları ile bilinmeze ilerlediklerine şahit oluyoruz. Fotoğraf karelerine almak istediğimiz hayatlarından bir kesintiyi, özel hayata müdahale olarak algıladıklarından olacak ki, paylaşmak istemiyorlar. Saygı göstererek sadece gözlerimizle şahitler olmaya devam ediyoruz. İlk günümüzü, programlamamızı yaparak ve otelimize yerleşerek geçiriyoruz. Trafiğin yoğunluğu hızlı hareket etmemizi engelliyor.

İlk iftar programımızda Yasir Ailesi’ne misafir oluyoruz. Gine imkânlarında, mütevazı bir sofrada birlikte oluyoruz. Bir yandan iftarımızı yapıyor, diğer yandan ise yarınki programda neler yapacağımızı konuşmaya başlıyoruz. Afrika şartlarında yoğun bir program yaparak İHH bağışçıları tarafından açılan su kuyularını ziyaret ederek başlayacağız. Otelimize geçerken, gece saatlerinde güvenlik sıkıntısı yaşandığından partner kurumdan arkadaşlar bize refakat ediyorlar.
Su kuyuları hayat damarı gibi…
Sabah erken saatlerde Konakry sokaklarından şehrin unutulmuş bölgelerine, Sinbaya bölgesine, İHH bağışçıları tarafından Ginelilerin damarlarına hayat verilen su kuyularını ziyaret etmek üzere yol alıyoruz. Şehir merkezindeki terk edilmişlik, arka sokaklarda yalnızlık ve sıkıntıların merkezi olmuş. Hiçbir imkânın olmadığı, yoğun yağmurların ardından adeta bir suyoluna dönüşen yollarda araçla yol almanın çok zor olduğuna şahit oluyoruz. Bu sırada aracımızın altının taşa oturmasıyla irkiliyoruz. Aracın arıza yapması durumunda uzun bir süre burada kalabilirdik. Hep birlikte iterek aracımızı kurtarabiliyoruz. Nihayet Fadime Koç Su Kuyusu’nun bulunduğu bölgeye ulaşıyoruz. Bu su kuyusu, iki yerleşim yerinin tam ortasında ve mescidin de hemen yanında bulunuyor. Böylece hem insanlar su ihtiyaçlarını karşılıyor hem de cemaat rahatça abdest alabiliyor.

Namaz vaktinin girdiğini, Gineli kardeşimizin dudaklarından semaya dağılan ezan sesi ile anlıyoruz. Abdestlerimizi su kuyusundan alarak cemaat ile birlikte mescitte namazlarımızı ikame ediyoruz. Su kuyusunun yanı başında kovalarıyla sırada bekleyenlerin yüzlerinden, bu hayat damarına vesile olanlara iletilmek üzere bize yansıyan gülümsemelerin ve dudaklardan dökülen duaların bizde karşılık bulduğunu hissedebiliyoruz. Bölge şartlarının zorluklarını hayatlarının bir parçası olarak yaşayan insanların durumu, bizi şükre, sabra, yaşananlara karşı tefekküre sevk ederken, bir hayat damarı daha açmaya vesile olmanın heyecanı ile geri dönüş yoluna koyuluyoruz. Simenteri bölgesindeki Hakkı-Emine Ekşi Su Kuyusu’ndan da aynı duygular ile ayrılıyoruz.
Dağıtımlara başlıyoruz
Gine, haftalık çıkan gazeteleri ve RTG isimli devlet televizyonu ile Ginelilere dünya haberlerini taşıyor. Kumanya dağıtımımızı haber yapmak üzere RTG ekibi hazır bekliyor. Hamdella bölgesindeki dağıtım yerinden ayrıntılı çekim aldıktan sonra bizimle bir röportaj yapıyorlar. Kumanya dağıtımı sırasında Gineli kardeşlerimize Türkiye’deki kardeşlerinin duygularını, selam, dua ve Ramazan tebriklerini iletiyoruz. Çok keyifli bir program oluyor. İHH olarak yılın belirli dönemlerinde değil her anında yanlarında olacağımızı söylediğimizde sevinçlerini, “Hep yanımızda olmaya devam edin.” diyerek devem ettiriyorlar.
Yetimler için hafızlık merkezi
Gine’deki en heyecanlı yolculuğumuzdayız. Yetimlerin hafızlık yaptığı merkeze doğru ilerliyoruz. Sokaklarda hızla yola devam ederken bir anda sokak lambaları gözümüze takılıyor. Bunca imkânsızlık içerisindeki, hatta elektriğin bile günde altı saat verildiği bir ülkede sokak lambaları uzun sokakların karanlığını aydınlık etmek için konulmuş. Fakat Yasir Kardeş, bunların güneş enerjisiyle çalıştıklarını ve enerji tüketiminde bulunmadıklarını söyleyince, sömürünün böylesine yoğun yaşandığı bir bölgede bile doğal enerjinin iyi kullanımının bizlere örnek olması gerektiğini görüyoruz.

Merkez’e ulaştığımızda yetimler bizi kapıda karşılıyorlar. Hepsinin yüzünde gülümseme ve aldıkları Kur’an-ı Kerim eğitiminin verdiği saflık var. Aklıma ilk gelen, Allah Resulü’nün hadisine muhatap olmak oluyor. Başlarını okşamamız, yanaklarına kondurduğumuz öpücük, onlar için bir baba, bir anne şefkatine dönüşüyor. Dillerinden Allah’ın ayetleri; “Yetimi sakın itip kalkma, onların haklarını ihmal etme.” dökülüyordu. Kendilerine kırtasiye desteğinde bulunuyor ve bir sürelik ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Hocaları, daha çok desteğe ihtiyaçlarının olduğunu, 11 Eylül sonrasında yardım kuruluşlarının yardımları kestiğini ve zor zamanlar yaşadıklarını söylüyor. Uluslararası işgalci gücün engeline ve baskılarına maruz kalan kurumların bir anda yardımlarını kesmesinden sonra sıkıntıların arttığını ve desteğe çok ihtiyaçlarının olduğunu anlatıyorlar. Gine’nin geleceğine katkıları olacak olan yetimleri tek tek kucaklayarak ayrılıyoruz.
İftar programımız için merkez camiinde kalabalık bir ortamda pilav ve tavuk etini paylaşıyoruz hep beraber. Bir yandan iftara devam ederken diğer yandan bizim halimize bakarak gülümseyen gözlere şahit oluyoruz. Yorgunluktan gözlerimiz kapanıyor. Bir an önce sabah devam edeceğimiz yoğun güne uyanmak istiyoruz. Sahur soframızda günün değerlendirmesini yapıyor; yetimlerin durumlarının düzeltilmesi ve daha çok yetimin elinden tutmak gerektiğine dair fikirlerimizi paylaşıyoruz.
Hastanedeki dram içimizi yakıyor
Konakry Donka Devlet Hastanesi’ndeki terk edilmişliğe şahitlik ediyoruz. Dr. Musa’yı ziyaret ediyoruz. Prof. Dr. Özkan Ünal Hocam ile hastanenin diyaliz bölümüne girince içimiz ürperiyor. 2 milyon Gineliye devlet hastanesinde sadece 5 adet diyaliz makinesi hizmet veriyor ve sadece 21 diyaliz hastası tedavi edilebiliyor. Diğer hastalar ise adeta ölüme terk edilmiş. Özel diyaliz merkezleri de var tabii ama buralarda ortalama 100 dolar olan ücreti hastalar karşılayamıyor. Ortalama bir doktor maaşının 40 dolar olduğu ülkede bu rakam astronomik seviyede kalıyor. Hastane koridorlarında dolaşarak notlar alıyor, hastaların haberini yapıyor, durumlarına şahit ve duacı oluyoruz.
Saad bin Ebi Vakkas Yetimhanesi
İmbaya Bafon bölgesinde terk edilmişliği duvarlarına yansıyan Saad Bin Ebi Vakkas Yetimhanesi’ndeyiz. Yetimlerin bir haftalığına akrabalarının yanına tatile gitmesinden dolayı yetimhane bomboş. Seslerin duvarlarında yankılanmadığı odalara girdiğimizde ürperiyoruz. Yatakların olmadığını, olanların da çok kirli ve elverişsiz olduğunu görüyoruz. Bu gayriinsanî koşullarda yavrucaklar hayat mücadelesi veriyor. Mutfağın bile olmadığı, yemeklerin uygun bir köşede pişirildiği, duvarlarını rutubetin kapladığı odalarda eğitimin yapıldığı yetimhanede nefeslerimizi tutarak dolaşıyoruz. Notlarımızı alıyor, bir yandan da neler yapabileceğimizi düşünüyoruz. Yetkililere, yetimhanenin en azından yatakhane ve mutfak ihtiyaçlarının giderilmesi konusunda kendilerine destek olacağımızı söylüyoruz.
Kral Faysal Camii’ndeyiz
Gine’nin en büyük camisinde, Kral Faysal Camii’ndeyiz. Medine’deki Mescid-i Nebevi’yi andıran bu camide, kalabalık bir bayan grubunun da bulunduğu cemaatin arasında yerimizi alarak ezanı beklemeye koyuluyoruz. Cami çıkışında kalabalık bir dilenci grubunun bulunması, bizim için oldukça ilginç bir tablo oluşturuyor. Sırtlarına bağladıkları ya da ellerinden tutarak getirdikleri çocukları ile hayatta kalma mücadelesi veren bu insanlar, cami avlusunda umutlu bir bekleyiş içindeler. Belli ki ne verilse boşa gitmeyecek. Fakat bir kişiye versek diğerleri tarafından adeta linç edileceğimize dair uyarıldığımız için küçük dimağlara balon dağıtabiliyoruz sadece.
Müslümanların temsilcileriyle beraberiz
Diyanet İşleri Başkanı, cami imamları ve Gine’nin önde gelen cemaat önderleri ile bir araya gelme imkânı buluyoruz. İHH’yı Mavi Marmara gemisi ile daha çok tanımışlar ve Filistin’de yaşanan ambargoya sessiz kalmayan Müslümanların sesi olarak tanımlıyorlar. İHH’nın, Osmanlı’nın kaldığı yerden devam etmesini ve kendilerine de destek olmasını arzuladıklarını ifade ediyorlar. Dualaşarak yanlarından ayrılıyoruz.
Ülkede darbe yönetimi hâkim
Konakry sokaklarında yürüyoruz. Sokaklar, yakında yapılacak seçimin afişleri ile süslenmiş; bir yanda Alpha Condi, diğer yanda ise Ceolhe Delho var. Hâlen darbe yönetimi iş başında ve halk askerî darbe sürecini yaşamaya devam ediyor. Seçim kararı alınmasına rağmen tarih belli değil. Mazeret ise yeterli seçim sandıklarının olmayışı.
Çocuklar…
Sokaklarda satış yapan çocuklara şahit oluyoruz. Futbol topu satan çocuktan tüm toplarını satın alıyoruz. Sevinçten havalara uçuşuna, aldığımız topları dağıttığımız çocukların da mutluluktan dans ettiklerine şahit oluyoruz. Araçların arasından gelerek yanımıza yaklaşan küçük kız, elindeki beş paket saç tokasını satın aldığımızda sevinç çığlıkları atarak bir ceylan gibi yine araçların arasından sıçrayarak uzaklaşıyor. Saç tokalarını dağıttığımız çocuklar da yüzümüze yansıyan gülümsemeler konduruyorlar hemen yanaklarına. Sevinç halkaları oluşturuyoruz birden. Aldığımız da verdiğimiz de mutlu oluyor; bizler de bu mutluluğun küçük ortakları oluyoruz. Büyük ortakları ise pay sahipleri, yani bize vesile olan yardımsever Türkiyeli kardeşlerimiz oluyor.
İstanbul Külliyesi’nde 500 kişiye iftar
İftar programı için Gine’deki önemli projelerimizden biri olan İstanbul Külliyesi’ne doğru yola koyuluyoruz. Şehrin dışında yer alan bölge, proje başladıktan sonra göç almaya, yeni binalar inşa edilmeye başlamış. İstanbul Külliyesi’ne yaklaştığımızda iftar hazırlıklarına tanık oluyor ve çevrede yaşayanların ilgisi ile karşılanıyoruz. Çocuklar hemen çevremizi kuşatıyor ve dağıttığımız şeker ve balonlarla etrafı şenlendiriyorlar. Mescidi, derslikleri, lojmanları ve idari binası bulunan külliye bitme aşamasına gelmiş durumda.
Bölgenin idari amiri ve önde gelenleri, külliyenin kendileri için ne kadar önemli olduğunu ve katkısı olanlara minnettar olduklarını ifade ediyorlar. Bizler de vesile olanlar olarak bu güzel sözlerden ve dualardan hissemize düşenler için Allah’a hamd ediyoruz. 500 kişinin katıldığı iftar programından sonra geri dönüş yoluna yöneliyoruz. Emanetlerimizi yerlerine ulaştırmanın verdiği huzur ile otelimize geçiyoruz.
En heyecanlı günümüz
Artık saatlerimizin akrep ve yelkovanı dönüş için birbiriyle yarışıyor. Son programımızı şehri tanımaya ve eksik noktaları tamamlamaya ayırıyoruz. Sabah uyandığımızda kapının önündeki manzara hepimizi şaşırtıyor. Hoca, beş minik öğrenciye Kur’an-ı Kerim öğretiyor. Kur’an tahtalarına hocanın el yazısıyla yazmış olduğu ayetler, çocukların dudaklarından dökülüyor. Biz de aralarına katılarak derse ortak oluyoruz. Çocukların gözlerinin nuru olan ve heyecandan diş ısırıklarına muhatap olan Kur’an tahtalarına göz koyuyoruz. Yenilerini alıp hocaya bir miktar maddi destekte bulunarak gözlerin değdiği, emeğin yansıdığı tahtaları alıyoruz yanımıza.
Konakry sokaklarındayız. Trafik lambalarının bulunduğu beş sokağın yalnızca bir tanesinde elektrik bulunuyor ve biz de orada, kırmızı ışıkta duruyoruz. Yanımıza bir amca ve ona refakat eden yaşlı bir teyze yaklaşıyor. Eline bir miktar para sıkıştırdığımız amca, heyecanla paranın üzerindeki rakamı görmeye çalışıyor. Bu sırada eşi miktarı kulağına fısıldadığında gözlerinden yüzüne tarifsiz bir mutluluk dağılıyor. Mutluluğunu ifade şekli hepimizi çok etkiliyor. Bu tarifsiz sevinçlere muhatap olmak, şükre vesile olaylar oluyor bizim için. Ve hayır seferine devam ediyoruz…
Artık saatlerimiz ayrılığı gösteriyor. Kardeş kuruluşumuzun görevlileriyle birlikte, ülkedeki son iftarımızı yapıyoruz. İyiliğin Gine’yi kuşatması için var güçleri ile çalışan bu kardeşlerimize Allah’ın izniyle destek olmaya devam edeceğimizi yineliyoruz. Ve hepsiyle kucaklaşıyoruz. Said Başkan, Muhammed, Sisi ve diğerleri…
Fransa’ya ait olan havaalanına Gineliler giremiyor. Bu yüzden kapıda dualaşarak ayrılıyoruz kardeşlerimizden. Arkamızda güzellikler bırakarak dönüyoruz. Yenilerine vesile olmak için hep birlikte çalışmak üzere dönüyoruz. Arkamızda Gine için çalışan duyarlı bir topluluk bıraktığımızın bilinciyle… Bağışları ile destek olanların ecir hanelerine çok şeyler kattığımız düşünceleri uçuşuyor zihnimizde. Bir hayır seferi daha biterken başka bir yerlerde yenileri başlıyor…