Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’na tepki
İHH Hukuk Komisyonu Başkanı Av. Sönmez, “Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı” hakkındaki TBMM’deki partilere ve milletvekillerine uyarılarda bulundu.
Türkiye 07.02.2013

İHH İnsani Yardım Vakfı İnsan Hakları ve Hukuk Komisyonu Başkanı Av. Gülden Sönmez, TBMM’de görüşülen “Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı” hakkındaki değerlendirmesinde TBMM’deki tüm partilere ve milletvekillerine uyarılarda bulundu. 

İHH İnsani Yardım Vakfı İnsan Hakları ve Hukuk Komisyonu Başkanı Av. Gülden Sönmez’e göre; BM’nin istediği bu kanun çalışması; ABD ve İsrail’in istemediği ve benimsemediği grupları dünyada tecrit etmek için ve sorunsuzca “terörü finanse ediyor” yaftası yapıştırmak için gerçekleştiriliyor.

Sönmez, Türkiye’nin bu konuyu derinlemesine incelemeden TBMM’ye jet hızıyla getirilmesinin yanlış olduğunu savunuyor:

KANUNUN AMACI NE?
11 Eylül 2001’den sonra ağırlık kazanan ve hızlanan “terörizmin finansmanıyla mücadele” düşüncesi, Birleşmiş Milletler (BM) Terörizmin Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme ve konu ile ilgili alınan BM Güvenlik Konseyi kararları ile dünyada kısmen de olsa uygulamaya konuldu. BM Güvenlik Konseyi’nin bu konu ile ilgili kararlarının icrası için kurulan BM Yaptırımlar Komitesi, üye ülkelerin sunduğu istihbarat bilgilerine dayanarak listeler hazırlıyor, adı geçen gerçek ya da tüzel kişileri çeşitli yaptırım ve cezalara maruz bırakıyor, mal varlıklarının dondurulması gibi uygulamaları talep edebiliyor. Neredeyse tamamen istihbarat bilgilerine dayanarak yürütülen bu faaliyetler, yargı denetimine tabi olmaması, muhataplara kendilerini savunacak hiçbir imkân vermemesi ve yol açacağı yanlış uygulamalar nedeniyle kaçınılmaz olarak geri dönüşü olmayan zararlar oluşturacak. Çok sayıda şirket, sivil toplum kuruluşu, finans kurumu ve gerçek kişilerin terörle mücadele gerekçesi ile yapılan bu uygulama nedeniyle çok ciddi ve onarılamaz hukuksuzluğa maruz kaldıkları sınırlı da olsa ulaşılabilen raporlarda yer buldu. Çünkü özellikle 11 Eylül’den sonra terörle mücadele konsepti ile yürütülen bu uygulamaların gizli tutulmasından dolayı gerçek verilere ulaşmak mümkün olamadı.

TÜRKİYE, ABD VE İSRAİL’İN OYUNUNUN BİR PARÇASI HÂLİNE GETİRİLMEK İSTENİYOR
Dünya kamuoyunda önemli bir kesim bu uygulamaların esasen Güvenlik Konseyi üye devletleri ile diğer bazı devletlerin kendi dış politikaları için bir araç olarak kullandıklarını ifade etmektedir. Başta ABD ve İsrail olmak üzere dünyada terör estiren, hukuksuz güç kullanan devletler, kendi ekonomik, siyasi çıkarları doğrultusunda hedeflerindeki coğrafyalarda kendileri için tehdit olarak algıladıkları kişi ve kurumları “terörü finanse ediyor” suçlamasıyla bertaraf edip istedikleri siyasi oyunları kurmayı maalesef başarmıştır. Bu kanun tasarısı da yukarıda zikredilen politikaların ayrıştırılamaz bir parçasıdır. Türkiye de aynı oyunun bir parçası hâline getirilmek istenmekte ve doğal olarak da aynı tehditle karşı karşıya bırakılmaktadır. Bu gerçeği anlamak için sadece bu konuda çalışan ve tasarının hayata geçirilmesinde iş birliği yapan ülkelerin listesine bakmak bile buradaki ard niyeti görmek için yeterlidir. Ülkemizde ve bütün dünyada BM Güvenlik Konseyi’nin yapısı ile ilgili duyulan rahatsızlık ve hukuku Konsey ülkeleri çıkarlarına kurban eden politikalarına yönelik ciddi bir tepki söz konusuyken Türkiye’yi bu hukuksuz uygulamaların bir parçası hâline getirecek bir karardan kaçınılmalıdır.

11 EYLÜL ANLAYIŞI YASAL DÜZENLEMEYE BÜRÜNDÜRÜLÜYOR
Bu kanun tasarısı; özgürlüğü, insan haklarını ve insanların güvenliğini birkaç devletin politikalarının güvencesine ve siyasi menfaatlerine kurban eden 11 Eylül anlayışının Türkiye’de yasal düzenlemeye büründürülmesinden başka bir şey olmadığı aşikârdır.

DÜNYADA ÇOK ULUSLU YARDIM YADA EĞİTİM ÇALIŞMALARI YAPAN BÜTÜN GRUPLAR RİSK ALTINDA
Özellikle son yıllarda iletişim artması, halklar arasındaki yakınlaşma, sivil toplum kuruluşlarının arasında iş birliğinin çok etkili aşamaya ulaşması, akademik çevreler ve üniversiteler arasındaki ilişkilerin gelişmesi, kontrol ve manipüle edilemeyen sosyal medya ile ana kaynaktan direkt haber ve veriye ulaşma vb sebeplerle sömürgeci devletlerin farklı coğrafyalarda kurduğu birçok oyun bozulmaktadır. Uluslararası ölçekte çalışan sivil toplum kuruluşlarının yapmış olduğu çalışmalar, hazırlanan raporlar ile dünya gündemi, ülke gündemleri etkilenebilmektedir. Bu en çok ABD ve İsrail’i rahatsız etmekte ve buna karşı kendi menfaatleri ile çakışan sivil kuruluşlar, siyasi gruplar, liderleri terörist ilan etmekten de çekinmemektedirler. Türkiyeli kuruluşların da özellikle insani krizlerin yaşandığı bölgelerde oyunbozan olması çıkar gruplarını zarara uğratmıştır ve uğratmaktadır. Bunu küresel ölçekte önlemenin yolları ise örgütlenme özgürlüğünün önünü tıkayacak bir uygulamaya yol açacak olan bu yasa ile pekala kolaylıkla mümkün olacaktır.

Kanun tasarısındaki düzenlemeye ve BM Terörizmin Önlenmesi İle İlgili Uluslararası Sözleşme’nin pratiğine baktığınızda bundan sonra başta ABD olmak üzere Güvenlik Konseyi ülkelerinin hem kendi menfaatlerine hem de istihbarat örgütlerinin paylaşacağı gizli belgelere (çoğunlukla bir senaryo çerçevesinde kurgulanan belgelere) dayanarak terörist olarak ilan ettiği örgüt, grup, siyasi oluşum ve camialar Türkiye tarafından da terörist olarak kabul edilecektir. Bu şekilde terörist ilan edilen kuruluşlarla bir şekilde ekonomik boyutu olan bir ilişki kuran bütün kişi, STK ve şirketler kara listeye alınacaktır. Ayrıca talep edilmesi hâlinde yargısal bir tasarruf olmadan tamamen idari bir tasarruf ile bu kuruluşların mal varlıkları dondurulabilecektir.

KANUN TASARISI ANAYASA’YA AYKIRI
Terörün Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun Tasarısı bu şekilde onaylanırsa Anayasa’nın hukuk devleti ilkesini düzenleyen 2, mülkiyet hakkını düzenleyen 35, suç ve ceza ilkelerini düzenleyen 38 ve yargı bağımsızlığını düzenleyen 138. maddelerine aykırı olacaktır. Hukukilik denetimi ve başvurulacak etkili yargı yolunun Kanun’da açık olarak tanımlanması gerekir. Bu yargı yolunun etkin bir şekilde kullanılabilmesi gerektiği, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi madde 13, Anayasa madde 36 ve idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğunu ifade eden Anayasa madde 125/1 uyarınca tartışmasızdır. Kişi hak ve hürriyetlerini kısıtlayan koruma tedbirlerine yargı makamları karar vermelidir. Yargı kararına bağlı olmak kaydıyla masumiyet/suçsuzluk karinesine aykırı olarak uygulanan ve henüz kesinleşmiş hüküm olmadan kişi hak ve hürriyetlerini araç niteliğinde kısıtlayan koruma tedbirleri ancak yargı makamları tarafından uygulanmalıdır.

İHH İnsan Hakları ve Hukuk Komisyonu'nun hazırladığı raporu okumak için tıklayın. 

İlgili haberler
Tümünü gör
İhtiyaç sahiplerine ev eşyası yardımı
İhtiyaç sahiplerine ev eşyası yardımı
Kastamonu, Çankırı ve Eskişehir İHH İnsani Yardım Dernekleri tarafından, ihtiyaç sahibi aileler için mobilya dağıtımı yapıldı.
Engel tanımayan bir hikaye
Engel tanımayan bir hikaye
Bu haftaki İyilik Hikayeleri’ne konuk olan Konya'nın Doğanhisar ilçesinde yaşayan Sevgi Akyıl, 20 yıldır yaptığı hayır çalışmaları ve yaşantısıyla insanlara örnek oluyor.
571 yetim ona emanet
571 yetim ona emanet
Bu haftaki İyilik Hikayeleri’ne konuk olan Amasyalı Öğretmen Muhammet Yavuz Çintaş, tek başına 571 yetimin sponsorluğunun üstlenilmesine vesile oldu.