Lütfen Bekleyiniz
< Oradaydık

Kavanozdaki ölü bebekler ülkesi: Vietnam

Osman Sağırlı 31.08.2015 Oradaydık , Ramazan Vietnam

42.jpg

Otuz yıllık savaş yorgunu ülkenin gün boyu mesai yapmaktan yorgun düşmüş pasaport görevlisi ile 13 saatlik uçak yolculuğundan bitap düşmüş biri olarak karşı karşıyayım. Pasaportu evirip çeviriyor ancak davet mektubu ve vizeyi göremiyor. “Yaklaş” komutu ile burnunun dibine kadar sokuluyorum.

“Ne için geldin?”
“Fotoğrafçıyım, turizm fotoğ... ”
“Bekle biraz şurada!"
Yanı başında bulunan zile basıyor. Koşturarak gelen görevliye pasaportumu uzatıyor…
On dakika sonra pasaportum iki görevli eşliğinde tekrar bankoda, ben ise esas duruşta…
“Ne kadar kalacaksın?”
“Bir hafta.”
“Sana üç ay oturum veriyorum. Bol bol fotoğraf çekersin!"

Irak'ta dedelerimin ismini, Küba'da en son okuduğum kitabı, Litvanya'da kullandığım objektif markasını, Ürdün'de Erdoğan'ın halini hatırını bile sormuşlardı. Sosyalist bir ülke olarak sorularda zayıf kaldıklarını söylemeliyim.

Burası mı Sosyalist ülke?
Ramazan programları için geldiğimiz Vietnam'a kabul ediliyoruz. İşte yıllardır görmek istediğim Vietnam'a ayak basıyorum. Dışarıda alabildiğine yağmur.
Çıtı pıtı insanların arasından bir el, isimlerimiz eşliğinde bizi kendine doğru çağırıyor...
Onun adı da Ahmet Emin'miş... Bir fiş alıp taksi sırasına giriyoruz.
Koca koca gökdelenlerin arasından süzülüyoruz. Binaların dışına boydan boya giydirilmiş ışıklı reklam panoları göz kamaştırıyor, hem de kapitalist ülkelerin en büyük firmalarının reklamları. Ellerinde silahlarla caddelerde volta atan, yeşil arabalarının içinden yolu dikizleyen askerler yok. Küba gibi her yerde heykeller; Suriye, İran, Ürdün gibi adım başı slogan tabelaları falan da yok. Burası mı sosyalist bir ülke?
İftar saati biz taksideyken giriyor. Otele yerleşip doğruca Saygon’daki lokantalardan birine kendimizi atıyoruz. Uzakdoğu'nun bize çok uzak mutfağı ramazanda iyiden iyiye kendini hissettiriyor. Suda haşlanmış pilav ve yoldan geçerken kazana düşmüş otlarla ne iftar ne sahur kurtulur. Neyse ki Lübnan mutfağından yemekler varmış…

46.jpg

Motoristan demek daha doğru
Sabah erkenden Ahmet Emin kapıya dayanıyor. “Kalkın gıda dağıtımına gidiyoruz!”
Sokağa çıkmamızla kat kat giyinmiş abilerle ablalarla burun buruna geliyoruz. Şaşkınlığıma şaşıran Ahmet Emin açıklama yapıyor, “Burada size göre kışı yaşıyoruz. Bizde yağmurlu ve yağmursuz diye iki mevsim. Siz muson yağmurlarına yani kışa denk geldiniz!” 27 derece sıcaklık, %90 nemde bir insan nasıl üşür ki? Termostatı bozulmuş bu insanların.

Yol boyu sağımızdan solumuzdan motosikletler geçiyor. Kimi aynaların, kimi tamponların tozunu alıyor. Taksici periyodik aralıklarla korna ve frene basmaktan başka bir şey yapamıyor. Karınca sürüsü gibi öylesine kalabalıklar ki, insanın başı dönüyor. Ahmet neyle ilgilensem o konuya dair açıklama yapmaya başlıyor. “Bu ülkede 20 milyondan fazla motosiklet var. Bunlardan 5 milyon civarı 14 milyon nüfuslu Saygon’da… Bir motosiklet 1.000 dolardan başlayıp 7.000 dolara kadar çıkıyor. Şu yanımızdan geçeni 3.000 dolara alabilirsin.” Buradaki motosiklet sayısı dünyadaki 141 ülkenin nüfusundan daha fazla. Motoristan diye ülke kurulsa nüfus olarak 56. sırada yer alır.

Camı açıp bir iki kare fotoğraf alma girişimim Ahmet’i harekete geçiriyor. “Çantaya dikkat et, elini makinaya siper et, kafanı camdan uzatma! Ben öylesine söylüyorum sen kusura bakma. Burada Vietnamlı kadınların Fransızlardan peydahladığı gayrimeşru çocuklardan oluşan motor çetesi var. Yolda soymadıkları adam yok!”
Ahmet, şu meşhur telefon markasının Vietnam sürümü siri uygulaması gibi. Sürekli bir şeyler anlatıyor. Memnun olmuyor da değilim...

Vietnam'ın İstanbul Kültür Merkezi
Nihayet Jamiul Muslimun Mescidi’ndeyiz. Caminin önünde başörtülü küçük kızlar, takkeli çocuklar koşturuyor. Mescidin avlusunda oturan yaşlı kadın ve erkeklerle selamlaşıyoruz.
Burası aynı zamanda Vietnam İslam Cemaati’nin de merkezi. Vietnam İslam Cemaati ülkedeki 90 bin Müslüman'ın tanınan tek temsilcisi olarak kabul ediliyor. Cemaatin lideri ise mütebessim, piri fani Hacı İdris İsmail amca. Ülke genelindeki 64 caminin ihtiyaçları ve koordinasyonunu ekibiyle birlikte bu merkezden yürütüyor. Bir nevi Vietnam Diyanet İşleri Başkanı. Kimin neye ihtiyacı varsa ona ve arkadaşlarına koşturuyor. Müslüman ülkelerin neredeyse hepsiyle bağlantıları var.

Yıllardır Vietnam'daki Müslümanlara kol kanat geren, onların ihtiyaçlarını karşılamaya özen gösteren İHH İnsani Yardım Vakfı, 2013 yılında yapımına başladığı dört katlı İstanbul Kültür Merkezi'ni 2014 sonlarında bitirip teslim etmiş. 220 bin dolara mal edilen; medrese ve kültür merkezi olarak tasarlanan bina içerisinde toplantı salonları, şer’i ilimlerin okutulacağı bir kültür merkezi ve 230 öğrencinin eğitim göreceği derslikler yer alıyor. Başta çocuklar olmak üzere her yaştan Vietnamlı burada dinî bilgi ve eğitimlerini alabiliyor.

Hacı İdris İsmail bize medreseyi gezdirirken aşağıda da hummalı bir çalışma sürüyor. Türkiye'den hayırseverlerin İHH vasıtasıyla yaptıkları bağışlarla hazırlanan gıda kolilerinin dağıtımına geçiyoruz. İçerisinde pirinç, şeker, un, çeşitli soslar, hurma, süt, kahve, müsli, yağ, tuz, konserve, reçel, noodle olan gıda paketleri önceden hazırlanan listedeki isimlere tek tek veriliyor. Daha fazla yardıma ihtiyaç duyanlara ise gıda kolileri haricinde zarf içinde bir miktar para da veriliyor. Eş zamanlı olarak Ho Chi Minh City'ye bağlı 16 ve yine ülkenin güneyinde yer alan Engiya'daki 6 olmak üzere 25 mescitte yardım dağıtımı yapılıyor, yani aynı anda 1.000 aileye gıda yardımı ulaştırılıyor.

49.jpg

Gönüllere hitap vakti
İftara az bir zaman kaldı. Ahmet'in izinde Taybang Mahallesi’nin labirent şeklindeki sokaklarında ilerliyoruz. Hamur kokusunu yüzlerce metre uzaktan alırım; hele bir de ramazan ise bu, kilometrelere bile ulaşır... Tıpkı insanlar gibi evler de birbirine benziyor. Çin filmleri bu sokaklarda çekilmiş olmalı. Aniden sokaklardan birinden fırlayan motosiklet, feryat figan kaçışan tavuklar, duvarlara yapışıp ezilmemek için nefesini tutan insanlar. Bir köşe daha dönüyoruz sahne tamamen değişiyor. Sakallı amcalar, yaşmaklı teyzeler, camlarında "halal" yazan dükkânlar... Apartmandan bozma Anwar Mescidi’nin önünde tek sıra dizili sandalyelerde iftar saatini tespih çekerek bekleyen amcalar, yaramazlık yapan çocuklar, çamdan fırlayan terlikler... Bu insanlarla kesin bir akrabalığımız var... Fark edilmemizle birlikte Vietnamca, İngilizce, Arapça, velhasıl herkes gönlünce "hoş geldin" diyor.

45.jpg

İHH’dan Ahmet Emin Dağ, iftar öncesi fakir ailelerin evlerinin kapılarını çalıyor, zarf içerisinde bir ramazan boyu yetecek kadar para yardımında bulunuyor. Yaşlıların hayır duasını alıyor. Ardından 70 talebenin olduğu Kur’an kursunun ihtiyaçları için bağış yapıyor. Tekrar mescitteyiz... Bir koşturmacadır gidiyor. Zemine serilen hasırların üzerine bir çırpıda birbirinden renkli meyvelerin olduğu tabaklar, hamur kızartmaları, bol kişnişli tavuk suyu çorba ve karpuz suyundan müteşekkil iftar menüsü döşeniyor. Önce mahallenin çocukları kapının yanındaki sofrada yerlerini alıyor, aralara gençler, başköşelere ise yaşlılar oturuyor. İmam selatu selamla duaya başlıyor... Tekbirler, tespihler, ümmete dualar, hayırseverlere dualar... Hep bir ağızdan amin nidaları yükseliyor.

50.jpg

Ardından tok bir davul sesi mescidin duvarlarında yankılanıyor.. Saat 18.23, ramazanın en güzel anı geliyor. Hocanın Allah-u ekber nidalarıyla birlikte çocuk sesleri kaşık seslerine karışıyor, iftarlar açılıyor.

43.jpg

Vietnam'ı nasıl bilirsiniz?
Hani son dönemlerin moda bir yarışması var ya... "Yüz kişiye sorduk en popüler beş cevabı arıyoruz" diye... İşte Vietnam için de böyle bir soru sorulsa alınacak en popüler cevap şu olurdu herhalde, "Cephede kaybedilip Hollywood'da kazanılmaya çalışılan savaş". Bugüne kadar Vietnam Savaşı’nı anlatan onlarca film izledim. Müfreze, Rambo İlk Kan, Günaydın Vietnam, Bir Zamanlar Askerdik, Şafak Harekatı, Veteran, Tünel Fareleri bunlardan bir çırpıda sayabildiklerim...

Taa buraya kadar gelmişken bu filmlere konu olan alanları görmek istiyorum haliyle. Mihmandarımız olan Ahmet Emin'den rica ediyorum... Oruç ağız Saygon'a 70 kilometre mesafede, savaşta kullanılan yeraltı tünelleriyle tanınan Cu Chi kasabasına gidiyoruz. Sık ağaçlardan oluşan ormanlık bir alan. Cu Chi'deki tüneller bugün büyük bir turistik komplekse dönüştürülmüş. Öyle elinizi kolunuzu sallaya sallaya dolaşmanıza müsaade etmiyorlar tabii ki. Haki yeşil üniformalı rehberimiz nezaretinde adım adım alanı geziyoruz. Buranın önemi ise Amerikalılara büyük kayıplar verdiren noktalardan biri olması.

Fransız, Japon ve Amerikan askerleri ile güney bölgesinde yıllarca savaşan Kuzey Vietnam kuvvetleri gizlice Güney Vietnam'a silah ve asker sevk ediyorlarmış. Kuzey Vietnam’da Hanoi’den yola çıkan askerler küçük orman yollarını kullanarak Saygon’a kadar geliyormuş, bu yola Kuzey Vietnamlı lidere ithafen “Ho Chi Minh Patikası” adı verilmiş. Amerikalılar Ho Chi Minh patikasından sevkiyatı durduramamış: Laos’u, Kamboçya’yı bombalamışlar, yola kimyasal silahlar atmışlar, patikanın çamurlu kalması için özel sıvılar üretip havadan ilaçlama yapmışlar ama nafile. Ho Chi Minh patikasının Güney Vietnam’da sonlandığı yer Cu Chi imiş. Bu yüzden kasabanın Viet-Kong için (Komünist Vietnamlılar) önemi büyükmüş. Cu Chi'yi savunmak ve her zaman bölgede adam bulundurmak için yeraltında yaşamak gibi çok ilginç bir yönteme başvurmuşlar. 1960'ların başında Cu Chi'de küçük tüneller açılmaya başlanmış. 1965'te tünellerin toplam uzunluğu 200 kilometreye çıkmış ve içlerinde onlarca mutfak, yatakhane, hastane dahi yapılmış.

Vietnamlıların kullandığı bubi tuzakları ve silahların tanıtılmasıyla başlayan turun en ilgi çekici yanı tüneller. Rehberimiz alanda gezerken otları ayağı ile eşeleyip tahta bir kapağı kaldırıyor. "İşte burası tünellerden birinin girişi." diyor. Bir çırpıda 28 santime 40 santim genişliğindeki delikten içeri girip çıkıyor. Sonra karınca yuvalarından birini gösterip mutfaktaki ateşin dumanının buradan çıktığını söylüyor. Ağzı geniş bir tünel girişinde rehberimiz "Buraya kadar gelmişsin içeriyi mutlaka gör." diyerek beni ikna ediyor. Çinli grupla birlikte kapkaranlık tünele giriyorum. Tünel aşağı gittikçe daralıyor. Yarı eğilmiş bir şekilde başlayan yürüyüşümüz bir süre sonra kaz adımlarına dönüşüyor. 200 metrelik tünelde dünyanın en uzun gününü geçiriyorum. Rehberimiz, "Tüneller üç kat. İki ve üçüncü katlarda sürünmek gerek." diyor. Vietnamlılar insanı boğan bu daracık tünellerde yıllarca yaşamışlar, bu zorluklara katlanıp savaşan bir milleti yenmek elbette kolay değil. Amerikalılar Cu Chi tünellerine defalarca saldırmalarına, kimyasal gaz atma, su basma girişimlerine karşın kalıcı herhangi bir zarar verememişler. Hatta tünellerde operasyon yapsın diye 100 kişilik minyon tipli askerlerden oluşan "Tünel Fareleri" adını verdikleri bir operasyon timi bile kurmuşlar. Tünellerin içinin çok dar olmasının yanı sıra bubi tuzaklarıyla dolu olması nedeniyle içeri giren Amerikalılardan çoğu geri dönmemiş.

Bir gaz diğerini hatırlattı
Tünellerin ardından Amerikalıların sıktığı zehir nedeniyle mağdur olanların haklarını savunan Portakal Gazı Kurbanları Derneği’ne gidiyoruz. Zira buradaki mağdurlar İHH İnsani Yardım Vakfı'nın yıllardır yakın takibinde. İHH gazdan etkilenen mağdurlara tıbbi ve maddi destekte bulunuyor. Derneğin Başkan Yardımcısı Nguyen Thi Phuong Tan, ABD askerlerinin ülkelerine dönmesinin üzerinden kırk yıl geçtiğini ama izlerinin hâlâ silinemediğini söylüyor. Phuong Tan, "Amerikan askerleri 1962’den 1971’e kadar tam 20 milyon dönümlük ormanlık alana uçaklarla ‘Portakal gazı’ olarak anılan ‘Agent Orange’ isimli zehirli maddeyi boca etti. Bidonların üzerindeki portakal rengi etiket nedeniyle bu ismi alan zehirli gaz, sıkıldığı bölgede her şeyi kuruttu. Ormanlık alanlarda komünist gerillaların saklanmaması için tam 80 milyon litre Portakal gazı kullandılar. Bu gaz dioxin. Doğada yok olmayan ve solunduğunda rahimde biriken zehir nedeniyle en az 400 bin kişi hayatını kaybetti. 1 milyon sakat çocuk dünyaya geldi. Toplam 4 milyon insanın bu madde nedeniyle zarar gördüğünü tahmin ediyoruz. Dünyada en fazla özürlü Vietnam'da, bu sayı her geçen gün daha da artıyor." diyor.

48.jpg

Savaş bittikten sonra bölgede yapılan ölçümlerde topraktaki zehirli madde seviyesi kabul edilebilir miktarın 400 katı bulunmuş. Bu da çok yoğun kanser vakaları ve sakat doğumlar, ülkenin kullanılamayan dörtte bir toprağı demek. Phuong Tan'ın anlattığına göre, ABD yönetimi bölgede yaşanan ölümlerin, sakat doğumların ve hastalıkların kullanılan Portakal gazına bağlı olduğuna dair kanıt olmadığı iddiasıyla sorumluluktan kaçmış.

Bu kaçış ta ki Vietnam’ın en uzun sahil şeridi olan Güney Çin Denizi’nde büyük petrol ve doğalgaz yatakları bulununcaya kadar sürmüş. Sonrasında Washington Hanoi ile yakınlaşmaya başlamış. Vietnamlılara çevre düzenlemesi ve sosyal hizmetler için 60 milyon dolar civarında para ödenmiş. ABD 43 milyon dolarlık bir proje daha geliştirerek, Portakal gazının izlerini silmek için topraklara yüksek ısı vermeye başlamış. 2016’ya kadar 190 dönümlük alan temizlenecekmiş. Gerisi başka bahara...

Portakal Gazı Kurbanları Derneği Başkan Yardımcısı Nguyen Thi Phuong Tan, "Temizleme kararı geç kalınmış, yetersiz ama önemli bir adım. Bizim beklentimiz ABD'nin tazminat ödemesi. Vietnam'da bu gazdan zehirlendikleri için tazminat davası açan kendi askerlerine 180 milyon dolar para ödedi. Ancak 4 milyon Vietnamlı adına açtığımız davalar reddedildi." diyor.

47.jpg

Dernekten çıkıp kimyasal silahtan etkilenen Vietnamlı çocukların ve gençlerin bulunduğu Saygon'daki Tu Du Doğum Hastanesi’ne geçiyoruz. Hastanenin üç katı özürlü çocukların rehabilitasyonu ve bakımı için ayrılmış. Hastane doktorlarından Nguyen Dac Mihn Chau, durumları oldukça kötü olan çocukların bulunduğu odaları tek tek dolaştırıyor. Bakmaya yürek dayanmıyor; kiminin gözü, kiminin kolu bacağı yok. Vücudu anormal yaralarla dolu hasta çocuklar, son demlerini yaşayanlar... Bu şekilde tam 67 hasta. Hastanenin son katındaki bir oda ise yaşananların tam bir özeti... Büyük boy yüzlerce kavanozun sıralandığı raflar ve içlerinde doğumdan hemen sonra veya anne karnında ölen ceninler. Kavanozların üzerinde ise doğum tarihi, anne adı gibi bilgiler. Hastane görevlileri bunları propaganda amacıyla saklamadıklarını, hatta sadece bize gösterdiklerini açıklıyor. Bu çok inandırıcı değil, kaldı ki öldürenin suçlanacağı yerde ölüsünü göstereni suçlamanın da bir mantığı yok...

ABD yenildi ama Vietnam da kazanamadı
Vietnam halkı 2. Dünya Savaşı sonunda 100 yıldır sömürgesi durumunda olduğu Fransa'ya karşı çatışmaya başladı. 1954 yılına kadar süren çatışmalarda Fransız askerlerini ülkenin güney kesimlerine sürüp bağımsızlık ilan eden Komünistler, Fransızlarla vardıkları Cenevre Anlaşması gereği seçim yapmayı beklerken karşılarında Fransızlara destek için gelen ABD'lileri buldu. Rus ve Çin hâkimiyetindeki alanın Komünizm dalgası ile kontrolden çıkacağı endişesiyle ABD bölgeye güç yığdı. Savaşın 1963 ile 1973 arasındaki dönemine katılan ABD'nin 10 bin hava aracı tahrip edildi. 58 bin askerini kaybeden ABD, 300 binden fazla yaralı askerle ülkesine yenik olarak döndü. Vietnam ise 4 milyondan fazla insanını, dahası geleceğini kaybetti. Ama savaştan galip çıktı. ABD'nin Vietnam'ı Kore gibi Kuzey-Güney olarak bölüp Komünistleri ayırma planı tutmadı. Fiilen Kuzey Vietnam ve Güney Vietnam olarak bölünen ülke, 1975 yılında tekrar birleşti.

Bir isteğimiz daha var
Vietnam hükümeti, Phurong 10 bölgesinde bulunan Müslüman mezarlığı dolunca Ho Chi Minh'te yeni mezar yeri talebini reddetmiş. Müslümanlara cenazelerini yakmak istemeleri halinde krematoryumdan faydalanabilecekleri aksi halde 280 kilometre mesafedeki Engiya şehrine götürüp orada defnetmeleri söylenmiş. Hal böyle olunca da donanımlı, soğutuculu bir cenaze aracına ihtiyaç hasıl olmuş. Normal bir aracın bile 40 bin dolardan başladığı bu ülkede Müslümanlar için böyle bir araç ciddi bir maliyet.

44.jpg