Diken Üzerindeki Doğu Türkistan Mültecileri
Doğu Türkistan meselesi, günümüzde yaşanan pek çok “azınlık” meselesi arasında belki de en fazla kangrenleşen ancak buna karşın dünyaya en az duyurulabilen sorunlardan biridir. Çin’in uyguladığı baskı
14.09.2009

Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Pakistan, Hindistan, Tibet, Çin, Moğolistan ve Rusya’nın arasında yer alan ve 1.828.418 km2lik bir alana yayılan Doğu Türkistan, dünyanın geri kalanından âdeta yalıtılmış gibidir. Geniş ve tarıma elverişli toprakları ve sahip olduğu zengin maden kaynaklarına rağmen tamamen geri bırakılmış bir bölge olan Doğu Türkistan, kelimenin tam anlamıyla varlık içinde yokluk yaşamaktadır.

Doğu Türkistan halkı Çin’in bölgede nüfuz kurma çabaları sonucu çeşitli baskılara maruz kalmakta; sistemli yıldırma politikaları sonucu yurtlarını terk etmeye zorlanmaktadır. Bölgenin demografik ve kültürel yapısını temelden sarsan Çin, Uygur Türklerinin çoğunlukta olduğu Doğu Türkistan topraklarının yüzyıllardır taşıdığı ismin aksine, dünyaya, Çin’in resmî kaynaklarında geçen “Sincan/Yeni Kazanılmış Topraklar Diyarı” ismiyle tanınmaktadır.

Dünden bugüne Doğu Türkistan sorunu Doğu Türkistan topraklarında birbiri ardına farklı Türk devletleri kurulmuştur ve bu topraklar Çin, Rusya ve Türkiye arasında tarih boyunca bir çatışma, hatta bir “kapışma” alanı olagelmiştir. Gerek kurulan devletler içinde hiç bitmeyen iktidar kavgaları gerekse bu verimli ve geniş toprakların yabancı güçlerin sürekli müdahalesine maruz kalması -zaman zaman Çin’i bile vergiye bağlayacak güçte devletler kurulmasına rağmen- bu devletlerin kalıcı, istikrarlı ve uzun ömürlü bir nitelik kazanmasını engellemiştir. Ancak Doğu Türkistan’ın bugünkü konumuna gelişinin kökenleri, 16. yüzyıla kadar götürülebilir.

Çin’de hüküm süren Mançu İmparatoru Sheng Tsu döneminde işgal edilen Moğolistan’a, bölgenin kalabalık ailelerinden Oryatların lideri Tsewang Rabdan, Moğolistan Genel Valisi olarak atanır. Bir süre sonra bu durumdan faydalanmak isteyen Rabdan, Doğu Türkistan ve Tibet üzerine yürüyerek buraları kendisine bağlar.1 

Ancak burada akılda tutulması gereken bir nokta da şudur ki, maalesef, Doğu Türkistan’da Çin baskısı uygulanmaya başlamadan önce bölgede yaşayan Müslümanlar birbirlerini katletmiştir. Çin işgalinin gerçekleştiği sırada var olan “Hocalar İdaresi”, ilk başta Doğu Türkistan halklarına İslam öğretisiyle birleşmeyi telkin etmeleri için Çağatay Hanedanı’nın hükümdarları tarafından davet edilirler ve aralarında Hoca Ahmed Yesevi, Hoca Bahaüddin Nakşibend, Hoca Mahmud-i Azam, Azam’ın oğlu Hoca İshak Veli gibi din âlimlerinin de bulunduğu bu hocalar, önceleri halk arasındaki bağı canlı tutmayı ve hatta Kırgızları da din kardeşleri olarak etkilemeyi başarırlar.2 

Mülteci sorununun başlangıcı

Doğu Türkistan tarihinde mültecilik, büyük oranda 1949 sonrası gerçekleştirilen büyük göçlerle başlar. 1949 yılında Komünist Çin kuvvetlerinin işgallerine maruz kalıp bir yandan da Sovyet Rusya’sının güvenilmez politikaları arasında kalan Doğu Türkistanlı liderler Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin “vatan için vatandan ayrılma” kararı verirler. Ve bu kararın üzerine Doğu Türkistan’dan kitleler hâlinde oldukça zorlu bir göç başlar ve 1949 yılının Ekim ayında yine bu liderler önderliğinde 7000 Doğu Türkistanlı, Hindistan ve Pakistan yollarına düşer.5 Göçmenlerin ulaştıkları şehirler ve sayıları hakkında çeşitli kaynaklar farklı rakamlar vermektedir. Ancak üzerinde mutabakata varılan bir gerçek vardır ki, bu göçmenlerin, değil yüzlercesi, binlercesi, zorlu yol koşullarına dayanamayarak istedikleri şehirlere varamadan hayatını kaybetmiştir.

Ancak Doğu Türkistanlıların göçleri 49 göçüyle sona ermemiş ve göçler 50’li yıllar boyunca devam etmiştir. 1950, 1958, 1959 ve 1961 yıllarında farklı sayılarda Doğu Türkistanlı Tibet, Afganistan ve Türkiye’ye göç etmiştir ancak Türkiye’ye asıl toplu göçler, 1952, 1965-66 ve 1977 yıllarında gerçekleşmiştir. Bu yıllarda ülkelerini terk etmek zorunda kalan Doğu Türkistanlıların sayısı on binleri bulmaktadır. Örneğin sadece 1962 yılında Çin’e karşı yürütülen ayaklanmalar sonucunda Batı Türkistan’a göç eden Doğu Türkistanlıların sayısı 50.000’i geçmektedir.6

Doğu Türkistanlıların Türkiye’ye kabul edilmeleri ve yerleştirilmeleri konusunda Doğu Türkistanlı liderler İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra en etkili isimlerdendir. Doğu Türkistanlı göçmenler, Türkiye’de Kayseri ve İstanbul başta olmak üzere belirli bölgelere yerleştirilirken bugün Türkiye’de 30.000 civarında Doğu Türkistanlının yaşadığı tahmin edilmektedir.

Günümüzde Doğu Türkistanlı mültecilerin durumu

Genel Bakış

Göçler 1980’li yıllar boyunca da devam etmiştir. Doğu Türkistan ile ilgili kesin bilgiler veren kaynaklara ulaşmak neredeyse imkânsız olmakla birlikte bugün dünyanın farklı bölgelerine dağılmış Doğu Türkistan diasporasının bir ila üç milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir7ve göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı ülkeler sırası ile Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan, Almanya, Avustralya, Amerika, Kanada, İsveç ve İsviçre’dir. Ne var ki, zaman ve uluslararası gelişmeler âdeta Uygur mültecilerinin aleyhine işlemektedir. Çin yönetiminin her türlü baskı politikasına maruz kalan Uygur Türkleri için 11 Eylül 2001 saldırıları, daha zorlu bir sürecin başlangıcı olmuştur. Dönemin ABD yönetiminin başlattığı “terörle savaşı” kendi politikalarını meşrulaştırmak için benimseyen Çin yönetimi, baskı politikaları ve işkenceden kaçıp komşu ülkelere sığınan bütün Doğu Türkistanlıları “terörist”, “bölücü” veya “aşırı dinci” olarak damgalamaktadır. Buna karşın Çin sadece Uygurlara değil, aynı zamanda mültecilerin zorunlu geri dönüşü konusunda komşularına da baskı uygulamaktadır ki, geri dönmek zorunda kalan mülteciler hapis, işkence ve hatta idama maruz kalmaktadır. Her ne kadar Doğu Türkistan’ı çevreleyen pek çok ülke 1951 Mülteci Sözleşmesi’ne imza atmamış olsa da, mültecilerin bu şekilde “iade edilmesi”, Birleşmiş Milletler İnsan Haklar Beyannamesi’ne ters düşmenin yanı sıra uluslararası hukuk normlarına da aykırı bir uygulamadır.8

Çin hükümetinin Doğu Türkistanlılar ve Doğu Türkistanlı mültecilere yönelik tutumu, uluslararası insan hakları örgütlerinin de yakın takibi altındadır. Çin’in baskı politikaları ve Doğu Türkistanlı mültecilerin durumu ile ilgili düzenli raporlar hazırlayan kuruluşlardan biri olan Uluslararası Af Örgütü (UAÖ)’nün raporlarında kullandığı ifadeler bile, durumun ciddiyetini göstermektedir. “Uygurlar, Çin’in ‘Terörle Savaş’ Adına Uyguladığı Baskıdan Kaçıyor” başlığını taşıyan 2004 tarihli rapora göre Çin, terörle savaş sürecini tamamen keyfi uygulamalar üzerinden yürütmektedir:

“Çin hükümeti, ‘ayrılıkçılık’ terimini geniş bir yelpazede yer alan faaliyetleri içine alacak şekilde kullanmaktadır ve bu faaliyetlerin birçoğu barışçıl muhalefet ya da hoşnutsuzluk veya din özgürlüğü hakkının barışçıl kullanılmasından daha öte değildir. Son üç yılda bölgede on binlerce insanın soruşturma için gözaltına alındığı ve yüzlercesinin, belki de binlercesinin Ceza Yasası uyarınca yargılandığı ya da hüküm giydiği bildirilmektedir. Tam sayıyı belirlemek olanaksız olsa da çok sayıda Uygur’un ‘ayrılıkçılık’ ya da ‘terörizm’ suçu işledikleri iddiasıyla ölüm cezasına mahkûm edildiği ve cezalarının infaz edildiğine inanılmaktadır.”9

Buna göre farklı ülkelere sığınıp daha sonra Çin’e zorla geri gönderilen Uygurların akıbeti, “terörist” ya da yukarıda belirtilen nitelendirmelerle yaftalanmaları ile paralel olarak tam bir bilinmezliğin içine sürülmektedir; zira Çin’e geri dönen pek çok Uygur’un akıbeti, ancak infaz haberi alındığında açığa çıkmaktadır.

UAÖ’nün verilerine göre son yıllarda Pakistan, Kazakistan ve Kırgızistan’ın da aralarında bulunduğu bazı komşu ülkelerden Çin’e zorla geri gönderilen Uygur ilticacıların ve mültecilerin sayısında bir artış gözlenmektedir. UAÖ raporlarına göre bu tür vakalar, 11 Eylül sonrasında Çin’in güvenlik önlemlerini arttırmasıyla birlikte artmıştır ve bazı vakalarda Çinli yetkililerin bu tür geri gönderilme olaylarını teşvik ettikleri ya da bu olaylarda yer aldıklarına dair kanıtlar bile bulunmuştur.10

“Ülke dışına bilgi aktaran aile üyelerine yapılan misilleme tehditleri de dâhil olmak üzere bilgi aktarmaya getirilen sıkı kısıtlamalar nedeniyle, Çin’e geri gönderilen Uygurların akıbeti ile ilgili bilgi edinmek çoğunlukla zordur. Bununla birlikte, bazı yeni vakalarda geri gönderilen kişilerin işkence, adil olmayan yargılama ve hatta ölüm cezası da dâhil olmak üzere ciddi insan hakları ihlallerine maruz kalmış oldukları bildirilmiştir.”11

Çin’in, ülke sınırları içinde yaşayan Uygur ailelerle diasporada yaşayan yakınları veya akrabaları arasındaki iletişimi yakından takip ettiği ve bu iletişimi sınırlamak için türlü önlemler aldığı bilinen ve hatta uluslararası insan hakları örgütlerinin raporlarına geçmiş bir gerçektir. Sürgünde yaşayan ve özellikle de Doğu Türkistan halkının yaşadıklarını dünyaya duyurmaya çalışan Uygur aktivistlerin aileleri ile yaptıkları telefon konuşmaları dinlendiğinden, Doğu Türkistanlı aileler için sürekli bir güvenlik sorunu söz konusudur. Öte yandan, UAÖ’nün de raporlarına göre aile üyelerine pasaport ya da diğer seyahat belgeleri verilmemekte ve böylece yasa dışı yollarla seyahat etmedikçe insanların ülke dışındaki akrabalarını ziyaret etmeleri ya da yanlarına gitmeleri büyük ölçüde engellenmektedir.12

“Son dönemlerde gelen haberler, bölgedeki denetim ve baskıların son iki yıl içinde arttığını göstermekte. Çinli yetkililer özellikle sürgündeki Uygurları geri dönmeye zorlamak ya da yurt dışında siyasi faaliyetlere katılmalarını engellemek amacıyla açıkça aileleri hedef alan baskılar uyguluyorlar. Gazeteci olarak çalışan sürgündeki bir Uygur aktivist, UAÖ’ne, Ekim 2003’te Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki akrabalarıyla yaptığı bir telefon görüşmesi sırasında akrabalarının kendisine, Çin polisinin telefon numarası ve ev adresi de dâhil olmak üzere yurt dışındaki yaşamının her ayrıntısını bildiğini söylediklerini anlatmıştır. Çin Devlet Güvenliği Dairesi yetkililer, ailenin evine gelerek gazetecinin faaliyetlerinin ‘kötü ve tehlikeli’ olduğunu söylemişlerdir.”13

Çin Ceza Yasası’nın 322. maddesinin, “bir ulusal sınırı yasa dışı yollarla geçme”yi bir yıla kadar hapisle cezalandırılabilecek bir suç olarak tanımladığı ve Doğu Türkistanlıların pek çoğuna zaten pasaport ya da seyahat belgelerinin verilmediği göz önünde bulundurulacak olursa baskı altında kalan Uygurların yurt dışına çıkabilmek için mecburen yasa dışı yollara başvurdukları söylenebilir.

Bu noktalardan hareketle Doğu Türkistanlı mültecilerin durumu, diğer mültecilerden farklılık arz etmektedir. Zira bu insanlar sadece açlık, yoksulluk ve benzeri zorluklarla değil; aynı zamanda ciddi güvenlik sorunlarıyla da yüzleşmektedirler. Özellikle günümüzde Uygur ailelerinin, çok sıkı güvenlik önlemleri sebebiyle büyük gruplar hâlinde göç etmesi imkânsız görünmektedir. Dolayısıyla bu süreçte aileler parçalanmakta; yukarıda bahsedildiği gibi iletişim konusunda baskılarla karşılaşıldığı için aynı ailenin fertleri bile bağlarını tamamen koparmak zorunda kalmaktadır. Ayrıca bir başka ülkeye sığınan ve hatta vatandaşlığını değiştiren Doğu Türkistanlılar dahi, Çin yönetiminin hükümetler üzerinde kurduğu baskılar sonucunda, her zaman bir “zorla geri gönderilme” riski ile karşı karşıya olduğundan âdeta diken üstünde yaşamaktadırlar. Bu duruma dair örnekler insan hakları raporlarında yer almaktadır:

“1989’da Çin’den ayrıldıktan sonra Türkiye’ye gelen ve Türk vatandaşlığına geçen Uygur tüccar Mahmut Akatal UAÖ’ne, kendisinin Mayıs 2003’te merkezi ABD’de bulunan radyo kanalı Özgür Asya Radyosu’na 1997’de evini ziyarete gittikten sonra Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde keyfi olarak gözaltına alınması ile ilgili bir röportaj verdiği için oğlunun Aksu ilinin Sinhe bölgesinde bir ay süreyle gözaltında tutulduğunu anlattı. Anlattığına göre polis oğlunu, babasının neden Türkiye’ye taşındığı konusunda sorguya çekmişti. Mahmut Akatal’ın oğlu, akrabalarının para cezasını ödemesinin ardından bir ay sonra serbest bırakıldı. Aile şimdi, Sinhe dışına çıkmak istediği her durumda polisten izin almak zorunda.”14

Sonuç

Doğu Türkistanlı mültecilerin Çin’de kalan akrabaları için çözümü güçleştiren en önemli unsurlardan birisi de Çin’in mültecilerin sığındığı ülkeler üzerinde sahip olduğu etkidir. Öyle ki, Türkiye’ye sığınan Doğu Türkistanlılar bile zaman zaman benzer güçlüklerle karşılaşmaktadır. Çin ile ciddi boyutlarda ekonomik ilişkilere sahip olan Türkiye, bugüne kadar Doğu Türkistan’a dair etkin bir siyasi söylem geliştirmekten kaçınırken, geçmişte Orta Asya ülkelerini ziyaret eden bazı Türk liderler, “Doğu Türkistan” yerine “Sincan” ismini zikretmeyi tercih ederek Türkiye’ye büyük bağlılık duyan Doğu Türkistanlıları ziyadesiyle üzmüştür. Doğu Türkistan ile tarihten gelen bağına rağmen Türkiye’de bile böyle bir politika yürütülürken, Çin’in pek çoğu uluslararası alanda etkin olmayan komşularının, mültecileri zorla geri gönderme konusunda Çin’e karşı dirençli bir politika sergilemesi beklenemez. Ancak Kanada ve Amerika bu konuda Çin’e karşı koyarken, bu bile Doğu Türkistanlı mültecilerin sorunlarının tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Bu insanlar sadece topraklarından değil; ailelerinden, yakınlarından ve bütün akrabalarından ayrılmak zorunda kalmaktadırlar. Tabiri caizse, “herkes ancak kendi başını kurtarabilmektedir”. Bu durum da toplumsal bir kangren hâline gelmiş sorunların çözülmesini imkânsızlaştırmaktadır.

Öte yandan Çin’in hem geri gönderilen mültecilere hem de mültecilerin Çin’de kalan ailelerine uyguladığı -düşünce ve ifade özgürlüğünün kısıtlanması, sürekli gözetim altında tutulmaktan gözaltı, hapis ve işkenceye varan uygulamalar- baskı politikalarının uluslararası kamuoyunun acil dikkatine ihtiyacı vardır. Doğu Türkistan’da yaşananların Tibet’ten daha iyi olmadığı ve Tibet konusunda bütün dünyada gösterilen duyarlılığın Doğu Türkistan konusunda da gösterilmesi, en azından ilk aşamada uluslararası girişimlerin gündemine alınması bakımından faydalı olacaktır. Kısacası, Doğu Türkistanlı mülteciler sorunu, Çin’in politikalarından bağımsız bir sorun değildir ve sorunun çözümü için bu politikaların değiştirilmesine yönelik girişimlerden başlamak, en uzun vadeli çözüm süreçlerinden olacaktır.

Tarih kitaplarına konu olmuş bir zulüm Çin zulmü. Çoğu kez masal dinler gibi dinledi dünya buralarda yaşananları. Komünist rejimin 1949 yılında Doğu Türkistan’ı işgal etmesinin ardından o bölgede yaşayan Müslüman Türk halkı, çeşitli zulüm ve eziyetlere maruz kaldı. İşgalden sonra ise halkın hak, hukuk, mal ve mülkü elinden alındı. “İnsan, zorlandığı ve zor durumda kaldığı için bir yerden başka bir yere göç eder.” diyor Türkiye’ye göç eden bir mülteci. Yoksa neden bıraksın üzerinde nefes aldığı, yaşadığı toprağı? Daha çocuk yaşlarında zulme hayır demek için toplanmışlar. Bir araya geldiklerinde tüm haksızlıkları durdurabileceklerini düşünmüşler. Gerçekleştirdikleri bir protesto eylemi sonrasında ise hapisle tanışmış mültecimiz. 15 yaşındaymış o sıra. Arkadaşları ile birlikte iki metrelik bir hücrede kalmışlar. Kulaklarında yankılanan hikâyelerin bir parçası olduklarını ilk defa Çinlilerle karşılaştıklarında anlamışlar… “Gerek Orta Asya’daki Türk kardeşlerimiz gerekse Doğu Türkistan’daki kardeşlerimiz, hepimiz, 20. yüzyılın başında Orta Asya’da Ruslar, Doğu Türkistan’da ise Çinliler tarafından büyük zulümlere maruz bırakıldık, bu nedenle de evlerimizden, yurtlarımızdan başka yerlerde yaşamak zorunda kaldık.” diyor. Şimdi Türkiye’de yaşayan ve ne zaman evine geri döneceğini bilemeyen mültecimize.

(Doğu Türkistanlı mülteci)

Sonnotlar

[1] Mehmet Saray, Doğu Türkistan Türkleri Tarihi, cilt: 1, İstanbul: Doğu Türkistan Vakfı Araştırma Merkezi, 1998, s. 86.

2 A.g.e., s. 92-93.

3 A.g.e., s. 95.

4 “Who are the Uyghurs”, www.uygur.org, s. 3.

5 Erkin Alptekin, “Doğu Türkistan’dan Hicretimizin 40. Yılı”, Gökbayrak, Kayseri, 1992, s. 3.

6 A.g.m., s. 76.

7 Arslan Alptekin, Doğu Türkistan Göçmenler Derneği.

8 “Refugees”, www.uhrp.org/categories/Issues/Refugees/

9 Uluslararası Af Örgütü, “Çin Halk Cumhuriyeti: Uygurlar, Çin’in ‘Terörle Savaş’ Adına Uyguladığı Baskıdan Kaçıyor”, s. 3.

10 A.g.e., s. 21.

11 A.g.e., s. 21.

12 Uluslararası Af Örgütü, “Çin Halk Cumhuriyeti: Uygurlar, Çin’in ‘Terörle Savaş’ Adına Uyguladığı Baskıdan Kaçıyor”, s. 37, 2004.

13 A.g.e., s. 37-38.

14 A.g.e., s. 38.

Ancak Rabdan’ın bu girişimi, daha büyük öfkelere yol açmaktan başka sonuçlar doğurmaz. Çin yönetimi, 1757 yılında önce Doğu Türkistan’ı, ertesi yıl da Tibet’i işgal eder; böylece sadece belirli bir düzeyde yetki verdikleri kişilerin çok fazla güçlenmemesi için gerekli tedbirleri alır.Ancak daha sonra göreve gelen âlimler zamanla asıl amaçtan uzaklaşmaya başlar ve farklı hocalar arasında tam anlamıyla bir rekabet ortamı doğar. Ve bu şekilde halkı bir araya getirmek için çağrılan hocalar, sayıları giderek artmak suretiyle devletin büsbütün parçalanmasına yol açar.3 Özellikle Doğu Türkistan ile Kırgız halkları arasında kurulmaya çalışılan kardeşlik bağları, yine Müslümanlar tarafından zedelenir; Müslüman, Müslüman’ı katletmeye başlar. İç çatışmalara zamanla Çin de müdahil olur ve Çin yönetimi, durumu kendi lehine çevirme konusunda son derece başarılı bir politika yürütür. Yüzyıl kadar bir zaman sonra da, Müslümanlar artık bağımsızlıklarını geri kazanmak için savaşır hâle gelmişlerdir. 1863 yılına gelindiğinde Doğu Türkistanlılar, Çin baskısı ve işgalinden kurtulmak için tam 42 kere ayaklanmıştır.4 Bu tarihten 1878 yılına kadar Çinliler bir süreliğine geri püskürtülür, ancak bu ayaklanmayı yürüten Yakup Bey’in vefatının ardından Doğu Türkistan yeniden Mançu-Çin yönetimine geçer ve Çin’in bundan sonra bir daha çıkmamak üzere bölgede kuracağı sistemle birlikte Doğu Türkistanlılar da yavaş yavaş kendi yurtlarında barınamaz hâle gelir ve mülteciliği seçmek zorunda bırakılır.

 

İlgili haberler
Tümünü gör
19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü
19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü
Azim ve fedakarlıkları ile dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeye çalışan, bu uğurda hayatını kaybeden, yaralanan tüm insani yardım çalışanlarının 19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü’nü kutluyoruz.
Kosova’dan İHH’ya teşekkür
Kosova’dan İHH’ya teşekkür
Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) Savaş Gazileri Derneği, Kosova’ya verilen destekten dolayı İHH’ya teşekkür belgesi verdi.
Gazze’ye Kurban yardımı
Gazze’ye Kurban yardımı
İHH İnsani Yardım Vakfı, İsrail ablukası altındaki Gazze Şeridi'nde 6 bin 500 yoksul aileye Kurban eti dağıttı.