Lütfen Bekleyiniz
< Oradaydık

Yitik hayatların ülkesi Lübnan

Ersin Çelik 18.07.2017 Oradaydık , Kurban Lübnan

lubnan-kurban-2007-22.jpgAslında çok bilinmeyenli denklemlerin ülkesi Lübnan. Ülkenin etnik, dini ve siyasi demografisi, Arap toplumlarının yaşadığı sorunların neden çözülemediği ve kronikleştiği sorusuna kökten yanıt veriyor. Lübnan’daki sorunlar yumağının içinden çıkıp buradaki siyasi gündeme hâkim olabilenler, tüm Ortadoğu’yu anlayıp, doğru analizler yapabilir. Böyle bir üst öngörüsü var Lübnan’ın. Haliyle ilk defa gideceklerin kafasında Beyrut üzerinden oluşturulan tarih, tatil ve çağdaş Arap ülkesi algısının aksine bir yer ile karşılaşıyorsunuz Lübnan’da.

İHH’nın 2016 Kurban Bayramı çalışmaları için bir grup gönüllü ile 4 gün geçirdik Lübnan’da. Bir gazeteci için sayfalar dolusu bilgi ve tecrübeyi de bu 4 günde edindim. Gelmeden önce okuduğum Lübnan izlenimlerinin büyük bir kısmını da hafızamdan silip attım. Okuduğum Lübnan ile gördüğüm Lübnan arasındaki büyük çelişki ile yüzleştim çünkü.

Diğer Arap ülkelerine göre ‘modernliği’ ile anılan ve bir dönem güçlü olan ekonomisi ile Ortadoğu’nun İsviçresi sayılan, başkenti Beyrut’un eğlence-moda açısından Paris ile eş değer tutulduğu bir Lübnan yoktu mesela. O görüntü çok uzaklarda kalmış. 15 yıl boyunca süren iç savaş, Suriye’nin işgali, İsrail saldırıları, eski Başbakan Hariri’nin suikast sonucu öldürülmesi ve siyasi krizler, ülkeyi tam bir sorun yumağına dönüştürmüş. Lübnan, güç odakları tarafından Ortadoğu’nun çatışma laboratuvarına çevrilmiş adeta.

Bunların hepsi siyasi ve sosyolojik ülke analizleri elbette… Fakat bu analizlerden elde edilen sonuçlar, İHH ile birlikte Lübnan’da olmamızın nedeni olan mültecileri doğrudan ilgilendiriyor. Nüfusunun yarısına yakınını mültecilerin oluşturduğu ülke, sınırları itibari ile mülteci akınının tam ortasında kalmış durumda. Güneyinde işgal edilmiş Filistin toprakları ile sınır olan Lübnan’da Akdeniz kıyılarının dışındaki tüm yollar ise Suriye’ye çıkıyor. İlk olarak İsrail’in 1948’deki saldırıları ile kapılarını açan ülkede, 400 binden fazla Filistinli yaşıyor. Suriye iç savaşından beri ülkeye sığınan Suriyeli mülteci sayısı ise 1 milyonu aşmış durumda.

8y9a3396.jpg

Lübnan’ın mülteci sorununun çözülmesini istemeyen bir odağın olduğu herkesçe bilinen bir gerçeklik halini almış. Demografik yapıyı, yani; Şii, Sünni ve Hristiyan dengesini değiştireceği ve özellikle de Hristiyan nüfusu arka plana atacağı düşüncesi ile mülteciler topluma entegre edilmiyor. Sorun sadece entegrasyon değil elbette. Tüm dünyanın bildiği mülteci kamplarından olan Burj El Barajneh’de gördüklerim ve orada yaşayanlardan dinlediklerim, en temel insan hak çizgilerinin burada nasıl aşıldığını tescilliyor.

Beyrut’un merkezine 4 kilometre uzaklıkta olan Burj El Barajneh kampı, 1,3 kilometre karelik bir alana sıkıştırılmış. Lüks yaşamın sürdüğü Beyrut’un ünlü eğlence merkezlerinden, plajlarından sadece 7-8 dakika uzaklıktaki bu kampta, 10 bin kişi korkunç koşullarda yaşıyor. Kimliksiz olan ve resmiyette “yok” sayılan bu 10 bin insan, hiçbir sağlık hizmetinden yararlanamıyor. Çocuklar okula gidip diploma alamıyor, gençler evlenemiyor. Çok büyük bir oranı hiç güneş görmeyen, barakadan ibaret evlerde yaşam mücadelesi verilen kampın sokaklarının en geniş olanı 1,5 metreyi geçmiyor. Elektrik ve su, günde 4-5 saat süreyle veriliyor. Yani tam bir sefalet şehri…

Buraları gezerken ister istemez Türkiye’deki mülteciler geliyor akla. Misafir ettiğimiz 3 milyondan fazla Suriyelinin şartları elbette Lübnan’daki mülteciler ile kıyaslanamaz. Fakat geleceğe dair bir değerlendirme yapılacaksa, Lübnan bizler için ders çıkarılması gereken büyük bir sosyoloji ortaya koyuyor. Suriyeli mültecilerin Türkiye toplumuna hızlı ve doğru şekilde entegre edilmesine ve bu insanları hayatımızın birer parçası yapma girişimlerine hız verilmesi gerektiğini çok net görüyoruz bu örnekte. Çünkü mülteciler üzerinden bir ülkenin geleceği, ekonomisi ve siyasi istikrarı ile nasıl oynandığını en iyi Lübnan tecrübesi anlatıyor.

MÜLTECİ KAMPLARINA BAĞIŞTA BULUN

_mg_0316.jpg

Türkiye her bayramda olduğu gibi geride bıraktığımız Kurban Bayramı’nda da dünyanın yoksulları ve mazlumları için seferber oldu. Tüm STK’lar 500 binden fazla kurban hissesi toplayıp ihtiyaç sahiplerine ulaştırdı. Biz de bir görevli, 7 gönüllü olarak İHH ile Lübnan’daydık. İHH’nın tüm ülkelerdeki yardım gönüllülerini tek çatı altında topladığı mesajlaşma grubu sayesinde aslında sadece Lübnan’da değil, dünyanın her yerindeydik. Dünyanın 160 ayrı noktasına dağılmış gruplar olarak; renk, dil, coğrafya ve din fark etmeksizin aynı yoksulluğu göğüslemek için çaba gösteriyorduk. Yüzde 90’ı aynı zamanda bağışçılardan oluşan İHH’nın gönüllü ordusu ile hareket ederken, gazeteciliğin ötesinde tecrübeler kazandım haliyle. Bir kere gönüllü olmak ne kadar büyük bir sorumlulukmuş burada gördüm. Türkiye’nin her yerinden gelen gönüllülerin özverisini, bir boğazdan daha kurban eti geçsin, bir çocuk daha karnı tok uyusun telaşını tarif etmek mümkün değil. Bedeli olmayacak bir gayretti gördüklerim. Çoluğunu çocuğunu bayramda yalnız bırakmıştı herkes. Fakat en önemlisi, yardımların, o kutlu emanetlerin ulaştığı insanları bizzat görmek ve küçük bir meblağın neleri değiştirdiğine şahit olmaktı. Bu tam bir yüzleşme sağlıyor insana. Hani şu teneke kumbaralar var ya, onlara atılan 1 TL’lerin başka coğrafyalarda neleri değiştirdiğine bizzat şahit oldum. Allah merhametimize merhamet katsın…