Ortadoğuda Göç Hareketleri
Hâlihazırda dünyadaki mültecilerin önemli bölümünü tek başına Ortadoğu kaynaklı mülteciler oluşturmaktadır. Ortadoğu’ya ve mücavir coğrafyaya baktığımızda başlıca sekiz büyük göç dalgası olduğunu görm
Filistin, Irak, Ortadoğu 05.01.2010

Ahmet Emin Dağ

 

İHH İnsani Yardın Vakfı Ortadoğu Özel Temsilcisi

 

Ortadoğu’daki temel göç hareketlerinin kaynağı durumundaki Irak ve Filistin özelinde, bölgede iki farklı yapısal özellikte mülteci hareketi görülmektedir. Bunlardan biri daha güncel olmakla birlikte toplumsal yıkımı ve sonuçları çok ağır olan Irak göç hareketi, diğeri ise zaman aralığı olarak daha uzun döneme yayılmış olan ve toplumsal yıkımı üç nesildir devam eden Filistin göç hareketi. 

Filistin sorunu kökenleri öylesine derinlere uzanmaktadır ki, bu soruna dayalı göç hareketini I. Dünya Savaşı’ndaki paylaşım haritalarına kadar dayandırmak mümkündür. Osmanlı’nın parçalanmasından sonra ortaya çıkan yeni sınırlar ve koloni yönetimleri yerleşik halklar arasında ciddi bir göç krizi oluşturmuştur. Bu çerçevede Avrupa’dan getirilen Yahudi göçmenleri iskân etmek için birçok Filistin köylüsünün yerinden edilmesiyle bölgedeki kriz başlamıştır. Bu açıdan bakıldığında, Filistinli göçmenlerin sorunu 100 yaşını bulmuş bir mülteci sorunudur dense yanlış olmayacaktır. 

Irak ise, yakın dönemde olmakla birlikte, sayısal bakımdan Filistin’deki mağduriyetle aynı özellikleri göstermektedir. Son iki yıl içinde beş milyona yakın Iraklı göçmenin ortaya çıktığını düşünecek olursak, bu bölgede toplumsal yıkım ve şokun çok daha etkili durumda olduğunu söyleyebiliriz. 

 

Filistin Irak

 

1948-2007     2003-2007

 

5.600.000 5.000.000

 

 

Madalyonun diğer yüzünde yer alan mülteci karşılayan ülkeler ise daha farklı bir sorun içinde bulunmaktadır. Bu iki göç hareketinin büyük bölümünü karşılayan ülkelerin tümü, sınır komşuları ve aynı zamanda kendileri de zengin olmayan orta büyüklükteki ülkelerdir. 

Gerek Iraklı ve gerekse Filistinli mültecileri karşılayan ülkelerin başında Suriye ve Ürdün gelmektedir. Bunlardan Suriye, iki milyona yakın Iraklıyı barındırırken, 1967’den bu yana 500.000 Filistinli mülteciye de ev sahipliği yapmaktadır. Toplamda iki buçuk milyona yakın mültecinin fakirlik sınırında yaşayan 20 milyon nüfuslu Suriye toplumunda oluşturduğu toplumsal tahribat ve dengesizlik, sadece Suriye Devleti’nin kendi imkânları ile aşabileceği bir kriz olmaktan çoktan çıkmış durumdadır. 

Diğer göç alan ülke olan Ürdün, Suriye’ye oranla biraz daha şanslı sayılabilir. Zira, iki milyondan fazla Filistinliye ev sahipliği yapan Ürdün’de bu göçmenlerin büyük bölümü Ürdün vatandaşı kimliği aldığı için işini kurmuş, mülkünü edinmiş, düzenli hayatı olan insanlar olarak bu ülkede ikamet etmektedirler. Ürdün’de resmî olarak 500.000’e yakın Filistin asıllı göçmen olduğu kabul edilmektedir. Irak savaşından sonra bir milyona yakın Iraklı mültecinin akın ettiği beş milyon nüfuslu ülkede, kendi nüfusunun beşte biri kadar büyüklükteki bir mülteci kitlesinin barınması kuşkusuz insani göstergeleri olumsuz etkilemektedir. Tıpkı Suriye gibi Ürdün yönetimi de kendi demografik göstergelerini etkilemenin ötesinde, getirdiği ekonomik ve siyasi problemler bakımından göçmen sorunuyla tek başına mücadele edebilecek bir konumda bulunmamaktadır. 

 

 

A. FİLİSTİN 

Tarihî anlamda en eski göç sorununun yaşandığı Filistin’deki ayıklama süreci, geçen 100 yıllık zaman zarfında bölgede meydana gelen demografik değişimden açıkça anlaşılabilecektir. Bundan 100 yıl önce Filistinlilerin tamamı kendi topraklarında yaşarken, 1948’den sonra üçte biri, 1967’den sonra da yarıdan fazlası yaşadığı bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştır. 

 

 

Filistin halkını göç etmeye iten nedenlerin başında 1948 yılında İsrail’in kurulmasından önceki Yahudi çetelerin yaptığı katliam ve terör eylemleri gelmektedir. Çok sayıda Filistinlinin bu çetelerce katledilmesi üzerine Filistinliler topraklarını terk etmek zorunda kalmıştır. Göçlerin ardından Filistinlilerin topraklarını gasp etmek daha kolay olurken, bazı bölgelerde ise tehdit ve ambargo ile insanlar yaşadıkları yerlerden sürülüp çıkarılmışlardır. Bugün Filistin nüfusuna baktığımızda ikinci ve üçüncü nesil durumundaki büyük bölümünün, kendilerini mülteci olarak dahi görmeyecek kadar yaşadıkları bölgelerin yerlisi hâline geldikleri anlaşılmaktadır. Dünyadaki Filistinli dağılımı, çok sistemli bir altyapı ve propaganda olmadığı sürece bu insanların çoğunluğunun ülkelerine geri dönemeyeceğini göstermektedir, ancak bu durum onların topraklarına yeniden sahip olmak istemedikleri anlamına da gelmemektedir. 

 

Batı Şeria ve Gazze 3.900.000

Ürdün 1.835.000

İsrail 1.318.000

Suriye  434.800

Lübnan   405.400

Şili  300.000

Amerika  225.000

Mısır  44.000

Körfez ülkeleri  159.000

Diğer Arap ülkeleri  153.000

Diğer ülkeler  308.000

 

Toplam   9.500.000

 

Filistinlilerin dağıldığı çevre bölgelere bakıldığında 59 mülteci kampında dört buçuk milyon insanın yaşadığı görülmektedir. Filistinli mülteciler bu kamplarda altyapıdan tamamen yoksun, gecekondu tipi evlerde yaşam mücadelesi vermektedir. Hâlen uygulanan sistemli yıldırma siyaseti ile kamplarda ve özellikle Filistin içinde hayat koşullarındaki kötüye gidiş ciddi boyutlara ulaşmıştır. Fakirlik oranı 2000 yılından bu yana ikiye katlanarak %70’leri bul muş, işsizlik de neredeyse üç katına çıkarak %60’lara ulaşmıştır. 

Günümüzde Filistinlileri mülteci durumuna düşüren unsurların başında İsrail yıkımları gelmektedir. Son yıllarda buna eklenen bir diğer unsur, Ortadoğu’nun ortasında yükselmekte olan utanç duvarıdır. Bu duvar ayrı bir mağduriyet ve mülteci trajedisini de beraberinde getirmektedir. 730 km uzunluğundaki duvar, inşa edilmeye başlandığı günden bu yana 200.000 yeni mağdur üretmiştir. Toprakları ellerinden alınan insanlar başkalarına muhtaç duruma düşürülürken, evsiz kalan ailelerin sayısı 4000’e ulaşmıştır. Bunun anlamı ise 20.000 yeni göçmen demektir. 

Amerika’da yapılan çok taraşı son Ortadoğu zirvesinde de en önemli gündem maddelerinden biri olan mültecilerin geri dönüşü konusu, bir anda çözümlenebilecek bir konu değildir. Bu sorunun öncelikle maddi bir bedeli vardır ki, bu bedelin kimler tarafından karşılanacağı henüz açıklık kazanmamıştır. 85 milyar dolara ulaşan bu rakamın kolay bulunamayacağı ise ortadadır. Filistinlilerin topraklarında barındırılan mevcut Yahudi yerleşimcilerin çıkartılması, yeni evlerin yapılması, kayıtların düzenlenmesi, onların çıkmasından sonra Filistinliler için yeni yerleşim yerlerinin inşa edilmesi, altyapının kurulması vb. büyük bir meblağ tutmaktadır. Üstelik, insanlar geri döndükten sonra yaşamlarını devam ettirebilmeleri için gerekli olan ekonomik yatırımlar bu rakama dâhil değildir. 

İkinci nokta ise, psikolojik olarak Filistinlilerin tamamının dönmeye, Yahudi toplumunun da bu kadar büyük bir kitle ile sınırdaş olmaya ikna edilmelerinin gerekliliğidir. Bu da en az maddi sorunlar kadar büyük bir sorundur. Zira, sürgünde neredeyse üçüncü neslin dünyaya geldiği Filistinli mülteciler arasında vatanlarını görmemiş milyonlarca insan bulunuyor ve bunların, kurulu düzenlerinin bulunduğu ülkeleri terk edip dede ve babalarının ömrünün yetmediği bu topraklara yerleşmeyi düşünüp düşünmeyecekleri konusu önemli bir sorundur. Ayrıca beş milyonu aşkın mültecinin geri dönmesi hâlinde nerede iskân edileceği, bunlar için binlerce dönüm arazinin, binanın, altyapının ve iş olanaklarının nasıl kurulacağı da belirsizdir. Tüm bunların 15-20 yıllık bir sürece yayılarak gerçekleştirilebilmesi teknik olarak mümkün olsa bile, siyasi düzenlemelerin yapılması konusu hâlen en önemli engeldir. İsrail ve Filistin arasında barış sağlanmadığı, işgaller sona ermediği sürece bu konuları konuşmak suya yazılan yazı misali kaybolup gidecektir. Çünkü Ortadoğu’daki barışın anahtarı Filistin sorununun çözümündedir. Filistin sorununun çözümü ise mültecilerin geri dönüş garantisinin verilmesine bağlıdır. 

 

B. IRAK 

Zaman aralığı bakımından Ortadoğu’nun en trajik göç hareketinin yaşandığı Irak’taki insani tablo, işgal ve ambargolarla Irak toplumunun yaşadığı dönüşümü açık biçimde göstermektedir. Bir zamanların en müreffeh ve zengin ülkelerinden biri olan Irak’ın bugün içinde bulunduğu trajik hâl, insanların bu ülkede kalmaları için fazla bir sebeplerinin bulunmadığını da göstermesi bakımından anlamlıdır. Halkın büyük bölümünün fakirleştiği Irak’ta, bir kimsenin eğer bombalarla karşılaşmadı ise bir hastalıktan ölmesi ihtimali diğer ülkelere göre dört-beş kat daha fazladır. Eğitim ve sağlık altyapısının çökmek üzere olduğu ülkede güvenlik sorununa odaklanan siyasiler, kısa bir süre sonra güvenliğini sağlayacak sivil bulamayabilirler. 

Irak’tan göçlerin en önemli nedeni kuşkusuz işgal sonrası oluşan kaotik ortamdır. Bunda şiddet eylemleri başı çekmektedir. Cana ve mala tehditler ile baskılar, insanların yer değiştirmesindeki en önemli unsurdur. Adam öldürme, işkence, yargısız infaz, adam kaçırma, tecavüz, hırsızlık ve gasp gibi asayiş olayları da Irak’ı yaşanılmaz bir yer hâline getirmiş durumdadır. 

İşgalin ardından tüm bu çöküş yaşanırken, bölgede dikkat çekilmesi gereken nokta ise, işgalin 2003 yılında başlamış olmasına rağmen göçlerin 2006’da hız kazanması durumudur. Bu ise, Irak toplumunun kendi içinden çatırdamaya başladığı dönemde, Samarra’daki el-Askeri türbesinin bombalanmasından sonra yaşanan süreçle yakından ilgilidir. 

İşgalin ilk zamanlarında oldukça sınırlı ve dar kapsamlı olarak gördüğümüz göç hareketine karşın, insanları göç etmeye iten asıl unsurlar 2006 yılı başından itibaren başlayan intikam saldırıları ve infazlarla açığa çıkmıştır. Bu ise, Irak’ta iç hesaplaşmanın göçleri tetiklediğini göstermektedir. İnsanlar göç etmekte haksız sayılmazlar; çünkü ölümlerin dağılımına bakıldığında ölenlerin büyük bölümünün siviller olduğu açıkça görülmektedir. Elde edilen verilere göre, işgal sonrası şiddet olaylarında ölenlerin %70’i sivillerden oluşmaktadır. 

 

GÖÇ ÜLKELERİ

Iraklı göçmenlerin gittikleri ülkelere bakıldığında büyük bölümünün komşu ülkelere sığınmış durumda olduğu görülmektedir. Iraklı sığınmacıların önemli kısmı Suriye’ye giderken, ikinci sırada Ürdün ve ardından Körfez’deki Arap ülkeleri gelmektedir. Mısır’a 100.000’i aşkın Iraklı sığınırken, Türkiye ve İran’a da 60.000’i aşkın Iraklı mülteci gitmiştir. 

2007 yılı sonu itibarıyla Suriye ve Ürdün’e giden Iraklı mültecilerin kısmi geri dönüşleri başlamıştır. Bu geri dönüşlerdeki en önemli faktör, son dönemde Irak’ta güvenlikle ilgili kaygıların biraz olsun hafiflemiş olması olarak görülmektedir. Ancak bu durum, farklı bir riski de beraberinde getiren tehlikeli bir oyunun parçası durumundadır. Bu oyun, Irak’ta mültecilerin geri dönüşü için sağlanan uygun ortamdan yararlanarak Sünni aşiretlerin silahlandırılmasını esas almaktadır. Bu ise, ileriye dönük olarak Şii ve Sünni kesimler arasındaki çatışmanın zeminini oluşturacak bir durumdur. 

 

Her gün ortalama 2000 Iraklı ülkesine geri dönüyor. Buna karşın ülkeden yine her gün 1000’e yakın insan da yurt dışına kaçmayı sürdürüyor. Geri dönüşlerde hem yukarıda bahsedilen güvenlikle ilgili faktör rol oynarken hem de göç eden insanların geçinmek için yanlarında götürdükleri paraların bitmesi, gittikleri yerlerde iş bulamamaları ve bulundukları ülkelerdeki siyasi baskılar önemli rol oynuyor. Mültecilerin %70’i vize sorunları ve maddi imkânsızlıklar sebebiyle geri dönerken, üçte biri, yaşadığı yerdeki güvenlik durumunun iyileştiğini söylüyor. 

Irak yönetimi, gerek Suriye ve gerekse Ürdün’e 10 ila 20 milyon dolar arasında değişen birer ödeme yaptı. Ancak sadece Ürdün, kendisinin bu göçmenler için 1 milyar dolara ihtiyacı olduğunu söylüyor. Dolayısı ile mültecilerin gitmiş oldukları ülkelerde, önümüzdeki süreçte yol açacağı toplumsal sorunlar artabileceğinden, bu ülkelerin de istikrarsızlaşması ihtimalinin göz önünde bulundurulması gerekiyor. 

 

C. DİĞER GÖÇ HAREKETLERİ

Ortadoğu’nun kendi iç hareketi olmasa bile, bu bölgeye yönelik göç hareketleri de önemli bir sorun oluşturmaktadır. Örneğin Afganistan savaşından kaçarak 1980’li yılların başından itibaren İran’a sığınan iki milyonu aşkın sivil, bu ülkedeki demografik ve ekonomik dengeleri önemli ölçüde etkilemiş durumdadır. 1989 yılında bir bölümü geri dönen ancak başlayan iç savaş nedeniyle yeniden ülkelerinden kaçmak zorunda kalan milyonlarca Afganlı, bugün sadece İran’da değil, bu ülkeden yasa dışı yollarla kaçmaya çalıştıkları daha batıdaki ülkelerde de önemli bir soruna dönüşmüştür. Yunanistan’daki bir kampta, Afganistan’dan daha kötü şartlarda yaşamakta olan 2000 civarında Afganlı buna en güzel örnektir. 

Neredeyse 30 yıllık bir göçmen sorununa ev sahipliği yapan İran’da, özellikle Amerika’nın 2001 yılı Ekim ayında gerçekleştirdiği Afganistan operasyonundan sonra göç edenlerle birlikte, hâlen iki buçuk milyonu aşkın mülteci yaşamaktadır. Bu göçmenler genellikle sınır bölgelerindeki çadır kentlerde uluslararası kuruluşların desteği ile yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadır. İran yönetimi, mültecilere geri dönüş konusunda yoğun baskı yaparken, yeni bir savaşın içine dönmek istemeyen mültecilerin trajedisi ise devam etmektedir. Özellikle çocukların eğitim imkânlarından yoksun olması, güvenlik sorunları ve yardımların çok kısıtlı olması, yüz binlerce mültecinin hayatını tehdit etmektedir. Afgan mülteciler, çalışma ve ev edinme konularında büyük engeller yaşamaktadırlar. 

 

SONUÇ 

Geçmişten bugüne Ortadoğu’daki göçlerin en önemli sebepleri, insanların içinde bulundukları kaos ortamı ve güvenlikten yoksunluk hâlidir. Ortadoğu’nun kendi göç hareketlerinden Filistin ve Irak karşılaştırmasını yaptığımızda, Filistin’den göçlerin temel sebebi olarak yerinden zorla çıkarılma, öldürülme olaylarının artması ve ölüm tehditlerini; Irak’tan göçlerin temel sebebi olarak da insanların maruz kaldıkları iç çatışma hâlini ve karşılıklı tehditleri görmekteyiz. Dışarıdan bu bölgeye gelen Afganistanlı göçmenler de yine ölüm tehdidi sebebiyle yurtlarını terk etmiş durumdadırlar. 

Bölgeye yönelik işgal ve hegemonik politikaların sona ermesi, yaşanan kaosu önemli ölçüde azaltacaktır. Zira Ortadoğu’daki göç hareketlerinin yaşandığı iki bölge, Irak ve Filistin’deki mevcut durumun ortak sebebi, işgal altında bulunmaları gerçeğidir. Çözüm için de bu işgallerin sona ermesi gerekmektedir. Göçmenlerin geri dönüşleri için güvenli ortam sağlandıktan sonra yapılması gereken en temel çalışma, bu insanların yaşayabilecekleri uygun ortamların oluşturulması için destek verilmesi olacaktır. 

Filistin, Irak ya da Afganistan’daki altyapının tamamının yıkıldığı düşünülürse, bu mültecilerin geri dönmeleri, yeni sorunlarla karşılaşmaları demek olacaktır. Bu anlamda geri dönüş, mültecilerin sorunlarını çözmekten ziyade, sorunları kendi ülkelerine taşımaktan başka bir değişiklik getirmeyecektir. Sorunun çözümü için rehabilitasyon programlarından iş olanakları bulunmasına kadar geniş yelpazede bir kalkınma programı bu mültecilere uygulanmalıdır. Bu çalışmaları yerel otoritelerin geliştireceği programlar belirlerken, yabancı ülke ve yardım kuruluşları da sorunun çözümü için maddi olarak destek sağlamalıdır. 

 

Filistinli Mülteci 

Gazze Bureyc Kampı, 1948’de Filistin işgali sonrasında kurulan onlarca kamptan sadece biri. Normal bir hayatın bir anda değiştiği, ailelerin yitirildiği, akrabaların yok olduğu, ev denen sıcak mekânların moloz yığınına dönüştüğü bir zamanda, binlerce kişinin sessiz yürüyüşü başladı. Buldukları ilk emniyetli yerde zulümden kaçabilen grup olarak korumaya aldılar kendilerini. Kampları adsız yuvaları oldu. Mülteci olmaya zorlanan Filistinliler işgalden bu yana Lübnan, Suriye, Ürdün topraklarında geleceklerini arıyorlar. Gazze Şeridi yakınındaki bütün köy sakinleri göçe zorlandı, vatan sahipleri şimdi birer mülteci. “Gazze şeridinde sekiz tane mülteci kampı var. Kamplarda yaklaşık 1 milyon 100 bin mülteci bulunmakta. Hayat şartları ise altyapı ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği nedeniyle oldukça kötü. Sağlık altyapısının eksikliği hastalıkların yayılmasına sebep oluyor. Kamplar, yardım kuruluşlarının gıda ve giyecek yardımlarıyla ayakta kalmaya çalışıyor.” diyor lise yıllarında yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kalan Gazzeli bir mülteci. Bureyc kampında umutla geri döneceği günü bekliyor. 

İlgili haberler
Tümünü gör
Afgan ailelere insani yardım
Afgan ailelere insani yardım
İHH İnsani Yardım Vakfı, Afganistan’ın başkenti Kabil'e bağlı Haırhane bölgesinde yaşayan ihtiyaç sahibi 50 aileye kumanya dağıtımı gerçekleştirdi.
19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü
19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü
Azim ve fedakarlıkları ile dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeye çalışan, bu uğurda hayatını kaybeden, yaralanan tüm insani yardım çalışanlarının 19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü’nü kutluyoruz.
Kosova’dan İHH’ya teşekkür
Kosova’dan İHH’ya teşekkür
Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) Savaş Gazileri Derneği, Kosova’ya verilen destekten dolayı İHH’ya teşekkür belgesi verdi.