Yemen: İç Acıtan Bir Türkü
Yemen’e giderken ortalama bir Arap ülkesi ile karşılaşacağımı düşünüyordum. Fakat Yemen’e inince Körfez ülkeleri ile burası arasındaki uçurumu gördüm. İslam dünyasının bugünkü durumu, bir babanın fakir ve zengin çocuklarının birbirine küsmesi gibi bir şey âdeta. Oysa yaşanan olumsuzlukları gidererek insanlık için çalışmayı temel misyon edinmek hepimizin en büyük ideali olmalı.Yemen: İç Acıtan Bir Türkü

Doç. Dr. Mustafa Tekin

Yemen’in bizim için özel bir yeri var. Hepimizin bildiği Yemen türküsü daha hayatının baharında Yemen’e giden delikanlıları hatırlatır bize. Bugün uçakla soluksuz beş saatte gidilebilen Yemen’e, o günkü şartlarda insan gönderen/gönderebilen bir kültürün mirasçısıyız biz. Yine ayrıca Çanakkale’de şehitlikleri ziyaret ettiğinizde, orada Osmanlı’ya yardıma gelmiş Yemenlileri görürüz. Tıpkı Filistin, Arabistan ve Makedonya’dan gelenler gibi...

“Bayram Gelmiş Neyime”

Bayram sabahı başkent San’a sokaklarında yankılanan teşrik tekbirleri, Kurban Bayramı’nı haber veren en önemli işaret. Şehrin ortasında kalmış bir binadan ibaret olan bir camide kılıyoruz bayram namazını. Kalabalık içinde siyah peçeli kadınlar, bayramlık diye bir şeyden haberdar olmadıkları her hâllerinden belli başları öne eğik çocuklar, sefaletin susturduğu erkekler ve mahzun bakışlar…

Yemen’de kaldığımız süre boyunca sokaklarda bayram coşkusunu arıyoruz ancak günlük hayatın ağırlığı altından ezilen insanların yüzünde bayram neşesine rastlamamız mümkün olamıyor. Fakat her zaman olduğu gibi çocukların tebessümü, bu kasavetin arasında güneşin gülümsemesi gibi ısıtıyor içimizi .

Fakirliğin “Sokak” Resmi

Yemen’de oraya has iki tipik özellik dikkat çekiyor: Yediden yetmişe “cambiya”lı (Cambiya, bele kuşakla sarılan kınların içindeki hançerlere deniyor.) erkekler ve gut (gat) otu çiğneyen insanlar.

Havanın tüm sıcağına rağmen şehir içinde araçların camlarının açılmayışı da bir başka konu. Sonradan anlıyoruz ki bunun sebebi şehirdeki tüm ışık ve kavşaklarda arabalara yaklaşarak bir şeyler satmaya çalışan kadın ve çocuklar… Ülkenin neredeyse %90’ı farklı düzeylerde fakirlikle boğuşuyor. Orta sınıfın varlığı ülkede neredeyse hiç fark edilmiyor, buna karşın lüks içinde yaşayan varlıklı azınlığın izlerini şehrin bazı bölgelerinde görebiliyorsunuz.

“Güvenlik Merkezli Hayat”

Gerek San’a’da gerek Aden’de şehir merkezi ve çevresinde çok sayıda polis ve asker görüyoruz. Trafikteki karmaşa ise şehrin ışık ve kavşaklarında şemsiyeden gölgelikleri olan tek kişilik polis noktalarının çokluğuna rağmen çözülebilmiş değil. Şehirde polisler sık sık güvenlik kontrolü yapıyor. Şehirlerarası yollarda da bu kontrolleri aynı sıklıkla askerler yapıyor. Araçlar askerî kontrol noktalarını gördükleri yerde “dur” işaretine gerek kalmadan duruyor. Havaalanlarında uygulanan güvenlik tedbirlerinin Avrupa’da bile uygulanmadığını söyleyebiliriz. Aden’e uçuşumuz sırasında görevliler iki ayrı noktada el çantalarını ayrı ayrı kontrol ediyor. Hatta uçağa binerken tam kapıda, çantalar tekrar aranıyor.

Yemen’de şahit olduğumuz bu güvenlik endişesi bize otorite ile halk arasındaki ilişkinin mahiyeti hakkında da fikir veriyor. Böylesi bir sefaletin ortasında, Aden’de deniz kıyısında inşa edilen Mercure adlı lüks otelin askerler tarafından korunması da anlaşılır hâle geliyor.

Başkent San’a’nın merkezinde çok uzaktan bile dikkati çeken büyük bir cami ve İslami ilimler binası var. Devlet başkanı tarafından yaptırılan caminin avlusundan itibaren ayakkabılarınızı çıkarıp mermerlerin üzerinden yürüyorsunuz. Tuvalet ve abdest alınacak mekânlar oldukça temiz ve güzel. Caminin içindeki mermer sütunlar ve halılar oldukça dikkat çekici. Cami ile şehirdeki hayat arasındaki tezat ise hemen fark ediliyor. İnsanların sefalet içinde yaşadıkları bir ortamda Hz. Peygamber (s.a.v.) böyle gösterişli bir caminin yapılmasına ne derdi diye düşünüyoruz. Elbette ki camiler güzel ve temiz olmalı ama lüks İslam’ın ruhuna uygun değil; hele insanların önemli kısmı açlıkla boğuşuyorsa. Burada da diğer Ortadoğu ülkelerinde olduğu gibi devlet başkanının resimlerini reklam panolarında ve esnafların dükkânlarında görebiliyoruz; ama mesela Tunus’taki sıklıkta değil.

Yemen kültürü

Yemen’de kadınlar siyah peçe örterken erkekler beyaz entari giyiyor. Genç nesil ise yerel kıyafetlerin yanı sıra pantolon, mont ve ceketi de tercih ediyor. Erkeklerde beyaz entariyi bir ceket ve başa sarılan poşu tamamlıyor. Çocuklar arasında ise gömlekli, kravatlı, elbiseli olanların yanında yöresel kıyafetler giyinenler de var.

Dünyanın en kaliteli balını ürettiklerini iddia eden Yemenliler, kahvaltıda balın yanı sıra rendelenmiş peynir, zeytin ve yanında yumurtalı soğanlı ya da kıymalı patatesli bir yemek yiyorlar. Humus ise kahvaltının vazgeçilmezlerinden biri. Bu yiyecekler bizim damak tadımıza uygun. Burada yemeklerde kullanılan baharatlar ise hemen fark ediliyor. Pilavlara katılan safran türü baharat yemeğin tadını oldukça değiştiriyor. Yemen bir deniz ülkesi olduğu için balık da bol. Çay alışkanlıkları ise bizden biraz farklı; kendilerine özel sütlü bir çay içiyorlar.

Pazar yerlerinde evcilleştirilmiş yırtıcı kuşlar taşıyan insanlar görüyoruz. Dileyen bu bu kuşlarla fotoğraf da çektirebiliyor, tabii karşılığını ödeyerek…

Dar sokaklarında hurmacılar, cambiya dükkânları ve konfeksiyoncuların olduğu tarihî bir çarşı var San’a’da. Buradaki bir döviz bürosundan 100 dolar karşılığında 21.000 Yemen riyalı alıyoruz. İnsan önce paranın çokluğu karşısında seviniyor. Ancak harcarken paranın satın alma gücünün ne kadar az olduğunu fark ediyoruz. Çarşı dışında ise seyyar satıcılar her yeri kaplamış.

Yemen’in kendine has bir mimari tarzı var. Ancak ne var ki şehirde çok fazla tarihî bina göremiyoruz. Mihmandarlarımız bize Aden’deki Osmanlı kulesini özellikle gösteriyorlar. Mihmandarlarımızdan ısrarla bizi Ebrehe’nin insanların Kâbe’ye gidişlerini engellemek için yaptırdığı kiliseye götürmelerini istiyoruz. Ebrehe’nin helakine sebep olan bu kiliseyi çok merak ediyoruz. Kiliseye gitmek için dar sokaklardan geçiyoruz; ancak kilisenin bulunduğu yerde bugün sadece etrafı oval bir duvarla çevrilmiş bir yıkıntı ve çöplük olduğunu üzülerek görüyoruz… Uğradığımız hayal kırıklığını Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Muaz B. Cebel’i elçi olarak gönderdiği beldenin Yemen olması ve Ebu Musa el-Eş’ari’nin Yemenli oluşunu hatırlayarak dindiriyoruz. “Biz de onların bastıkları toprağa basıyoruz…” duygusu hepimizi heyecanlandırıyor.

Kurban

Yemenlilerin çoğu Şafii. Kurban kesmek Şaffilerde sünnet olduğu için kurban kesme seremonileri de bizim alışık olduğumuz kadar heyecanlı değil. Ülkede yardım edilmesi gereken çok sayıda insan olduğu için burada daha çok kurban kesmek gerektiğini düşünüyoruz. Gerek San’a gerekse Aden’de farklı mekânlarda kesilen kurbanlar ve onların dağıtımı sırasında gördüklerimiz bu düşüncemizin en önemli sebebi. Yardımların dağıtılması sırasında yüzlere yayılan buruk sevinç, âdeta çaresizliğin sürekliliğinin bir göstergesi gibi.

Yemen’deki Somali

Aden’de hatırı sayılır miktarda Somalili mülteci yaşıyor. Somalililerin yaşadığı kampta asgari geçim düzeyini bile sağlamaktan uzak, hayata çok küçük bir noktadan tutunma çabasında; tek odalı derme çatma barakalarda 5 ila 25 kişi arasında yaşamaya çalışan insanlara kurban eti dağıtıyoruz. Yolda bize bidon ve pet şişeleri gösterip su istiyorlar. Bu onlar için günlük işlerden biri. Şahit olduğumuz gerçekleriyle içimizin burkulduğu Yemen’den yine o iç acıtan türküyü kuşanıp dönüyoruz ülkemize.

Bayram YardımıBağış Yap