“Öyle bir travma geçirmiştim ki, kızımı dahi hatırlamıyordum”
Mavi Marmara’da İsrail askerlerinin indirme yaptığı üst güvertede bulunan Mehmet Ali Zeybek dokuz yerinden kurşunlandığını dahi fark etmemişti. Gemide İsrail askerleri tarafından canlı canlı ameliyat
Filistin 07.06.2011

1982 doğumlu Mehmet Ali Zeybek, Mavi Marmara’ya Diyarbakır’dan katılmıştı. Eczacı olan Zeybek evli ve bir çocuk babası. Halen Diyarbakır’da ikamet ediyor. İsrail askerleri Mavi Marmara’ya indirme yaptığı sırada üst güvertede bulunan ve katliamın canlı tanığı olan Zeybek, dokuz kurşunla yaralandı ve BM Vaka İnceleme Heyeti Raporu’nun da tespit ettiği hak ihlallerine maruz kaldı. Mavi Marmara’da yaralanan, öldürülen diğer insanların yaşadıklarına da bizzat şahit oldu. Günlerce İsrail hastanelerinde tutulan, dış dünyadan haber almasına ve ailesi ile irtibat kurmasına izin verilmeyen Zeybek’in yaşadıkları İsrail’in işlediği insanlık suçunun insani boyutunu gözler önüne seriyor:

“Saldırı başlayalı yarım saat olmuştu. Askerler sürekli ateş ediyorlardı. Arkadaşlarımız bir bir düşüyorlardı. Bir ara güvertenin ön tarafından askerlerin geldiğini gördüm. O anda namaza inen Hüseyin Solmuş arkadaşımız tekrar yukarı geldi. Gemideki askerler çoğalmıştı. Herhalde aşağıdan da gemiye girmeye çalışıyorlardı. Hüseyin Solmuş’u fark edince kendisine doğru yürüdüm. O an Ali Haydar Bengi’nin düştüğünü gördüm. Mehmet Yıldırım da yanına düştü. Yan yana düştüler. Hüseyin Solmuş’un yanına giderken birden yönümü değiştirdim Ali Haydar’a doğru. Yaralıysa aşağıya taşıyayım diye düşündüm. O an bana arkadan şok gibi bir şey verildiğini hissettim. Bir anda ellerim ve ayaklarım kaskatı kesildi. Ne olup bittiğini anlayamamıştım. Bir baktım ki her yerimden kanlar akıyor. Sonradan öğrendim ki dokuz kurşunla yaralanmışım ve bunu hiçbir şekilde fark etmemişim. O halde Hüseyin’in yanına gittim. “Ne yapıyorsun?!!” dedi; “Vurulmuşum aşağıya ineyim” dedim. “Yardımcı olalım” dedi, “Yok, arkadaşlara yardım et sen” dedim.

Tam aşağıya inecekken orada kalmak istedim birden. Ama o esnada bir şok daha hissettim. Diğer tarafa döndüğümde askerlerin yere düşmüş arkadaşlara sanki hayvanlara kurşun sıkar gibi ateş ettiğini gördüm. Ateş ettikleri, kurşunun değdiği her arkadaşa botlarıyla şiddetli tekmeler vuruyorlardı. Biri Ali Haydar’a doğru geldi. Ona ateş etti. Çevirdi, bir daha ateş etti. O anda ben aşağıya inen merdivenin ağzına düştüm. Sanırım çok fazla kan kaybetmiştim, başım dönmeye başlamıştı. Ondan sonra askerlerin bana doğru geldiğini gördüm. Boşluktan aşağıya bayağı kanlar akıyordu. Kendimi o boşluktan aşağıya bıraktım. Elim merdivenlerin korkuluklarına takıldı, tutamadığımı fark ettim. Sağ kolum tamamen yara almış, ana damarlardan biri patlamıştı. Korkuluğu tutamayınca olduğum gibi yere yığıldım.

*

Üzerimdeki elbiselerin tamamı yırtılmıştı. Arkadaşlar bacaklarımı örtmek için battaniye gibi bir şey örtmüşlerdi. Askerler beni aldıkları gibi daha kamaranın kapısındayken iç çamaşırımı yırtıp attılar. İnsanların arasından o şekilde çırılçıplak geçirdiler beni. Orada değerli âlimler vardı, o kadar arkadaş, eş dost… Üç gün deniz yolculuğu süresince, üç gün de Antalya’da Kepez Spor Salonu’nda birlikte vakit geçirdiğimiz insanlar…

*

Daha akşama kadar Fahri Yaldız’la şakalaşmışım. Ali Haydar Bengi ile konuşmuşum, tartışmışım. Furkan Doğan gece yarısı gelip “Diyarbakırlıların konuşması güzeldir. Bana biraz konuşur musunuz?” demiş. İbrahim Bilgen ile geldiği ilk günden beri tanışıyorum ve en son kendisiyle görüşen benim; “Aşağıya in ağabey sen” demiştim ona... Orada şehadetlerini gördüm. Hepsi şehit olmuşlar…

*

Uzun süre güneşin altında sırtüstü bir vaziyette bekletildim. Pasaportumu elime vermişlerdi. Almaya çalışırken yere düştü. Sonra oradaki bir asker pasaportumu yukarı sedye gibi bir şeye doğru fırlattı. Bir asker oradan pasaportumun içindeki parayı alıp cebine koydu ve pasaportumu denize fırlattı. Tamamen kimliksiz kaldım. Tabii çırılçıplak vaziyette… Susamıştım, sanırım bu yüzden gözlerim gidip geliyordu. O kadar kan kaybetmeme rağmen şuurum hâlâ yerindeydi.

Bu vaziyette yukarıda bekletilirken biri gelip beni ön güverteye çekti. Orada birinin daha vefat ettiğini biliyordum; fakat kim olduğunu anlamamıştım. Sonradan anladım ki Ali Haydar kardeşimmiş. Çünkü başka kimse yoktu, büyük ihtimalle oydu. Üzerine bir şey atmışlardı, o yüzden kendisini göremiyordum. Orada da epeyce bekletildim. Bir ara yaralı bir arkadaşı getirip yanıma yatırdılar. Onu da bağlamışlardı, sadece gövdesini görebiliyordum. Sarışın, çok iri yarı bir asker geldi; şöyle kurbağacık dediğimiz kerpeten tipi bir şeyi yarasına sokup çıkarıyordu. Tabii arkadaş inanılmaz derecede bağırıyordu. Demek ki çok ağrısı vardı. Herhalde yarasından kurşunu çıkardılar. Hâlâ o kişinin kim olduğunu bilmiyorum. Aynı kişi benim de sağ ayağımdaki kurşunu aynı şekilde narkoz kullanmadan çıkardı. Bağırmamızdan, acı çekmemizden zevk aldıkları aşikârdı. Üzerime abanmıştı kurşunu çıkarmak için; ama yine de kendimi tuttum, hiç bağırmadım. Kurşunu çıkardı, bir poşete koyup gitti. Tahmin ediyorum ki, yasak silahlar kullanmışlardı ve delil bırakmamak için bu kurşunları oracıkta narkozsuz bir şekilde çıkarttılar. Vücudumun diğer yerlerindeki yaralara, kurşunlara bakmadılar o an. Sadece sağ ayağımdakini çıkarttılar. Çok fazla susamıştık, su istedik. Bir asker geldi, bir şişe su getirip içti. Ondan sonra da suyu yüzüne döktü ve gitti.

*

Hastanedeki ikinci günümdü. Yemek vermiyorlardı, serum takılıydı. Su istiyordum, vermiyorlardı. Yemek yok, su yok, hiçbir şey yok. Akşama doğru gelip apar-topar beni aldılar. Nereye götürdüklerini sorduğumda “Doktor Clayn diye biri ameliyat edecek seni” dediler; plastik cerrahmış. Ameliyathaneye götürdüklerini zannediyordum. Bu arada odadaki iki arkadaşımı Türkiye’ye göndermişlerdi. Beni epey dolaştırdılar. Ameliyathaneye değil de başka bir odaya götürdüler. Bir ara odanın kapısı aralandı. Dışarıda bir grup insan İngilizce yazılar, pankartlar ve çiçeklerle gelmişler. Tabii askerler hemen kovdu onları.

Üçüncü gün tekrar odamı değiştirdiler. Zaten gece de yatırmıyorlardı. Öyle bir durumdaydım ki namaz kılarken hangi rekatta olduğumu unutuyordum. Narkozun etkisi mi uykusuzluk mu, bilemiyorum. “Namaz kılacağım. Toprak getirin, teyemmüm alayım.” diyorum, “Telefonla görüşeyim. Elçiliği çağırın.” diyorum, “Yok!” cevabını veriyorlar.

*

Beni apar topar bir ambulansa koydular. Kollarımı bağladılar. Sabah saat 05.00’te ambulansa bindirdiler, 11.00’e kadar sokaklarda dolaştırdılar. Araç dolandıkça bir o yana bir bu yana çarpıyordum. Arkadaki araçlar ambulansı sıkıştırıyordu. Mossad ajanları da büyük bir arabayla eşlik ediyorlardı.

*

Ankara’ya geldiğimde sağ olsunlar herkes benimle epeyce ilgilendi. Ama özellikle anlatmak istediğim bir şey var. Doktor kardeşim yanıma geldi ve “Eşinle bir görüş” dedi. Eşimle telefonda görüştüm. Hâlimi hatırımı sordu. Ben de ona sordum. Eşim “Bir-iki kelime de kızınla konuş” dedi. Kızım küçük daha, iki-üç yaşında. “Kızım kim?” dedim, “Kızını hatırlamıyor musun?” diye sordu. Tekrar “Yok. Kızım mı var?” diye sordum. Eşim olduğunu hatırlıyordum ama kızımın olup olmadığını hatırlamıyordum. Düşünün öyle bir travma geçirmişim ki kızımı hatırlamıyorum. Kardeşim telefonu kapattı. “Ne kızı Nurettin?” dedim; o da “Kızını hatırlamıyor musun gerçekten?” diye sordu. Fotoğrafını gösteriyordu, bir şey hatırlayamıyordum. Ankara’da geçirdiğim üç gün boyunca da hatırlayamadım. Diyarbakır’a gelince kızımı gördüm ve ancak ondan sonra hatırladım hakikaten kızım olduğunu.”

(Mehmet Ali Zeybek ve diğer filo yolcularının yaşadıklarını İHH Kitap’tan çıkan Küresel Vicdanın Dilinden Özgürlük Filosu–Yolcularla Söyleşiler kitabından okuyabilirsiniz: http://www.ihh.org.tr/mavi-marmara-yayin-dunyasina-da-yelken-acti/)

İlgili haberler
Tümünü gör
Lösemi hastalarına destek
Lösemi hastalarına destek
İHH, AID ve Gazi Üniversite Hastanesi arasında yapılan protokol kapsamında lösemi tedavisi gören hasta çocuk ve ailelerine sosyal ve tıbbi destek vermeye başlandı.
Afgan ailelere insani yardım
Afgan ailelere insani yardım
İHH İnsani Yardım Vakfı, Afganistan’ın başkenti Kabil'e bağlı Haırhane bölgesinde yaşayan ihtiyaç sahibi 50 aileye kumanya dağıtımı gerçekleştirdi.
19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü
19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü
Azim ve fedakarlıkları ile dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeye çalışan, bu uğurda hayatını kaybeden, yaralanan tüm insani yardım çalışanlarının 19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü’nü kutluyoruz.