Mültecilerin psikolojik sorunları
Emre Özdemir Mülteci 11.11.2015

_mg_6439.jpg

İnsan veya doğa kaynaklı afetler bireylerin savunma mekanizmalarını kırıp etkin bir tepki göstermelerini engeller. Yaşanan afetler, duygusal travmaya sebebiyet vererek kişilerin var olan kurulu düzenlerini alt üst eder. Bu yoğun duygu durumu, kişinin kendisiyle, diğerleriyle ve çevreyle olan bağını koparıp yaşamın anlam ve sürekliliğiyle ilgili bir boşluk yaratır. Duygusal travma olarak adlandırdığımız bu durum her afetzede ya da mültecinin yaşayacağı doğal bir süreçtir. Bu süre zarfında kimi afetzedeler, mülteciler; süreci çok daha yoğun duygular içinde ve daha uzun bir sürede geçirebilir ve bu durumda bir uzman profesyonelin yardımına ihtiyaç duyabilirler. Ancak yapılan araştırmalara göre her 100 bin mülteci için sadece bir uzman profesyonelin (psikolog, psikiyatrist) var olduğu saptanmıştır.

Göç öncesinde ve yaşanılan afet sırasında kişi şiddet, açlık, susuzluk ya da ekonomik sıkıntılara maruz kalabilir. Mülteciler nadir durumlarda ülkelerinden kaçışlarını önceden planlayabilmekte ve gidecekleri veya vardıkları ülkeyle ilgili çok kısıtlı bilgiye sahip olabilmektedir.

BM verilerine göre dünya üzerinde insan veya doğa kaynaklı afetler nedeniyle 14 milyon mülteci olduğu tahmin ediliyor.

Araştırmalara göre dünyadaki mültecilerin %35'i işkence mağdurudur ve bu sayı daha farklı travmalara maruz kalmış kişileri içermemektedir. İşkence gören kişilerin deneyimleri sıklıkla üç başlık altında sınıflandırılabilir: fiziksel işkence, ruhsal işkence ve baskı altında kalma. Fiziksel işkence; darp uygulama, tekmeleme, asma, yakma, tecavüz, aç bırakma, hastalık halinde tıbbi bakımı engelleme vb. içerir. Ruhsal işkence; tehdit, beyin yıkama, uykuyu engelleme, işkence veya infazları izletme ve zorla yanlış ifade verdirme gibi çok çeşitli deneyimleri kapsar. Baskı altında kalma; tutuklanma, hapse atılma, bir başka ülkeye sığınmadan önce ülkelerinden ayrılırken yaşadıkları zorluklar, çatışmaya katılma veya aile ve arkadaşlarını kaybetmeyi içerir. İşkence gören bireyler ciddi ölçüde şiddet ve aşağılayıcı deneyim yaşamıştır. Kendilerinin gördüğü işkencenin yanı sıra başkalarına (ör. eşleri, çocukları, arkadaşları) uygulanan şiddete de şahit olabilirler ve bu da bir travmaya sebep olabilir.

Kaçış esnasında ise aile, kültür, ekonomik statü, sosyal roller ve destek sisteminin kaybı yanı sıra, gittikleri ülkeye varana kadar yaşadıkları tehlikeli durumlar, finansal sıkıntılar ve yeni bir ortama alışmakta yaşanılan uyum problemleri göze çarpar.

Mülteci bireyler ülkelerini, ailelerini, sevdiklerini ve kültürlerini yeni bir ülkeye yerleşmek amacıyla geride bırakmaya zorlanmışlardır. Süreğen bir travma, başkalarının dinlemekte bile zorlanacağı deneyimler içerebilir. Süreç içerisinde kısıtlı beslenme, kalabalık ve sağlıksız koşullar ile uzun bekleme sürelerine de katlanmaktadırlar.

Çoğunluğu işkence görmüş sığınmacılar arasında yürütülen bir çalışma, bu bireylerin köklerinden koparılmaları sonucu üç ana kayıp yaşadıklarını ortaya koymuştur: (1) aile ve arkadaşların sağladığı sevgi ve saygı kaybı, (2) toplumsal statü kaybı ve (3) tanıdık sosyal çevrenin kaybı. Köklerinden koparılmak, bireyin kendi ülkesinden baskı altında ayrılması, bireyin o zamana kadar dünyaya yüklediği anlamı geride bırakması ve dolayısıyla kendiliği üzerine bir saldırı olarak tanımlanabilir.

Kaçış sonrası yaşananlar işsizlik, yetersiz yiyecek ve sağlık servisi, kültürel uyum sorunları, dil sorunu, ülkelerinden kaçışları sırasında hayata dair umutlarının yıkılması, yalnızlık ve ekonomik sorunlar, sığınmacıların karşı karşıya kaldığı sıkıntılara örnek verilebilir. Yaşadıkları kayıplar ve psikolojik sorunların yanında çoğu zaman çalışma izinleri veya herhangi bir maddi destekleri de bulunmamaktadır. Araştırmalar, ülkelerinde gördükleri baskı ve kaçışları sırasında yaşadıkları olumsuzluklara ek olarak sığınmacı sorunlarının daha çok yakın dönemde yaşadıkları ve travmatik olarak algıladıkları deneyimlere bağlı olduğunu göstermektedir. Bu durum mültecilerin göç ettikleri ülkelere bir umut ile bağlanmaları, önceki tüm sıkıntılarını bu umudu besleyerek aşmaya çalışmaları ve nihayet hayal kırıklığına uğramaları ile açıklanabilir. Örneğin ırkçılıkla ilgili bir olay, sığınma başvurularının reddi, ana yurtlarından aldıkları olumsuz haberler, yetersiz barınma koşulları, barınacak yer bulma zorluğu, dil sorunları, kültürel uyum zorlukları, toplumsal yalıtım veya sığındıkları ülkede toplumsal desteğin olmayışı bu durumda etkilidir.

Yukarıda da belirtildiği gibi sığınmacılar köklerinden koparılmaktadır. Köklerinden koparılan birey, tanıdığı çevreden ayrılmaya ve belirsiz bir süre için yeni ve alışılmadık bir çevrede yaşamaya zorlanmaktadır. Oysa her afetzedenin yaşadığı yoğun duygu durumu içerisinde öncelikle istediği, önceki hayatına tüm beklentileri ve sıkıntıları ile birlikte sahip olabilmektir. Yaşanan duygusal travmayı aşabilmenin tek çaresi de budur. Köklerinden koparılmaları ile birlikte ortaya çıkan uyum sorunları bireyler için travmatik bir deneyimdir ve daha önce yaşanan travmatik sürece ek bir zorluk getirir.

Sonuç olarak travma yaşayan sığınmacı örneklerinde ortaya çıkan ortak temaların benlik, aile, arkadaş, statü, yaşam ve dine yüklenen anlamın kaybını içerdiği söylenebilir. Bu bireyler ayrıca kültürler arası çatışma, yeni bir kültüre uyum sağlama, kuşak çatışması ve yetersiz yerleşim şartları ve sağlık hizmetleri nedeniyle de sorun yaşamaktadır.

DSM-V Tanı Ölçütleri adlı kitap, dünya çapında psikiyatrist ve klinik psikologların kullandıkları psikiyatrik tanı kitabıdır. DSM-V'ye göre Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ve Major Depresif Bozukluk (MDB) tanıları mülteciler arasında en çok saptanan teşhislerdir. Ülkemizde genel toplumda %1,3 ile %8 arasında görülen TSSB, mültecilerin %15 ile %74'ünde saptanmaktadır.

Bir kişinin TSSB tanısı alması için ağır yaralanma, kendisi veya başkasının fizik bütünlüğüne yönelik tehdit yaşaması, tanık olması veya ölüm tehdidi almış olması ve aşırı korku, çaresizlik ve dehşete düşme tepkileri vermesi gerekmektedir. Ayrıca kişide belirli kaçınma, uyarılma ve yeniden yaşantılama semptomları olmalıdır. MDB, halk arasında depresyon olarak tanınır. Depresyon yaşayan kişi hayattan haz alamadığından; iştah ve yeme problemleri, uyku sorunları, aşırı suçluluk, değersizlik, yorgunluk, enerji kaybı, ölüm düşünceleri ve intihar girişimleri gibi birtakım rahatsızlıklardan yakınır. Özellikle travma mağduru mültecilerde görülen diğer psikiyatrik semptomlar veya davranışlar; aşırı duygusallık veya hiçbir şey hissedememe, toplumdan uzaklaşma, konsantrasyon ve hafıza problemleri, travmatik olayların önemli bir parçasını hatırlayamama veya sürekli tekrar yaşıyor gibi hissetme olabilir.

Türkiye'de mültecilerin bu sorunlarının çözümü için İstanbul'da ve bazı illerimizde İHH ve AID (Uluslararası Doktorlar Birliği) tarafından çeşitli çalışmalar yapılıyor. İstanbul'da bulunan AID genel merkezinde Gülen Yüzler ve Zeytin Dalı isimli projelerle çoğunluğu Suriyeli olan mültecilere psikolojik ve psikiyatrik destek veriliyor. Acil durumlarda sağlık hizmetlerinden yararlanma konusunda İçişleri Bakanlığı tarafından maddi destek sağlanıyor, tanı ve tedavi girişimlerinin ücretlerinin temini konusunda mültecilere yardımcı olunuyor. Benzeri birçok projeye ve girişime rağmen yapılanlar henüz yeterli düzeyde değil. Çok sayıda mağdur olduğu düşünülünce mültecilerin psikolojik durumuna dair daha duyarlı ve sistemli çalışmalara ihtiyaç var.