Beş asırlık özgürlük şarkısı: Bangsamoro
Bekir Arslan Yetim 31.05.2015

img_4261.jpg

Yüzyıllar boyunca sömürgeci İspanyollar ve Amerikalılara karşı mücadele eden, vatanlarından kopartılmaya çalışılan, 20. yüzyıla kadar kendi bağımsız devletlerinde yaşayan Müslüman Moro halkı, bugün yaklaşık 5 milyonluk bir nüfusa sahip.

İspanyollar "Moro" kelimesini Fas (Morokko) ve Moritanya'dan gelerek İspanya'yı fethedip Endülüs'ü kuran Müslümanlar için kullanır. 15. yüzyılda Filipinler'i sömürmek için yola çıkan İspanyollar burada Müslümanlar ile karşılaşır; yerel halkı hayat tarzı ve mizaç olarak Endülüs Müslümanlarına benzetir. İspanyollar bu benzerlikten dolayı iki halka da aynı ismi verir: Moro.

Emânullah'ta bir boks maçı
Moro Müslümanlarının “Emânullah” dediği, eski bir İslam şehri olan Filipinler’in başkenti Manila, 1975 yılında dünyanın en büyük boks maçı olarak ünlenen karşılaşmaya ev sahipliği yapar. O yıllarda Müslüman-Hıristiyan rekabetinin sembolü haline gelen maç Muhammed Ali ile Joe Fraizer arasındadır. Sokak duvarlarındaki afişlerde, radyolarda; garsonların, taksi şoförlerinin, tezgahtarların, ilgili ilgisiz herkesin dilinde Fraizer'ın kazanacağı konuşulmaktadır. Onlarca ülkeden yüzlerce gazetecinin izlediği, süper kuvvetlerin çarpıştığı bu büyük ve heyecanlı maçı Müslüman Muhammed Ali kazanır. Ülkedeki çatışmaların yoğun olarak sürdüğü sıralarda yapılan bu maçtan sonra Muhammed Ali’ye Müslüman-Hıristiyan çatışması sorulur. Ali’nin cevabı şu şekilde olur: “Ben Müslüman, Hıristiyan, Budist ve Musevi diye bir ayrım yapmak istemiyorum. Bütün dinler bir nehrin kollarıdır. Bu kollar sonunda bir yere akarlar ve birleşirler. Bu da tek ve mutlak olan Allah’tır.”

img_5038.jpg

Sultanlıktan azınlığa
Filipinler’in tarihi incelendiğinde tek bir şeyle karşılaşırız desek yanlış olmaz: Müslümanların sömürgeciliğe karşı savaşı. Muhammed Ali’nin rakibini yendiği büyük maçtan yüzyıllar önce Müslümanlar, Asya’nın güneyindeki 7 bini aşkın adadan oluşan bu bereketli topraklara ayak basar. Hicretten 4 yüzyıl sonra, miladi 10. yüzyılda komşu Sumatra ve Borneo adalarından gelen Müslüman tüccarlar sayesinde İslam yayılmaya başlar. Çin ve Japon tüccarların uğrak yeri olan adalar ülkesinde Budizm’in etkisi hissedilse de İslam tüm bölgelere hakim olur. 15. yüzyıldan itibaren ülkede İslam sultanlıkları kurulmaya başlar. Sulu, Maguindanao, Kabuntalan sultanlıkları bunlardan bazılarıdır. 1521 yılında Portekiz asıllı kâşif Macellan adaları bulunca Kral 2. Felibe adına İspanyollar bu toprakları ele geçirmek için yola çıkar. 300 yıl sürecek olan Moro-İspanyol Savaşları başlamış olur. Binlerce Müslüman katledilir, yerel halk din değiştirmeye zorlanır. Çatışmalar yıllar boyunca sürse de Müslümanlar boyun eğmez. 1800lü yıllarda İspanyollar adalar ülkesini zamanın parasıyla Amerikalılara 20 milyon dolara satar. Sömürge zulmü devam eder; ülkedeki Müslüman hakimiyeti azınlığa kadar geriler.

img_7301.jpg

Macellan bu meşhur sözünü Filipinler’de, Müslüman toprakları işgal etmeye geldiğinde söyler: “Biz buraya bir elimizde İncil, bir elimizde silah ile geldik.”

40 yıllık çatışmanın sonu
Bölgenin 1946 yılında ABD sömürge yönetimi tarafından Hıristiyan Filipinler idaresine bırakılmasıyla Müslümanlar bağımsızlığını kaybeder. Moro halkı bu tarihten itibaren bağımsız ve özgür günlerine geri dönme amacıyla siyasi müzakere yollarını kullanmaya başlar. Ancak takip eden yıllarda siyasi müzakerelerin sonuç vermemesi ve Müslüman halkı hedef alan saldırıların katliama ve sonrasında etnik temizlik harekatına dönüşmesi, Moro Müslümanlarının kendilerini koruma amacıyla 70’li yıllarda silahlı mücadele kararı almasına neden olur. 40 yılı aşkın süredir Filipinler devleti ile Morolu Müslümanlar arasında devam eden çatışmalarda 120 binden fazla insan hayatını kaybeder, 2 milyon kişi de hayatlarını kurtarmak için mülteci durumuna düşer.

img_4858.jpg

Yaşanan tüm acıların ardından Filipinler hükümeti ile Moro İslami Kurtuluş Cephesi (MILF) arasında 2012 yılında barış süreci başladı. Bu süreç bugün Bangsamoro Özerk Bölgesi’nin kurulması yönünde sonuç verdi. İmzalanan anlaşmalar neticesinde Filipinler devletinin üç ana ada topluluğundan biri olan Mindanao’da 2016 yılında kurulacak Bangsamoro Özerk Bölgesi, Moro halkının mücadelesinin ulaştığı sonuç açısından büyük bir kazanım. Barış sürecinin başlamasıyla birlikte taraflar arasında yapılan anlaşmaların uygulanmasını gözlemlemek ve incelemek üzere Bağımsız Gözlemci Heyeti kuruldu. Heyetin beş üyesinden birisi de İHH İnsani Yardım Vakfı başkan yardımcısı Hüseyin Oruç. Tecrübe ve birikimiyle bölge halkının huzuru için çalışan İHH, Bangsamoro Özerk Bölgesi’nin kurulma aşamasını yakından takip ederek sürece katkıda bulunuyor. Bağımsız Gözlemci Heyeti, her iki ayda bir bölgeye gidiyor; toplantılar yapıyor ve taraflarla bir araya geliyor. Üst düzey devlet görevlileriyle de görüşen heyet, sürecin hangi noktada olduğu, anlaşmaların uygulanıp uygulanmadığı ile ilgili saha çalışmaları yapıyor.

img_4780.jpg

Beş asırlık mücadelenin merkezi
Filipinler’in güneyindeki Mindanao adası Müslümanlar için tarihi bir öneme sahip. Toprakları elinden alınarak ülkenin güneyine doğru sürülen Müslümanların elinde kalan bu son kara parçası, var olma mücadelesinin de merkezi. Öyle ki adanın bazı köylerinde hala Osmanlı halifesi adına hutbe okutuluyor. Padişahlığı döneminde Moro Müslümanlarının sorunlarıyla yakından ilgilenen, ihtiyaç duyulan bölgelere hoca gönderen Sultan Abdulhamid, Moroluların gönlünde yer etmiş bir insan. Sokaklarda dolaşırken Türk olduğumu söylediğimde “Sultan Hamid, Sultan Hamid” diye mukabelede bulunmaları bunun bir örneği. Filipinler’de Müslümanların yoğun olmadığı bölgelerde bile geçmişten gelen Müslüman adetlerin hala hayatta olduğuna şahitlik edebiliyorsunuz. Hıristiyanların yoğun olarak yaşadığı başkent Manila’da havalimanındaki pasaport kontrolünde kadınlar ve erkekler ayrı bölgelerden geçiş yapıyor; yiyecek satılan yerlerde helal gıdalar özellikle belirtiliyor.

img_6796.jpg

Mindanao adasının batısında bulunan, Bangsamoro’nun tarihi başkenti ve Müslüman direnişin merkezi sayılan Cotabato şehri, yemyeşil dağları, bereketli pirinç tarlaları, içinden geçen nehirlerle birlikte küçük ama kalabalık bir şehir. Yaklaşık 300 bin nüfuslu şehrin yüzde 70'ini Müslümanlar oluşturuyor. Hayvancılığın pek olmadığı bu yerde Morolular genellikle tarımla uğraşıyor. Palmiye yağı, pirinç, meyve üretimi insanların geçim kaynağı. Cotabato’nun içinden geçen nehrin ortasında yaklaşık 20 bin insan yaşıyor. Kısıtlı imkanlar içinde teneke ve tahtadan yapılan baraka evlerde içme suyu hariç bütün su ihtiyacı nehirden karşılanıyor.

img_7360.jpg

Nehrin ortasında baraka evlerde yaşamak Amerikalıların Filipinler’e hakim olduğu yıllardan kalma bir mecburiyet. 2. Dünya Savaşı sırasında toprakları zorla elinden alınan Müslümanların karaya ayak basmaları yasaklanır, basanlar öldürülür. Morolu Müslümanlar teknelerde yaşamaya başlar; çocuklar teknelerde doğar. Topraklarından uzaklaşmak istemeyen Morolular zamanla nehrin ortasında baraka kurmaya mecbur kalır. Şimdilerde karaya ayak basmak suç olmasa da insanlar geçmişten kalan alışkanlıkla kendilerini denizde daha güvende hissediyor.

Morolular Cuma Namazı'na ayrı bir önem veriyor. Sokaklar adeta bir bayram havasına bürünüyor; aileler bütün fertleriyle namaz için yola çıkıyor. Rengarenk elbiseler, etrafta koşturan çocuklar, okunan dualar, Brunei sultanının yaptırdığı Cotabato'nun en büyük camisine neşe katıyor. Namaz sırasında imamın okuduğu Fatiha sonrası cemaatin gür ve tek bir sesle 'amin' deyişi ile irkiliyorum. Sonrasında eller açılıyor; Moro'ya, İslam ümmetine dualar ediliyor. Namaz çıkışında seccadesini omzuna atan insanlar aileleriyle avluda buluşup evin yolunu tutmaya başlıyor. Cotabato'daki adetler bununla sınırlı değil. Çocukların sünnet edilmesi de ayrı bir merasim içinde gerçekleşiyor. Toplu şekilde saç traşı olup temizlenen çocuklar sırayla sünnet ediliyor. Sünnet edilenler babaları tarafından kucaklanıp eve götürülüyor. Toplumsal adetler Moro Müslümanları için kimliklerini kaybetmeme adına önemli bir gelenek.

img_4917.jpg

Savaşın devam ettiği yıllarda Cotabato’da Müslümanlar kendilerine ait kamplar kurarak hem savaşmış hem de aileleriyle buradaki hayatlarını devam ettirmeye çalışmış. Bu kamplardan biri, MILF lideri Hacı Murad İbrahim’in de yaşadığı Darapanan Kampı. Kapıda güvenlik kontrolünden geçtikten sonra uzun ağaçlar, yeni ekilmiş pirinç tarlaları arasına serpilmiş küçük evlerle karşılaşıyoruz. Yönetim merkezine doğru yürüdüğümde sessizliğin hakim olduğu büyük bir avlunun sonunda, kibar ve sakin bir eda ile ‘hoşgeldiniz’ diyen Hacı Murad İbrahim’i görüyorum. Bangsamoro’nun özgürlük mücadelesinden, yaşadıklarından ve şehit olmuş arkadaşlarından bahsederken uzaklara bakarak anlatıyor. Moro’nun şu anki durumunu soruyorum, şöyle cevaplıyor: “Zaten hakkımız olan toprakları alıyoruz, bu çok güzel ama daha çok çalışmamızı gerektiren zor bir sürece giriyoruz. Her açıdan iyi yetişmiş gençlere; savaşarak elde edilmeyecek şeylere ihtiyacımız var. Birçok öğrenciyi dünyayı tanısınlar, devlet nasıl yönetilir bunu öğrensinler diye dost ülkelere gönderiyoruz. Eğitim alıp döndüklerinde topraklarımızı onlarla birlikte yeniden inşa edeceğiz inşallah. Okullara, hastanelere, camilere, yollara, yatırımlara, iş alanlarına... bizi daha güçlü kılacak şeylere ihtiyacımız var. Sağolsun İHH da yetimlerimizle özel ilgileniyor, barış sürecinde bize yardımcı oluyor. Bu zamana kolay gelmedik, umudumuzu yitirmedik, gelecek günlerden de umutluyum.”

img_4003.jpg

İHH’nın 26. yetimhanesi Moro’da
İHH, 1996 yılından bu yana Moro’da çalışmalar yürütüyor. Barış sürecine olan katkısının yanında Ramazan ve Kurban gibi vesilelerle yılın her vakti ihtiyaç sahibi ailelere yardım ulaştırıyor. İHH’nın her yıl düzenlemiş olduğu, yetimleri sevindirmek için ekiplerin dünyanın farklı ülkelerine yola çıktığı Yetim Dayanışma Günleri’nin bir durağı da Moro. Mindanao adasında yaklaşık 10 bin yetim çocuk bulunuyor. Savaş dolayısıyla ailesini kaybeden çocukların sayısı ise çoğunlukta.

Ziyaretimiz esnasında, 2010 yılında faaliyete başlayan Hacı Şerefoğlu Yetimhanesi’nden sonra İHH’nın Moro’daki ikinci, dünya üzerindeki 26. yetimhanesi olan Uğur Süleyman Söylemez Yetimhanesi bu vesile ile hizmete açıldı. Bursa ve Sakaryalı hayırseverlerin destekleriyle inşa edilen yetimhanede 40 yetim çocuk kalacak. Uğur Süleyman Söylemez, Mavi Marmara’nın onuncu şehidi. İsrail’in Mavi Marmara’ya yaptığı saldırıda yaralanmış, dört yıl komada kaldıktan sonra 2014 yılında vefat etmişti. Moro’nun bu yeni yetimhanesinin inşaatı devam ederken isim verilme aşamasında Uğur Süleyman Söylemez’in eşi Tuba Hanımefendi ile irtibata geçirilir, yetimhanenin ismini Uğur Süleyman Söylemez koymak için izin istenir. Geçen Kurban Bayramı’nda Tuba Hanım’ın ziyaretine giden İHH ekibi inşaatın ve yetim çocukların fotoğraflarını gösterir; Tuba Hanım duygulanır, eşinin isminin konmasına izin verir, ‘oraya gitmem lazım, görmek istiyorum’ der. Yetim Dayanışma Günleri için Moro’ya gidecek ekibe Tuba Hanım ve oğlu Ahmet Emin de katılır. Konuşmaların yapıldığı, çocukların sevinçle ilahiler söylediği açılış esnasında bir gözüm Tuba Hanım’da. Türkiye’den binlerce kilometre uzaklıktaki bu mazlum ülkede, mazlumlar için yola çıkıp şehit olan eşinin yetimhane duvarında yazılı ismine nemli gözlerle bakıyor. Kendisinden ‘bir evim de artık burası’ dediğini duyuyorum.

img_5217.jpg

Açılış sonrası yetimlere hediyeler dağıtılıyor, yeni kıyafetleri giydiriliyor. Hepsinde ayrı bir sevinç, ayrı bir heyecan. Yetim çocukların yüzlerinden gülümseme eksik olmuyor. Toka, bilezik, oyuncak araba, bebek, saat… ne türlü hediye olursa olsun yetimlerin her defasında aldıkları hediyeleri ayrı bir merakla incelediğini farkediyorum. Dünyayı o an unutuyorlar, çevrelerinden kopup yeni dünyalar keşfediyorlar. Fotoğraflarını çekerken benden gülerek kaçan yetimler o an sevinçten beni görmüyor.

“Moro’yu görmeden sevmiştim”
İHH'nın resmi temsilcisi olarak Moro'daki projeleri yürüten, bundan önce dünyanın çeşitli kriz bölgelerinde görev alan Ömer Kesmen buraya ailesiyle 2012 yılında geldi. Kendisi Tokatlı. Moro'ya alışıp alışmadığını sorduğumda “Moro’yu görmeden sevmiştim, geldim daha çok sevdim” diyor. Üç kızından en küçüğü Zümra ilkokula gidiyor, diğerleri ise üniversite okuyor. Yemekler konusunda pek dertli: “Malzemeyi bulsak bile yağ bizim oralardaki yağı tutmuyor, o yüzden tadı da olmuyor.” Filipinler’de olduğu gibi Güneydoğu Asya ülkelerinde yemeklerde yağ pek kullanılmıyor, baharat daha makbul. Gelen her İHH ekibi özlemişlerdir diye Türkiye’den bir şeyler getiriyor; antep fıstığı, kahvaltılık malzeme, barbunya, sarmalık yaprak… Ömer Kesmen ve ailesi, kurulma aşamasındaki Bangsamoro Özerk Bölgesi topraklarında yaşayan tek Türk olma özelliğine sahip. Buradaki görevi boyunca en büyük hayali, iki yetimhanesi hizmete açılan Moro Yetim Eğitim Kompleksi'nin cami ve okulunu da tamamlayıp hayata geçirmek.

img_6730.jpg

Bir haftalık seyahatim boyunca Ömer Kesmen’den buraya ilişkin tecrübelerini, görüşlerini, gözlemlerini dinliyorum. Moro’yu, burada doğmuş da memleketiymiş gibi anlatıyor. “Müslümanların buradaki özgürlük mücadelesi başarılı oldu, şu an dünyada neredeyse tek. Yakın zamanda dünyanın başka bölgelerindeki mazlumlara örnek olacak burası” diyor. Bangsamoro kurulurken tarihe şahitlik ettiğini hissederek söylüyor bunları. “Türkiye’den buraya gelenler farketmese de onların gelişleri Morolulara şevk veriyor. Başka ülkelerden Müslümanların gelip tanışmalarını, kendileri ile ilgilenmelerini o yüzden çok seviyorlar.”

Bangsamoro’yu; özgürlük mücadelesini, insanlarını, yetimlerini, yeşil dağlarını, büyük ormanlarını… beş asırdır söylenen bu özgürlük şarkısını ben de çok seviyorum.